
1952 yılında Viranşehir’de doğan Ömer Özsökmenler, bu toprakların trajedisini ve mücadelesini kendi şahsında birleştiren bir devrimci savaşçıdır. O sadece kendini devrime adamış bir savaşçı değil, bu coğrafyanın son 50 yılının kritik dönemlerinde gençlik mücadelelerinin, toprak işgallerinin, gecekondu direnişlerinin, fabrika grevlerinin, cezaevi direnişlerinin, Kürt ulusal mücadelesinin içinde mücadele bayrağını onurla taşımış biridir.
Babası Ermeni Katliamı’ndan kurtulmuş biridir. Ermeniler Viranşehir’den sürülürken annesi tarafından çok küçük olduğu için evin dolabında saklanmış ve Kürt bir aile tarafından büyütülmüştür. Ömer bunu 16-17 yaşlarında öğrenir ve Arjantin’de olan amcalarıyla ilişki kurmaya çalışır. Ancak Arjantin’de Pinochet’in darbesi ile Türkiye’deki 12 Mart darbesi sonucu ilişki kopar.
Lise çağlarında devrimci mücadeleye özellikle de Kürt ulusal mücadelesine ilgi duyar. Boykotlar örgütler, eylemlere katılır, devrimci tiyatrolar sahneye koyar.
Üniversiteye başladığında DDKO içinde çalışmaya başlar. Dr. Şivan’ın kurduğu T-KDP içinde yer alır. 1971 darbesi ile aranmaya başlayınca Necmettin Büyükkaya ile birlikte Güney Kürdistan’a geçer, peşmerge kamplarında kalır. Dr. Şivan’ın öldürülmesi üzerine Beyrut’a gider. Filistin kamplarında kalır ve 1973 yılındaki Arap- İsrail savaşı sırasında Filistinlilerle birlikte savaşır. Daha sonra Şam’a geçerek THKO’ya katılır.
1974 yılında İstanbul’a dönerek devrimci çalışmalarına devam eder. Alibeyköy’de yerleşir ve bir yandan da işçileri örgütlemeye başlar. Ama dikkati hep Kürdistan’dadır.
1975’li yıllarda Antep ve Maraş bölgesinde çalışır. Pazarcık’ta bir toprak işgali sırasında köylülerle birlikte tutuklanır. İlk mahkemede köylülerin traktörlerle adliyeyi sararak direniş başlatması sonucu mahkeme tarafından serbest bırakılır.
1976 yılında Antep’te çalışırken, Düztepe’de zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’un bizzat yönettiği iki devrimcinin (İlhan Emre ve Mehmet Ali Özpolat) yaşamını yitirdiği katliamdan tesadüfen kurtulur. İstanbul’a dönerek fabrikalarda çalışmaya başlar. Artık İstanbul işçi semtleri, gecekondu mahalleri onun temel örgütlenme alanı olmuştur. 1977 1 Mayıs katliamında metal işçisi olarak alandadır ve katliamdan elbiselerinde kurşun delikleri ile kurtulur.
O süreçte 80'e yakın direnişe katılır. Ayrıca İstanbul'da gecekondu direnişlerini örgütler. 1 Mayıs mahallesi, Güzeltepe gecekondu direnişlerinin başarıyla sonuçlanmasında büyük emeği vardır. O yıllarda örgütlediği fabrika ya da gecekondu direnişlerinin, yürüyüş ve eylemlerinin tümünde bizzat yer alır, ayak basmadık semt bırakmaz.
1981’de gözaltına alındığında 115 gün işkencede kalır. Tutuklandıktan sonra da pek çok kez cezaevinden alınarak sorguya götürülür, ağır işkence görür. Bir keresinde öldüğü düşünülerek cezaevi kapısına bırakılır.
Daha cezaevindeyken Kürdistan’da başlayan silahlı direniş üzerinde düşünmeye başlar. Cezaevinden çıktıktan sonra da bu konu üzerinde araştırmaya, düşünmeye, yazmaya devam eder. Yüreği artık Kürt dağlarında mücadele edenlerle birlikte atmaya başlamıştır. "Halkım orada mücadele ederken, kardeşlerim ölürken ben metropollerde yaşayamam" der. Ve 1990’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi'ne katılır.
Aksi önerileri reddederek, savaşın içinde kalmayı tercih eder ve mücadelesini Kürdistan dağlarında sürdürür. Ozan ismini alır. Artık O, Anadolu ve Mezopotamya’nın Özgürlük savaşçılarından, biridir. Ömer Özsökmenler, 16 Mayıs 1997’de işbirlikçi ihanetin saldırısı sonucunda gerçekleşen ve tarihe "Hewlêr Katliamı” olarak geçen olayda bindirildiği arabada fedai eylemi gerçekleştirerek yaşamını yitirir.
Yaşamın, ailesinin, düzenin konforunu redderek devrimi bilinçle seçmiştir. Devrimci mücadelenin zorluğunu değil güzelliğini yaşamıştır. Mücadeleden ve yoldaşlarından emeğinini, sevgisini, ilgisini hiçbir zaman sakınmamıştır. Hep 32 dişiyle gülmüş, doyasıya sevmiş ve sevilmiştir.
Zorun, işkence tezgahlarının, namluların ucunda bazen ihanetlerin ortasında güzellikleri yaratmasını bilen, yoldaşlarına her zaman sevgiyle ve saygıyla yaklaşabilen, devrimciliğin ve yaşamın ince ayrıntılarını hiçbir zaman unutmayan, en zor anlarda bile gülümseyen ve gülümseten güzel insanlardan biridir. Bilinçle seçilmiş soluklu mücadelenin her alanında ter döken, emek veren, her türlü güçlüğe rağmen var olabilen, zorlukları gülümseyerek karşılayan devrimci kuşağın seçkin örneklerindendir.