Gazeteciler için bu şaşılacak bir olaydı belki ama Kürt kadınlarının siyasette rolünün gün geçtikçe etkin hale geldiğini gözleyenler için olağan gelişmeydi. 1990 yılında Zekiye Alkan’ın Diyarbakır Surlarında kendi bedeni ile yaktığı Newroz ateşi, Kürt kadınlarını etkileyen en önemli siyasal eylemlerden biri oldu. Zekiye Alkan gencecik bedeni ile yaktığı özgürlük ateşi, serhildanlarda ön sıralarda yer almaya başlayan Kürt kadınları için direnişin, mücadelenin, kölelik tarihine başkaldırının sembolü oldu.
1990’lı yıllar Kürt kadınlarının siyaset sahnesine çıkmaya başladığı yıllar oldu aynı zamanda. 1991 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Parti listesinden Diyarbakır milletvekili olarak seçilen Leyla Zana, TBMM’ye milletvekili olarak girdi. Sonraki yıllar Kürt özgürlük hareketinin çözümlemelerinde kadın sorunu, özgürlük sorununun en önemli yönlerinden biri oldu. Çeşitli alanlarda kadın birimleri, kadın örgütlenmeleri oluştu. Benzer gelişmeler siyasette de ortaya çıktı.
1994’te kurulan HADEP içinde kadınlar önemli ölçüde yer almaya ve çeşitli kademelerde çalışmaya başladılar. 1997’te partide Kadın Komisyonu oluştu ve yerel örgütlerdeki kadınlarla koordineli olarak çalışmaya başladı. 2000 yılında gerçekleşen kongrede ise Kadın Komisyonu, kol örgütlenmesine dönüştü. Ayrıca kendi yönetimlerini seçme hakkına sahip olan özerk örgütlenme de kabul edildi. Yine ilk olarak kadın kotası da yüzde 25 olarak HADEP tüzüğüne girdi. Bu durum Kadın Kolları Yönetmeliği'nde şöyle yer aldı:
“Her kademedeki adaylık, delege ve her toplantıdaki konuşmacı oranı konusunda, kadınlar için pozitif destek uygulanır. HADEP tüzüğünde yer alan her düzeydeki yönetim üyeliklerine seçimlerde, seçilenlerin en az dörtte birinin kadın olması gerekir. Bu kural belediye meclis üyeliklerinde, il genel meclis üyeliklerinde, milletvekili adaylıklarında, ilçe, il kongreleri ve kurultay delegeliklerinde uygulanır; üye ve delegelerin, milletvekili adaylarının en az dörtte birinin kadın olması gerekir. Üst sınır konulamaz.”
Bu gelişmelerin sonucu yukarıda da söz ettiğimiz gibi 2002 yılında yapılan genel seçimlere yansıdı. Bu seçimde katılan ve kapatılan HADEP yerine kurulan DEHAP, 23 ilde kadınları birinci sıradan aday gösterdi. DEHAP listelerinde 100’ün üstünde kadın aday yer aldı.
Ancak bunun kolay olmadığını belirtmek gerekiyor. Siyasi olarak hem bu kararın alınması hem de uygulanması başta Kadın Kolları olmak üzere kadınların direnci ve mücadelesi ile gerçekleşti. Özellikle adayların belirlenmesi sürecinde erkeklerin iktidar düşkünlüğü kadınları oldukça zorladı. Partili olmalarına ve tüzüğü bilmelerine rağmen kadın sorunu konusunda yeterli kavrayışa sahip olmayan ve kadınların hep kendilerinin seçilmesi için çalışmasına alışan erkekler, bu durumdan vazgeçmemek için epeyce direndi.
Kadınların yüzde 10’luk barajı aşamasa da seçimlerdeki başarısı pek çok algıyı değiştirdi. Kitle eylemlerinde, gösterilerde, mahalle çalışmalarında en önde olan kadınlar artık siyaset sahnesinde de yer almaya başladılar.
Haziran 2003 tarihinde toplanan DEHAP Kongresinde yeni program ve tüzük kabul edildi. Yeni programda 21. yüzyıla karakterini veren 3 çelişkiden birinin cins çelişkisi olduğu kabul edilerek şöyle denildi: “Kadınların yer almadığı, dışlandığı, susturulduğu bir tarihin ürünü olan bugünkü dünyamız, insanlığın sorunlarına çözüm üretememektedir. Toplumun yarısının yok sayıldığı bir eşitlik gerçek eşitlik değildir; kadınların farklılıklarıyla temsil edilmediği demokrasiler de eksik demokrasilerdir. DEHAP, kadınların siyasal ve toplumsal yaşama katılımları önündeki engellerin aşılmasını zorunlu bir görev olarak görür. Kadınların karar alma ve uygulama süreçlerinde temsil edilmesini engelleyen koşullar ortadan kalkıncaya kadar pozitif ayrımcılık uygulanacaktır. Siyasi Partiler Yasasında bu doğrultuda düzenlemeye gidilecektir."
