Kamp alanında sürekli olarak yangın çıkıyor. Araplar ve Afganlar arasındaki kavgaların sonu hastanede bitiyor. Adeta bir çadır kent olan yerleşkede, büyük çöp dağları, kendi tedarik ettiği eşyalar ile çadırında yemek yapmaya çalışan anneler, çamur deryası, sel, toprak kayması gibi onlarca tehlike atlatılıyor. BM’nin bu şartları iyileştirmemesinin ardında maddi gerekçeler aramak için Pollyanna olmak lazım. “Şartlar kötü, çok kötü, öyle kötü ki, gelmeyin!” demek istiyor.

Bir iltica öyküsü -III

Jînda ZEKİOĞLU

Taliban’dan kaçan Afgan, Keşmir’den gelen Pakistanlı; yaşam koşullarının, ekonomik zorlukların, işsizliğin yollara düşürdüğü Afrikalı büyük kalabalık, IŞİD’in zulmüne maruz kalan Kürtler, Êzîdîler, Araplar, Ermeniler; Erdoğan’ı eleştiren tweet attı diye hapis cezası alanlar, FETÖ’den yargılananlar, darbecilikten kaçanlar. Fazlası var eksiği yok!

Yıllar geçtikçe, bilimin, teknolojinin sınırları ilerliyor ancak insanlığınki geri sayımda. Göç sebepleri bir şekilde tükenmiyor.

Yaklaşık 10 yıl önce Ege denizindeki göçmen trafiği bugün kendini dörde katladı.

Bir şekilde ayağını AB kara parçasına basan kendini şanslı addediyor. Haksız da sayılmazlar. Taliban, IŞİD, korkulu rüyası değil artık, darbecilikle suçlanmayacak ve belli ki teslim de edilmeyecek, Erdoğan rejimi nedeniyle hapis yatmayacak, hayatı kararmayacak ya da 1 Euro 16,35 Güney Afrika randı ediyor. Peki ya yeni hayatına sıfır noktasından başlayama hazır mı? Ya mülteciliğin ağırlığı daha fazla çekerse aşağıya?

35 bin kişinin yaşadığı Samos Adası’ndaki mülteci kampı, BM’ye ait çalışma ofislerinin dışında, 600 kişilik bir kapasiteye sahip. Ancak yaklaşık 4 senedir üç aşağı beş yukarı 6000 ila 8000 arasında değişen mülteciyi ağırlıyor. Ağırlıyor derken yanlış anlaşılmasın, çarşıdan alınan bir çadır, kamp yerleşkesi içinde bulunan bir yere kuruluyor, oluyor sana BM’nin göçmen kampı.

Çipras hükümeti sürecinde, hükümetin mültecilere yönelik etnik, dini, politik ayrımcılığı, geri gönderme tehdidi hemen hemen ‘hiç olmadı’ denilebilir. Hükümet bu konuda üslubuna oldukça özen gösterdi. Ancak, ne yazık ki, aynı hassasiyetin ‘BM’nin maddi desteğini göçmenlere aktarma’ konusunda gösterildiğini söyleyebilmek zor. Çipras hükümeti, yönetimde kaldığı süre boyunca bu konudaki yolsuzluk iddialarına yanıt vermekten hep kaçındı. Özellikle Midilli ve Samos adalarındaki kamplar, insanlık dışı uygulamalar ile, maddi olanakların yeterince ulaştırılmadığı göçmen kampları olarak gerek Yunan basınında gerek evrensel medyada sıklıkla gündeme geldi.

Bu iki önemli başlık, Ege’nin öte yanına geçebilen göçmenler için her şeyin hem sebebi hem de sonucu.

Mülteci prosedürü

Her kim olursanız olun, dilerseniz babanızın özel yatıyla adanın bir kıyısına bırakılmış FETÖ’cü, dilerseniz IŞİD mağduru bir Kürt olun; eğer kaçak yollar ile ülkeye giriş yapmışsanız öncelikle karakolda ifadeniz alınır. Tabii ciddi bir sağlık probleminiz yoksa. Eğer varsa önce hastanede ilk yardım yapılır. Ardından işlemleriniz için karakola yönlendirilirsiniz. Avukat tutmak isteyenler oluyor ancak ülkeye kaçak yolla giriş yapanlara avukatlık hizmeti vermeyi istemeyen hukukçular çoğunlukta. Vatandaşı olmadığı için devletin aktardığı avukat da yok. Kendiniz anlatmak zorundasınız. Bu aşamada dil sorun değil. Telekonferans ile bağlantı yapılan yeminli tercümanlar ile derdinizi anlıyorlar.

