HDP’nin rehin tutulan önceki dönem eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, Türkiye toplumuna üçüncü bir çizgi ve seçenek olarak sunulan siyasetin yükselme zamanının geldiğini söyledi.

HABİBE EREN

JINNEWS/ANKARA

Seçim sürecinin sonuçlarının üçüncü çizginin zemini için sayısız olanak açığa çıkardığını belirten Figen Yüksekdağ, radikal demokrasi hattını daha güçlü bir umut ve güven odağına dönüştürmek gerektiğini kaydetti. HDP ve HDK’nin tam da bu noktada yeni bir eşiğe geldiğine işaret eden Yüksekdağ, üçüncü alan ve yeni yaşam programının yapısal gelişimi bakımından bu eşiğin aşılması gerektiğini vurguladı.

Kadın hareketi alanındaki çalışmalarına lise yıllarında başlayan ve aktif siyaset yaşamına 2002’de kurulan Ezilenlerin Sosyalist Platformu’yla katılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, 4 Kasım 2016’dan beri Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde rehin tutuluyor. Yüksekdağ, Jinnews’in sorularını yanıtladı.

 Türkiye gibi faşizmin, darbelerin, ara rejim dönemlerinin her türünü görmüş bir ülkede güçlü mücadeleler verilmeden, bedel ödemeden hiçbir kazanımın olmadığını hatırlatan Yüksekdağ, “Demokratik siyasal çözüm ve gelişme zemini de böyle kesintisiz ve güçlü bir mücadele yoluyla elde edilebiliyor. Açlık grevleri ve demokratik direniş süreci de içerisinde ağır kayıpları olduğu kadar büyük kahramanlıkları, güçlü feda ruhunu, toplumsal gelişmenin önündeki engelleri yıkma iradesini barındırdığı için başarılı oldu. Açlık grevi sürecinin, özellikle son üç yıl boyunca ciddi biçimde çıkışsız bırakılan demokratik siyasette alan açtığını, mücadele ve direniş dinamiklerindeki donma durumunu değiştirdiğini, direnerek kazanma çizgisine güç ve güven kazandırdığını söylemeliyiz. Umut ve kazanma azmi yeniden örgütlenmiştir, durumu kabullenme ve idare etme çizgisi aşılmıştır” dedi.

Halkın mesajı anlaşılmalı

 Kürt seçmeni ve HDP açısından 23 Haziran seçim sonuçlarının, parti seçim mottosunda da vurgulandığı gibi faşizmi geriletme ve İstanbul’da adaletin yerini bulması için müdahale anlamına geldiğini hatırlatan Yüksekdağ, İstanbul açısından bu müdahalenin amacına ulaştığını, HDP seçmeninin siyasetteki belirleyici yerini pekiştirdiğini söyledi. Diğer taraftan da HDP’nin gasp edilen 6 ilçe belediye başkanlığı için adaletten söz edilemeyeceğini ifade eden Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Aksine bugün Kürt halkı için haksızlığa, ayrımcılığa uğrama duygusu, sadece Kürt kimliği nedeniyle her tür adaletsizliğe maruz kaldığı algısı derinleşiyor. Haksız da değil. Kürtler Batı’da dişini tırnağına alıp, verdiği sözün bütün saldırı ve caydırma çabalarına rağmen arkasında durup CHP adaylarına kazandıran bir tutum aldı ama en hukuksuz, haksız yöntemlerle HDP belediyelerinin gasp edilmesi karşısında kendi gösterdiği demokratik tavrın yüzde birini göremedi. Yarın öbür gün demokratik kriterlerin ya da hassasiyetin herkese ayrı, Kürtlere ise apayrı işlediği bu kör siyasi döngü de çok kötü duvara toslayacak ama maalesef Türkiye’de muhalefet iddiası olan bazı kesimler en kötüsü başına gelmeden önünü göremiyor.

