
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG
Nedret Tanrıkulu kar gibi ağarmış saçlarıyla karşımda bir onur abidesi gibi duruyor. Konuşurken çoğu zaman geçmişte yaşadıkları için hüzünlense de hüznünün arkasında sağlam bir inanca ve azme sahip.
Tanrıkulu, Amed'in Farqîn (Silvan) ilçesinde yurtsever bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Yedi yaşına kadar doğduğu Baxça köyünde kalan Nedret Tanrıkulu, daha sonra Bismîl'in Bellê köyüne yerleşir ve okula başlar.
Okulun tek kız öğrencisidir; zira ‘okuyup da ne olacaklar’ deyip kız çocuklarının okula gönderilmediği zamanlardır. Okumaya çok hevesli olduğunu söyleyen Tanrıkulu, "Ne pahasına olursa olsun okumak istiyordum. Birlikte okula gittiğim ağabeyim 'Ya biri seni rahatsız ederse, ya birileri bir şey derse' tedirginliği içerisindeydi. Okuduğum dört yıl boyunca tek kelime dahi Türkçe konuştuğumu hatırlamıyorum. Hem Türkçe'ye karşı bir tepkim vardı hem de konuşmaya utanıyordum. Geldiğim köye uyum sağlayamıyordum. Zaten dördüncü sınıftan sonra beni okuldan aldılar" diye anlatıyor.
Yalnız geçen çocukluğu
Okuldan ayrıldıktan sonra yaşamı ev ile bahçe arasında geçer. Yalnız bir çocukluk dönemi geçirdiğini aktaran Tanrıkulu; "Koca köyde tek bir kız arkadaşım vardı. O da ailesi çoğu zaman bize gelmesine bile izin vermezdi. Yalnız bir çocukluk geçirdim. Ailem yörede tanınan bir şeyh ailesiydi diye herkesten daha fazla hareketlerime dikkat etmem öğütlenmişti. Elime geçen her şeyi okur, sürekli radyo dinlerdim" diyor.
Bir anda dört çocuk annesi
O yıllarda kimsenin hayat arkadaşını seçme şansı yoktur. Tanrıkulu, 17 yaşındayken Êlîh’te yaşayan ve yüksek okula giden kuzeni Mahmut Tanrıkulu (Felat) ile nişanlandırılır. Aile büyükleri kendilerinden habersiz dini nikahlarını da kıyar.
“Evlenir evlenmez kendimi kalabalık bir aile içerisinde buldum. Deyim yerindeyse bir anda dört çocuk annesi olmuştum" diyen Tanrıkulu, Mahmut Tanrıkulu’nun yetim kalan küçük kardeşlerine de baktığını anlatıyor.
Eşi devrimciliğe teşvik etti
Nedret Tanrıkulu, eşinin Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkide olduğunu evlendikten sonra öğrenmiş. Eşi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin büyük komutanlarından Mahsum Korkmaz’la (Agit) aynı okul sıralarını paylaşmış. Eşini ‘iyi bir yoldaş, iyi bir devrimci’ olarak tanımlıyor ve ekliyor: "Bana hep bir şeyler öğretmek istiyordu. Bir görev vermişti bana; 'Her gün televizyon izleyecek ve olanların özetini bana akşam söyleyeceksin' derdi. Beni bir nevi devrimciliğe teşvik ediyordu."
Sürekli devlet takibi ve baskısı
Evliliğiyle birlikte yeni bir yaşama kapı aralayan Tanrıkulu, 1978’li yıllarda faaliyet için Êlîh’e gelen PKK’nin önderlerinden Mazlum Doğan ve Azime Karataş’la tanışır. Darbe yıllarıdır; her gün onlarca devrimcinin zindanlara atılıp toprağa düştüğü yıllardır. Bu yılları anlatırken o günleri yeniden yaşıyormuş gibi uzaklara dalıp durgunlaşıyor. Ardından, "Kızım Rojîn daha altı aylıkken Mahmut gözaltına alındı. 1979'un Eylül ayıydı. Mahmut'tan sonra kardeşi Ahmet ve benim kardeşim Mehdi Tanrıkulu da tutuklandı. Bir sene sonra ancak görüşlerine gidebildim. Rojîn babasını sadece tel örgüler arkasında görebiliyordu. Eşim 10 yıl hapis yattıktan sonra tahliye oldu. Çıktıktan sonra da devlet baskısı devam etti. Sürekli takip ediliyordu. Yaşamı adeta çekilmez hale getiriyorlardı" diye anlatıyor.