Karakolda ifadeniz alınırken, emniyetin sizin kaçtığınız ülkedeki kişisel sorunlarınız ile değil kaçma biçiminizle ilgilendiğini bilmenizde yarar var. Yunan Deniz Polisi, son 5 yıldır AB’nin özel Göçmen Kurtarma Ekipleri ile çalışıyor ve bu yolla umut tüccarlığı yapan, patlak can yelekleri, benzinsiz teknelerle, kapasitenin üstünde doldurarak, insanları ölüme terk eden kaçakçıların peşinde. Bu kanalları tıkayarak, ölümleri ve göç dalgasını durdurmanın mücadelesini veriyor.

Karakoldaki sorgunuzun ardından, polis eşliğinde kampa götürülerek orada Birleşmiş Milletler yetkililerinin de görev aldığı Mülteci Bürosu’nda göçmen kaydınızın açılması ile yerleşim, barınma, beslenme gibi sorunlarınızın çözüme kavuşturulması sağlanıyor. Bu kısım bir ya da iki gününüzü alacaktır. Hele de aile iseniz, o gün bir görevli sadece sizinle ilgilenir. Bu nedenle kuyruklar, sıralar, beklemeler derken, mülteci başvurusu randevunuz sarkabilir. Görüşmeyi yapmadığınız sürece gözaltında kabul edilirsiniz ve serbest dolaşım hakkınız yoktur.

İşlemlerin hızı, Yunanistan bürokrasisinin yavaşlığıyla da ilgili elbette. Sabah 08.00’de başlayan görüşmeler, 15.00’te biter. Çünkü ülkedeki çalışma saatleri böyle.

Mülteci Bürosu’ndaki görüşmenizde, kaçmak zorunda olduğunuz ülkeden neden kaçtığınıza dair, kısaca öykünüz dinlenir. Hemen ardından sığınma talebinizi Yunanistan’a mı yoksa AB ülkelerinden birini seçmenize olanak tanıyan Dublin Sözleşmesi’ne mi dahil olmak istediğiniz sorulur. Burası mühim; göç eden binlerce insan içinde Yunanistan’da kalmak isteyen sayısı çok az. Hemen herkes, İsviçre, Almanya, Hollanda diyor. Akrabası olduğu için Fransa diyenler var. Ama Fransa’nın sert göçmen politikaları nedeniyle karar değiştiriyorlar. Göçmenlerin diyalogları, kulaktan dolma bilgilerle, hangi ülke daha çok mülteci maaşı veriyorsa oraya yönlenmekle sonuçlanıyor daha çok. Bu ara İsviçre moda!

Zorunlu göçten Avrupa hayallerine

Başvurunuzu Dublin Sözleşmesi ile Avrupa ülkelerinden birine yaptığınız için, üzerinde kırmızı mühür basılmış, ayda bir değiştirilmek üzere olan, en iyi ihtimalle yaklaşık 1 yıl sonrasına mahkeme tarihi verilmiş ‘Mavi Kimlik’lerinizi teslim alıyorsunuz. Kırmızı mühür adayı terk edemeyeceğiniz ve kamp yerleşkesi içinde yaşamak zorunda olduğunuz anlamına geliyor. Yani rehinsiniz! En fazla şehir merkezinde dolaşım serbestiniz var. Ancak Samos adasının genelinde göçmen dolaşımına tepki gösteren halk ya da güvenlik pek yok. Suça karışmadığı müddetçe!

Diyelim ki, Türkiye’den ya da Suriye’den kaçan, politik sığınmacısınız ve Yunanistan’a sığınma talep ediyorsunuz. O zaman uygulama biraz daha farklı.