Bugün Kürtler belediye binalarından içeri giremiyor, Diyadin’de olduğu gibi seçtiği başkanları, temsilcileri belediye binalarında darp edilip, kelepçe takılıp hastanelik, karakolluk ediliyor. Bunları yapan, göz yuman, sessiz kalan kim olursa olsun, halkta artık daha derin gelişen kırgınlık, öfke, hesap sorma ve kimsenin ona layık göremediği adalete ulaşma mücadelesinin muhatabı olacaktır. İstanbul seçimlerinin en önemli yanı ise halk ve seçmen refleksinin, sahiplenmesi ve kararlılığının CHP’yi, İmamoğlu’nu ya da Ekrem Bey etrafında ittifak yapan bütün politik bileşkeyi aşmış olmasıdır. Türkiye ve Kürdistan toplumunun belli dur deme zamanları vardır. Bir süredir o zamanın geldiği görülebiliyordu. İnişli çıkışlı ama tarihte ender görülen baskı ve saldırılara rağmen tümden geri çekilmeyen bir halk muhalefeti geride bıraktığımız dönemin önemli sosyal-siyasal gerçeklerindendi. Bu muhalefet seçimler sürecinde kendini oy ve sandıkla ifade etti. Ama aynı zamanda kendi deneyimiyle başarmanın ve değiştirmenin yolunun asıl olarak sandıkların ötesinden geçtiğini de gördü. Akşamdan sabaha kaç sandık seçim sonucunu ihlal ve iptal eden, seçimli sistemin zerresi kalmış saygınlık ve güvenine de dinamit döşeyen bir iktidara karşı halk örgütlenmesi, birleşik duruş, dayanışma, sokak hareketi gibi demokratik değerlere dayanarak başarı sağlanabileceğini gördü.

Önemli olan bu eğilimi geliştirmek ve derinleştirmektir. Son olarak Kürt halkı ve HDP’de temsil edilen Türkiye’nin tutarlı, mücadeleci demokrasi dinamiği görevini yapmıştır. Mesajı daha net anlamak isteyenler için şöyle özetleyeyim: Bizler kötüyü bozabiliriz, yıkabiliriz; ama bizler aynı zamanda iyiyi, güzeli de kurabiliriz, yapabiliriz. Bizimle hangisine varsınız? Dilerim bu kez halkın verdiği mesaj doğru anlaşılır.

HDP’nin girişimleri tayin edici

 İstanbul seçimleri zaten genel siyasetin temel gündemiydi. Daha en başta Erdoğan, İstanbul seçim sonuçlarının Türkiye’yi kazanmak ya da kaybetmek anlamına geldiğini söylüyordu. Hatta belediye başkanlık seçimine referandum anlamı yükleyen de siyasi iktidardı. Bu sözler söylenmiş olsun ya da olmasın ortada apaçık duran bir gerçek var: AKP-MHP koalisyonu bütün büyük kentlerde açık ara kaybetmiş, geçen dönem rızayla ya da zorla alınan kitle desteği yitirilmiştir. Normal şartlarda ya da ülkelerde hiçbir iktidar, AKP-MHP iktidarındaki gibi pişkinlikle bir şey yokmuş gibi davranamaz. Ama Türkiye’de bırakın iktidarın gitmesini, bırakmasını, erken seçim çağrısı bile tartışılamıyor. Bu koşullarda asıl umut ve değişim gücü statükodan, pazarlık ve denge hesaplarından kıpırdayamaz hale gelmiş düzen partilerinde değil, demokratik siyaset alanında ve bu alanın başat temsilcileri HDP ve HDK’dedir. HDP’nin demokratik ittifak gündem ve girişimleri bu açıdan oldukça önemli ve tayin edicidir.

