Fuat Avni alarm gibi bir enformasyon verdi. Hile yapacakların listesini, hile yapılacak illerin isimlerini, sahte plakalı araçları, "doldurulmuş torbaları" deşifre etti.
Erdoğan ve ekibi, masada duran kamuoyu yoklamalarında seçimi kaybettiklerini gördü.
Ali Babacan şöyle dedi: "Tablo bizim açımızdan çok rahat görünmüyor Hem sahada hem kamuoyu yoklamalarında bu trend görülüyor."
Tam bu laflar edilirken, ortaya "yeni kamuoyu yoklaması" adı altında bir "rakam" çıkıverdi. Adil Gür, birdenbire "AKP oylarının yüzde 47.5" olduğunu müjdeledi.
Bu atmasyonu hafife almayın. Atmasyonla Babacan’ın "işimiz bitik" diye okunacak açıklamasını, bu ikisiyle de Fuat Avni’nin iddiasını birleştirin. Şu sonuca kolayca varacaksınız:
Evet, sandık tehlikede ve o nedenle de Türkiye tehlikede.
Yalnız sandık ve Türkiye değil, Gül’e, Arınç’a, Babacan’a ve onların arkadaşlarına söyleyelim ki, AKP de tehlikede. Yani sandığı ve Türkiye’yi "tehlikeye" sokarak AKP paçasını kurtaramaz. Yıkım büyük olur.
Nasıl olur?
Söyleyelim:
Önce, Oslo’da duruma "müdahil" olan İngiltere’nin önemli yayın organı Economist’ten bir alıntı yapalım:
"1 Kasım’daki seçimler, PKK’ya karşı savaşın yeniden başladığı, içeride intihar eylemlerinin düzenlendiği, özgür medyaya saldırıların yapıldığı, bağımsız savcı ve yargıçların açığa alındığı ve bazen Türkiye’nin üzücü bir şekilde IŞİD’li cihatçılara hoşgörülü olduğu duygusunun hakim olduğu bir dönemde yapılıyor. Bunun sorumlusu büyük ölçüde ülkenin müstebit Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan... Türkler, rakiplerine oy vererek ona karşı çıkmalı."
"Müstebit Cumhurbaşkanı" tabiri, İngilizlerin Erdoğan’ı "artık Saddam" gibi gördüklerini gösteriyor.
Amerikalıların Erdoğan’a aldırmadan YPG ile ilgili peş peşe yaptıkları "ittifak" açıklamaları, bunlara karşı Erdoğan’ın "Obama’nın reklamcıları HDP’ye çalışıyor" diyerek ortaya koyduğu "tuhaf davranış" neyin ne olduğunu gösteriyor.
Bunları şu nedenle yazıyorum:
Eğer AKP’nin "üst akılsızlığı", seçimlerde, Fuat Avni’nin sözünü ettiği türden "hile hurda, hokus pokus"larla "sandıktan diktatörlük" çıkartmayı düşünüyorsa, bunun "ecele çare" olmadığını bilmeliler. Ortadoğu "diktatörleri" gibi olurlar. "Seçimle" geldik lafı "oy gaspının" üstünü örtmez. Mursi’yi "sandıktan" çıkmak kurtarmadı. İpini NATO’ya bağlamış bir ülkede "zorla, hile ile, oy çalarak, seçim öncesi HDP’lileri tutuklayarak, PKK’ye savaş açarak, dönüp TV kanallarını kapatarak, gazeteleri basarak ve bir altın tekeline zorla el koyarak" iktidarı da gasp ettiğiniz zaman ve bütün bunları "Batıya karşı" yaptığınız zaman, "elinizdeki göçmenlerle" Avrupa’yı tehdit ederek, sonra dönüp, DAİŞ’e karşı savaşan ve bu haklı nedenle dünyanın desteğini alan PYD’yi "bombalayarak", yani NATO'nun Güneydoğu kanadını "işe yaramaz hale" getirerek yaptığınız zaman, "darbe dinamiğini" kendi elinizle çalıştırmış olursunuz.
O halde…
Temiz bir seçimle, hilesiz sandıkla "tek başına iktidardan düşmeye" hemen şimdiden razı olunuz. Çünkü düşeceğiniz açık. Soru şu: Nasıl düşmek istiyorsunuz? Sizi demokratik parlamenter yolla ve tamamen "milli ve yerli" güçlerin eliyle mi düşürsünler? Yoksa hem sizi, hem de sizi demokratik, parlamenter yolla düşürmek isteyen güçleri hedef alan Sisi türü bir yolla mı düşürsünler?
Fuat Avni’nin deşifre ettiği ve Adil Gür’ün de hileli sonucu "meşrulaştırmaya" çalıştığı "hile yoluna" sapmanız, 2 Kasım günü Türkiye’yi sonucu bilinmeyen bir kaosa sokacak.
Şimdi önümüzde büyük bir fırsat var: Emin Çölaşan Sözcü gazetesinde "HDP’ye oy vermeye" çağırdı. Cumhuriyet, Sözcü, Hürriyet, Zaman AKP medyası karşısında özgür medyayla birleşti. AKP’nin içinde "çözüm sürecine" samimiyetle inananlarla, Erdoğan’ın "istiskaline" uğrayanlar azımsanmayacak bir güç. 2 Kasım’da bütün bu güçlerin "HDP’li Büyük Koalisyonu", "suçlular dışında" herkes için bir kurtuluş umudu yaratıyor:
Yurttaş sandığa sahip çık Türkiye’yi kaostan ve darbeden koru…