Siyasi korunma hakkı, 1951 Cenevre Anlaşması gereği; özellikle gazeteciler, politikacılar, akademisyenler, kamu yararı için görev yapan meslek gruplarını yakından ilgilendiren bir üst hak çerçevesi. İltica etmiyorsunuz, ‘siyasi koruma’ alıyorsunuz. Hikayenizi belgeleyebildiğiniz taktirde yaklaşık 3 yıl içinde mahkemeniz gerçekleşiyor. Bu süre içinde geldiğiniz ülkeye sizin başvurunuz ile ilgili hiçbir bilgi verilmiyor ancak İçişleri Bakanlığı’nda siciliniz araştırılıyor. Bu süreçte karar değiştirir de geri dönmek isterseniz dönebilirsiniz ancak bir daha yurtdışı çıkışınızda sorun yaşamanız olası.

Pasaport düzenlemeniz 1951 Cenevre Sözleşmesi kuralına bağlanarak süresiz oturum alabiliyorsunuz. Bu alanda ilk başvuruyu yaptığınız andan itibaren aldığınız Mavi Kimlik, kırmızı mühür taşımaz. Yunanistan içi serbest dolaşımınız mevcuttur. İzne ya da gerekçeye bağlı olarak AB içinde seyahat edebilirsiniz. Çalışma izni için ΑΦΜ (okunuşu a-fi-mi) denilen vergi numaranızı, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmek için AMKA kodunuzu alabilirsiniz. ΑΦΜ numaranız olduğu için ev kiralayabilirsiniz, iş bulabilirsiniz. Ücretsiz dil kursundan faydalanabilirsiniz. Kısacası, entegre olmaya açıksanız, Yunancayı hızla öğrenirseniz –ki kolay olduğu pek söylenemez ama- Yunan bir vatandaştan hemen hemen bir farkınız kalmaz. Ama tabii “Almanya, daha çok mülteci maaşı veriyor” diyenleri bu seçenek kapsamıyor. Üstelik bu başvuruyu yapanların sayısı da oldukça az. Siyasi koruma isteyen fakat diğer AB ülkelerine gitmek isteyenlerin, siyasi koruma başvuru süreçleri ancak gittikleri ülkelerde başlatılabiliyor.

Yunan adasında mülteci olmak

Rehin olmak demek. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mülteci anlaşmaları gereği, göçmenler Türkiye’ye geri iade edilmiyor evet, ama gitmek istedikleri ülkelere de öyle hemen gönderilmiyor. Ne zaman ki, başvuru yaptığınız İsviçre, Almanya, Belçika sizi kabul eder, -yani sizi seçer- ancak o zaman gidebilirsiniz. İlk başvurunuzdaki ülke seçimi bu nedenle çok önemli. Dedeağaç, Selanik, Atina sokakları dahil tüm adalar, başvuru yapmadan ‘En iyi ülke!’ seçimi için son dedikoduları takip eden ve öyle başvuru yapmayı tercih eden, kağıtsız-kayıtsız göçmenlerle dolu.

Adalardaki kamp koşullarının durumu ise ortada. Kışın bastırmasıyla hali hazırda yetersiz olan kamplarda nüfus artışından kaynaklanan yeni sorunlar baş gösterdi.

Sivil Savunma Bakanlığı’nın Kuzey Ege adalarındaki sığınmacı sayısı ise verileri şöyle; Midilli’deki Moria Göçmen Kampı’nda 14.427, Sakız’da toplam 4.980 ve bunun 4.682’i Vial Göçmen Kampı‘nda, Samos’ta toplam 6.202 ve bunun 5.999’u Vathi Göçmen Kampı’nda yaşıyor.

Büyük göç dalgasının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’daki Türk vatandaşları sokağa çıkmaya davet etmesi, ABD ve Avrupa’yı kapıları açmakla tehdit etmesinin üzerine denk gelmesi tesadüf olarak nitelendirilmemesine neden oldu. Sadece Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik yaptığı son işgal operasyonunda 300 bin kişi göç etmek zorunda kalmıştı.