Eşini morgda aradı
Hapisten çıktıktan sonra eşinin bir gün arkadaşlarıyla görüşmek üzere Bismîl’in bir köyüne gittiğini, ihbar sonucu gerilla ve asker arasında çatışma çıktığını dile getiren Tanrıkulu, Türk askerlerinin vahşet saçtığı olayı şöyle anlatıyor: "Köy ablukaya alınıyor ve 6 gerilla şehit düşürülüyor. Eşimi tanıyan askerler burada ne aradığını sorunca, eşim araba alım satımı için geldiğini belirtiyor. Olmadık işkencelere maruz bırakıyorlar. Ölen gerillaların kanını deterjanla karıştırarak kendisine içirmeye çalışıyorlar. Sabaha kadar vahşi işkencelere maruz bıraktıktan sonra ‘öldü’ diyerek morga kaldırıyorlar. Tanıdık bir öğretmen bize telefon açarak, eşimin cesedinin morgda olduğunu söyledi. Morga gittiğimizde cezaevine konulduğunu öğrendik. Günler sonra ziyaretine gittiğimde her tarafı alçı ve dikişlerle kaplıydı. Şuurunu kaybettiği için beni tanımadı. Cezaevinde yıllarca beraber kaldığı arkadaşlarını da tanımamış."
‘Aklı hep bizdeydi’
Mahmut Tanrıkulu, bu kez cezaevinde 5 ay kaldıktan sonra tahliye olmuş, ancak askerlik dayatmasıyla karşılaştığı için partiye katılma kararını bildirmiş. Sonrasını Nedret Tanrıkulu, "Eşim yaşadığı 5 ayın 10 yıllık esarete bedel olduğunu söylüyordu hep. Ne pahasına olursa olsun bir daha tutuklanmayacağını ve ellerine düşmeyeceğini söylüyordu. Partiye katılma kararını bize bildirince yaşadıkları zorlukları göz önünde bulundurarak olgunlukla karşıladık. 'Peki siz ne yapacaksınız? Beraber katılalım’ diyordu bize. Aklı hep bizdeydi. Ona dedim ki ‘Senden tek bir isteğim var. Sağlam bir şekilde yetiştikten sonra bizi de yanına al.’ Bize dağ koşullarının zorluklarını anlattı. Hepsini göğüsleyebileceğimi söyledim. Vedalaştıktan sonra gitti.
Yurtdışındayken birkaç kez telefon açtı, mektup yazdı. Buradan da Önderlik sahasına geçmiş. Daha sonra Amed-Mêrdîn-Êlîh hattında eyalet koordinatörü olarak görevlendiriliyor. 1990 yılında Kerboran’ın Îvan köyünde ihbar sonucu çembere alınıyorlar. Çıkan çatışmada arkadaşı Cizîrli Çekdar’la birlikte son mermilerine kadar savaştıktan sonra 14 Temmuz'da şehit düşüyorlar.
14 Temmuz akşamı kaynımın düğünü vardı. Tam da eşimin şehit olduğu gün. O akşam canım çok sıkkındı. Sanki bütün enerjim benden alınmıştı. Birden sandalyeye çöktüm.Öldüğünü sanki hissetmiştim. Garip ve anlaşılmaz bir durumdaydım. Şehadet haberi bana 22 gün sonra ulaştırıldı. Cenazesini daha sonra Kerboran'ın Werzik köyünden getirerek Amed'e defnettik."
Yüreğinin git dediği yerde
Şehadeti sonrasında ‘Eşime nasıl layık olabilirim’ sorusunu kendisine sorduğunu, bunun üzerine partiye katılma kararı verdiğini söyleyen Tanrıkulu, “O sıralarda Rojîn okula gidiyordu. Kararımı kendisine bildirince olanca sıcaklığıyla beni kucaklayarak buna hazır olduğunu söyledi. Aile ise tepkiyle karşıladı. Ama bütün tepkileri göğüsleyerek katıldım. Nikahımızı kıydıklarında bize danışmamışlardı, ben de partiye katılma kararımı verdiğimde kendilerine danışmadan bir nevi intikam aldım. Bir ailenin gelini olmaktansa bir ülkenin gelini olmayı tercih ettim. Ne pahasına olursa olsun yüreğimin beni götürmek istediği yere gidecektim. Nitekim olmam gereken yerdeyim" diyor. Yıllardır elinden geldiği kadar devrime hizmet ettiğini ifade eden Tanrıkulu, ömrü oldukça da bu yolda yürüyeceğini belirtiyor.