 Dar çatılar yetmez

 Memlekette bir seçim daha geçti ve iktidar kalıplarına hapsolmuş siyasetin neyi ne kadar yapabileceği yeniden görüldü. Türkiye’nin hayati ihtiyaç duyduğu demokratik, kadın, emek, doğa eksenli gelişme, iki karşıt kutba bölünmüş ve HDP’nin de birinin ucuna ilişmeye zorlandığı siyasi dizilimle sağlanamaz. Üzerinde çalışılan demokratik ittifak tam da bu ihtiyacı karşılamak için bağımsız bir yoldan gitmek gerektiğine işaret ediyor. Bütün partileri aşan, hatta AKP’nin, MHP’nin dahi onca güce, otoriteye rağmen üstünde hakimiyet kuramadığı karma, çok yönlü ama ortak beklentisi asgari de olsa demokrasi ve adalet olan bir kitleden söz ediyorsak, egemen kutuplar ya da dar çatılar artık kifayetsiz hale gelmiş demektir. Tam da bu özgül halk eğilimine ve dinamiğine uygun, ittifakı doğrudan halkla, kadınla, gençle, işçiyle, köylüyle, bütün siyaset dışı bırakılanlarla yapan ve bunu hâkim iki çizgi tarafından bölünmüş Türkiye toplumuna üçüncü bir çizgi ve seçenek olarak sunan siyasetin yükselme zamanı gelmiştir. Seçim sürecinin sonuçları bu zemin için sayısız olanak açığa çıkardı. Aslolan iyi değerlendirmek ve radikal demokrasi, devrimci demokrasi hattını daha güçlü bir umut ve güven odağına dönüştürmektir. HDP ve HDK’nin tam da bu noktada yeni bir eşiğe geldiğini, üçüncü alan ve yeni yaşam programının yapısal gelişimi bakımından bu eşiğin aşılması gerektiğini görmeliyiz. Ama seçimler sonrasında oluşan siyasetteki yeniden dizilim, yapılanma, kartların yeniden dağıtılması döneminde en avantajlı güç olduğumuzu da unutmamak gerekir. Samimiyet, dirayet, bedel ödeme, evrensel değerlere bağlılık gibi düzen siyaseti tarafından çoktan ayağa düşürülmüş ana sütunlara dayanarak ilerliyor olmak, bağımsız, temiz bir demokratik ittifak ve siyaset alanı oluşturmak için temel önemdedir.”

 
 

43 kiloyla hücrede

Elazığ 1 Nolu Cezaevi’nde uzun süre kaldığı açlık grevi eylemi nedeniyle 43 kiloya düşen Erdal Kotan’a 13 günlük hücre cezası verildi.  Kendisiyle aynı cezaevinde kalan Gazeteci İdris Yılmaz, gönderdiği mektubunda Kotan’ın durumu ve cezaevindeki baskılara değindi.  Açlık grevi eylemi sonrası birçok hukuksuzluğun yaşandığını bildiren gazeteci Yılmaz, prosedür gereği birkaç tutuklu dışında hiç kimsenin doktora götürülmediğini ve herhangi bir tedavi yönteminin uygulanmadığını kaydetti. Yılmaz, “Hücremize gelip aldıkları kan örneği sonrası sadece B12 ve D vitamini 2 kutu ilaçla tedavimiz sınırlı kaldı. Bu nedenle birçoğumuzda oluşan sağlık sorunları tedavisiz kalmaktadır. Açlık grevindeki Erdal Kotan arkadaşımız, eylem sonrası 43 kiloya düştü. Ellerinde ve ayak bileklerinde şişkinlikler oluşuyor. Bu arkadaşımızın tedavi yapılmadan, daha önce HDP Dersim İl Kongresi’ne gönderdiği bir faks nedeniyle 13 günlük hücre cezası verildi. Hücre cezası 17 Temmuz’da bitecek. Bu arkadaşımızın sağlık durumundan ciddi anlamda kaygı duysak da elimizden bir şey gelmediği için çaresizce beklemek zorunda kalıyoruz” dedi.  Yılmaz, ayrıca kendilerine gönderilen mektuplara keyfi bir şekilde el konulduğunu, yaşanan sorunlara ilişkin kaleme aldıkları mektupların gönderilmediğini söyledi.  Yılmaz, son olarak birçok sorunu da bu mektuba da el konulacağı kaygısıyla aktaramadığının altını çizdi. ELAZIĞ  
 

Şarkılara ıslık çalıyormuş!

Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutulan gazeteci Ahmet Kanbal, ıslık çaldığı için polislerin saldırısıyla karşılaştı: Örgüt şarkılarına ait ıslık çalıyorsun!

Mardin’de önceki gün evine giderken polisler tarafından önü kesilerek, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal’ın İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

Gazeteci Kanbal, dün avukatlarıyla görüştü. Moralinin iyi olduğunu belirten avukatlar, Kanbal’ın gözaltına alındıktan sonra ters kelepçe uygulamasına maruz bırakıldığını ve elinde yara oluştuğunu aktardı. Avukatlar, Kanbal’ın görüşme sırasında söz konusu durumun doktor tarafından rapora yazıldığını, ancak sonrasında polislerle doktorun yalnız görüştüklerini aktardığını ifade etti. Kanbal, ıslık çaldığı için polislerin müdahalesiyle karşılaştığını ve kendisine “örgüt şarkılarına ait ıslık çalıyorsun” denilerek saldırıldığını aktardı.  MARDİN