‘Sorun para değil’

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatoviç Yunan adalarına 5 günlük bir ziyaret gerçekleştirdi. Kabul edilemez yaşam koşullarıyla karşılaştığını dile getiren Mijatovic, Yunan yetkililerle çeşitli toplantılar yaptı. Kısa süre içerisinde ikinci kez gözlem yapmaya gelen yetkili; “Yunanistan’ı bu kadar kısa sürede ikinci kez ziyaret etmemin nedeni, onaylanmayacak derecede şaşırtıcı açıklamalar duymuş olmamdır” dedi.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, sığınmacıların yiyecek kuyruğunda 3 saat beklediklerini, cilt hastalıkları olan çocuklar için gerekli tıbbi yardım yapılmadığını, hijyen ve temiz suya erişim konularındaki önemli sorunların olduğuna dikkat çeken Mijatoviç, ”21. yüzyıl Avrupa’sında izlenmemesi gereken görüntüler. Sorun kesinlikle maddi eksiklikler değil. Fonlar gerekilen yerlere, gerektiği şekilde kullanılmıyor” diye konuştu. Adalarda rehin şekilde tutulan göçmen nüfusun 20.000’i yıl sonuna kadar Yunan anakarasına geçirileceği sözünü Yunan yetkililerden aldığını dile getiren İnsan Hakları Komiseri, acil önlem olarak yemek ve tuvalet kuyruklarının çözülmesi uyarısı yapıldığını da belirttiğinin altını çizdi.

Dublin Sözleşmesi ile, diğer Avrupa ülkelerine sığınma başvurusunda bulunanların talep ettikleri ülke tarafından çağırılması koşulu ile adalarda bekletilmesi nedeniyle rehin hayata dönüşen kamp sürecinin çözümü için Alman İçişleri Bakanlığı’da bir adım attı. Bu sürecin, talep edilen ülkeler tarafından daha kısa sürelerde yanıtlanması sürecinin planlandığını dile getirdi.

Yeni hükümet yeni mülteci yasası

Yeni hükümet verdiği vaatler üzerine ilk iş yeni mülteci yasasını devreye soktu. Yunan Parlamentosu’nda uzun tartışmalara neden olan yasa tasarısı tüm eleştirilere rağmen meclisten geçirdi.

Yasa tasarısı; iltica başvurusu süreçlerinin daha ayrıntılı incelenmesini, kimin bu hakka sahip olduğunu ve kimin olmadığının daha dikkatli araştırılmasını, mülteci olarak yaşayanların hak ve yükümlülüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Buna göre; mülteci olarak kabul edildikten sonra, sığınmacılar kendi öz güçleri ile barınmalarını sağlayacaklar. Başvuru işleminin tamamlanmasından altı ay sonra ‘iş gücü mümkün’ yetkisi verilebilecek, aleyhe sorun yaşandığında iş gücü iptali kararı alınabilecek, bu süreçte korunma devlet desteğine tabii tutulacak ve Yabancılar Sağlık Kartı (CFSP)’yi alabilecek.

Göçmen ekonomisinin adalara katkısı

İstediğiniz ülkeye gidene dek adada sizi nasıl bir hayat bekliyor peki? Girişte barınma koşullarını anlattım. 500 yatak kapasiteli kampın nüfusu yaz aylarında 7000’e kadar yükseliyor. Kışın zor şartlarında ise bu sayı en fazla 5000’e düşüyor. Peki bu 4500 mülteci nasıl yaşıyor?

Kamp alanında sürekli olarak yangın çıkıyor. Araplar ve Afganlar arasındaki kavgaların sonu hastanede bitiyor. Adeta bir çadır kent olan yerleşkede, büyük çöp dağları, kendi tedarik ettiği eşyalar ile çadırında yemek yapmaya çalışan anneler, çamur deryası, sel, toprak kayması gibi onlarca tehlike atlatılıyor.

BM’nin bu şartları iyileştirmemesinin ardında maddi gerekçeler aramak için Pollyanna olmak lazım. “Şartlar kötü, çok kötü, öyle kötü ki, gelmeyin!” demek istiyor.

Buna rağmen geliyor, kalıyor, sabrediyor isen sahiden kendi cehenneminden geliyorsun mantığıyla bakıyor başvuruna.

Birleşmiş Milletler, aylık yetişkin kişi başı 90 Euro, çocuk başı 50 Euro veriyor. Ortalama 2 çocuklu bir göçmen aile, 280 Euro ile ayı geçirmeye çalışıyor.