Aynı kongrede bu doğrultuda tüzük değişikliği de yapılarak kadın kotası yüzde 35’e çıkarıldı. Aile içi alan dahil olmak üzere kadınlara yönelik her türlü şiddet uygulamak ve tacizde bulunmak, partiye üye olduktan sonra çok eşli evlilik yapmak da parti disiplin suçu sayıldı.
Bu konu parti içinde başlangıçta çeşitli tartışmalara yol açsa da kadınların mücadelesi sonucu kabul gördü ve sonraki partilerde ve yaşamda uygulanır hale geldi.
2003 Eylül ayında Kürt kadınların örgütlenmesi yeni bir aşamaya yükseldi ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) kuruldu. Kadınların, kadın kimliği ile bir araya gelmesini ve genişlemeyi önüne hedef olarak koyan DÖKH, kadın meclislerini kurma kararı aldı. Aynı kongrede Demokratik Ekolojik Toplum'un inşaasında temel bir işlev üstlenen yerel yönetimlere kadının kimliği ile aktif olarak yer almasının büyük önem taşıdığı ifade edilerek, “yerel yönetimlerde adalet, eşitlik, katılımcılık ve özgürlük siyasetine dayanan kadın yöneticiliğinin geliştirilmesinin toplumun demokratik dönüşümünü sağlayacağı” vurgulandı.
DÖKH’ün kurulması ve kadın bakış açısıyla siyasete aktif müdahalesi önemli gelişmelere yol açtı. Gerek toplumda gerekse siyasal partide kadınlar artık erkeklerin yedeği olmaktan çıkarak asıl unsur olarak yer almaya başladılar. Barış ve demokrasi mücadelesinin hem toplumda, hem yerel yönetimlerde hem de TBMM’de öncü gücü haline geldiler.
2004 yılında yapılan yerel seçimlerde DEHAP, ilk kez kadın kotası uygulama kararı aldı. Ancak erkek egemen zihniyet bu kez 2002 genel seçimlerinden daha fazla direndi. ‘Kadınlar belediye başkanlığı yapamaz’ anlayışını yaymaya çalıştılar ve onların direnci sonucu kota iptal edildi. Ancak DÖKH konferans kararlarını hayata geçirmek için büyük çaba göstererek, kadın adayların seçilmesini sağladı. Bu çalışmalar sonucu 1999 yerel seçimlerinde üç olan kadın belediye başkanlarının sayısı dokuza çıktı. İl genel meclis üyelikleri ve belediye meclis üyeliklerinde ise yüzde 40 olan kadın kotası tutturulamasa da yüzde 17 kadın temsili sağlandı.
DEHAP’tan sonra kurulan DTP’de ise kadın kotası yüzde 40’a çıktı. Ayrıca Türkiye’de ilk kez yasalarda olmasa da fiili olarak eşbaşkanlık sistemine geçildi. Kadınlar DTP’de özerk kadın meclisi şeklinde örgütlendiler. Aynı zamanda DÖKH’ün bir bileşeni de olan DTP Kadın Meclisleri sadece genel merkezde değil il ve ilçelerde de kuruldu.
2007 Genel Seçimleri’nde DTP, “Bin Umut Adayları” adıyla seçimlere bağımsız adaylarla girerek 23 milletvekilliği kazandı. Bunlardan 8’i kadın milletvekiliydi.
Kadınlar 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nde de 99 belediye başkanlığından 14’ünü kazanmayı başardı. Milletvekili sayısı 2011’de 36’ya, kadın vekil sayısı ise 11’e çıktı.
Kadınların etkin çalışması elbette devletin dikkatinden kaçmadı. 2009 yerel seçimlerinden sonra yüzlerce DÖKH aktivisti kadın tutuklanarak cezaevine konuldu. Ancak kadınlar örgütlenmeye hız vererek tutuklananların yerini doldurdular ve çalışmalar kesintisiz devam etti.
DTP’den sonra kurulan Barış ve Demokrasi Partisi’nde de bütün kademelerinde eşbaşkanlık sistemi uygulandı ve kadın kotası yüzde 40 oldu. 2014 yerel seçimlerinde ise yerel yönetimlerde fiili olarak eşbaşkanlık uygulamasına geçildi. Eylül 2012 tarihinde Tatvan’da gerçekleştirilen BDP Kadın Konferansı’nda alınan eşit temsiliyet kararı kongrede karar altına alındı.
Kürt kadınlarının siyasette etkin biçimde yer alması toplumda da değişimlere yol açtı. Eşbaşkanlığın yasallaşması ve Kadın Bakanlığı’nın kurulması için çaba gösteren kadınların mücadelesi sonuç verdi. Kadın vekiller yasa tasarıları vererek, Meclis’te etkin bir çalışma yürüttüler. Bunun sonucu siyasi partilerde eşbaşkanlık yasallaştı ve daha sonra Aile Bakanlığına dönüşse de ilk kez Kadın Bakanlığı kuruldu.
Diğer partiler de bazen kadının dönüştürücü gücünü gördüklerinden bazen de gönülsüz olarak hem yönetim kademelerinde hem de milletvekilliğinde kadın sayısını artırdılar.