Yazının başında anlattığım, göçmenlerle empati kuran Samoslu Yunan amca gibilerin sayısı her geçen yıl azaldı. Bir sohbette adanın komünistlerinden olması ile ünlü bir hanımefendi, “Barınma BM’den, yemek BM’den, sağlık BM’den, üstüne de aylık 280 Euro. Oh ne ala!” deyince, “280 Euro’yu size versem ben, o kampta bir gece geçirir misiniz?” diye sorarak, Almanların ‘fremdschaemen’ deyimi ile açıkladıkları, ‘bir başkası adına utanma’ duygumu depreştirdim.

Her yanından pislik akan, yazın sıcağında kışın soğuğunda kol gezen hastalıklar binlerce çocuğun yaşamını tehdit ederken, 4 kişilik bir aile için ayda 280 Euro ne anlam ifade edebilir ki?

Güney Afrikalılar hariç!

Afrikalı göçü, hem Yunanistan’daki kampların genelinde en yüksek orana çoğunluğa sahip hem de bir yanı ile diğerlerinden oldukça farklı. Yazının başından beri söz ettiğimiz olumsuzlukların hiçbiri Afrikalıları genel olarak zorlamıyor. Kongo’daki, Gana’daki yaşam şartlarından çok daha kötü olmayan kamp şartlarının yanı sıra, yemek ve aylık kişi başı 90 Euro mülteci maaşı, bir Afrikalı için çok para!

Neden mi?

Çünkü 1 Euro, tam 16,35 Afrika randı ediyor. BM’den aldıkları 90 Euro, 1.471 Afrika randı ediyor. Yemek masraflarının kamp tarafından karşılandığını düşünürsek, 90 Euro’nun yarısını memleketlerindeki ailelerine rahatlıkla gönderebiliyorlar. 45 Euro, Kongo’da bir aylık mutfak masrafı!

Buna rağmen Afrikalıların tamamının harcırahlarını memlekete gönderdiklerini söyleyemeyiz. Yunan halkının farkında olduğu ancak sesli dile getirmedikleri ciddi bir göçmen ekonomisi var ve sadece yazın 3 ayı turizmle dönen, krizden yeni yeni başını çıkarabilen bir ada olduğunu düşünürsek Samos, bu durumda bir hayli karlı.

Şöyle bir matematik yapalım kabaca.

Samos’ta ortalama 6000 mülteci yaşıyor. Bunun 2000’i çocuk.

Yetişkin 90 Euro x 6000: 540 bin Euro ediyor.

Çocuk 50 Euro x 2000: 100 bin Euro ediyor.

Sadece BM’den göçmenlere ödenen maaşları dahil etsek bile, her ay 640 bin Euro Samos’ta kalıyor. Samos’un marketinde, manavında, kasabında, mağazasında.

Bunun yanı sıra, ailesinden maddi yardım almaya devam edenlerin oranı da hayli yüksek.

Ailesinden yardım almaya devam eden demişken, yaz boyu Ege kıyıları özel yatları, jetskileri ile adaya bırakılan ‘FETÖ’cüleri konuştu. Kamp içinde, bürokratik dairelerde, karakol önlerinde hemen tanınması mümkün olan bu göçmen grubu; kısa sürede başvurusunu yapıp, oteline yerleşip, tatilini yapıyor ve zamanını bekliyor. Ya da paranın açamadığı kapı yoktur şiarıyla kendini bir şekilde Atina’ya oradan da Avrupa’ya sokuyor. Tabii maalesef aralarında onlar kadar şanslı olmayan, Sakız adası yolunda tekneleri alabora olup sulara kapılan minik bedenler de vardı.

Kamp istihdamına geri dönecek olursak; yerleşke için çalışan; inşaatçısı, demircisi, elektrikçisi, tesisatçısı, mimarı, teknisyeni, güvenliği, itfaiyecisi, marangozu da açılan bu yeni iş alanı sayesinde kazanıyor. Yoksa Aralık ayında, Samos’un köyünde yaşayan elektrikçi nereden para kazanacak? Mülkü bol, nakiti az bir halk olan Yunanlar için, bu yoğunluktaki bir kamp adeta iş kapısı. Farkında olan da var, olup susanı da. Bahçesindeki portakalları toplayıp, kampın önünde satanı da. Kampta yaşayan dışında hemen herkesin bahçesinde portakal ağacı olduğu için, o portakalcı portakallarını kime satabilir ki başka? Göçmen dediğinin her dirhemi para eden yeni nesil kölelik!