Yollardalar Kürtler yine, binler, onbinler, yüzbinler halinde. Yaya, yalın ayak, kucaklarında bebeleri, sırtlarında nine ve dedeleriyle. Bir güneye, bir kuzeye, bir doğu ve batıya sefer halindeler. Çokça tanıklık etti tarih, Kürtlerin bir yakadan diğerine geçişine. Yüzlerce yıl süren bir serüvendir Kürtlerdeki, zalimden kaçış anlamında.

Ve tel örgüler, mayın tarlaları, nöbetçi kuleleriyle panzer ve tanklar. Biri saldırıyor, diğeri önüne set çekip engelliyor, coplayıp tarıyor can havliyle sınıra vuranları. Ne kadar da benziyor, bugünkü resimler 1988 yazı ile 1991’in baharında Saddam’ın enfal ve zulmünden, gaz ve ölüm kusan savaş uçaklarından dolayı kuzey ve doğu sınırlarına vuran milyonlarca insanınkine.
İnsan doluydu dağ, taş 1991’in baharında, yağmur ve kar altında. Yoktu ayaklarında papuç, sırtlarında hırka. Yenik düştü soğuğa, kar ve ayaza Saddam’ın zulmünden, ölüm kusan uçaklarından kaçanlar. Ve bir travmaya yol açtı tüm bunlar, yirmi yıldır unutulmayan. Ve ardından Şengal’de tanıklık ettik sonraki büyük felakete. Binler, onbinler yine yollardaydı, yalın ayak. Azrail bu kez kar ve ayaz olarak çıkmadı Kürtlerin karşısına. Can alan çöl sıcağıyla susuzluktu bu kez göç yollarında.
Şengal daha dün yaşandı, 3 Ağustos 2014’te. Kobanê ise Şengal’den altı hafta sonra, gözleri önünde dünyanın. Hareket halinde yine onbinler, yüzbinler. Bir Kuzey’e, bir Rojava’ya vuruyor insan dalgaları, dört tarafı çakal sürüleriyle kuşatılmış düz ovada.
Yaz son demlerini yaşıyor, güz gelip çattı, karakışsa kapıda. Çakal sürülerinin hışmından kurturanlar, boğuşacaklar bu kez yağmur, soğuk ve karla, açık alanlarda, yazlık çadırlarda. Yenik düşecek zayıf ve güçsüz olanlar; çocuklar, kadınlar ve yaşlılar, ilk önce...
Şengal kurtarılamaz ve Kobanê bir süre daha hırpalanırsa şayet, yerlerinden, yurtlarından olanların vay haline. DAİŞ çakallarının saldırılarından canlarını kurtaranların çadırlarını gezecek Azrail bu kez ve alıp götürecek en güçsüzlerini teker teker. Geride kalanlara ise yas düşecek bir ömür boyu ve her çadırdan ağıt ve figanlar yükselecek, "neden ben değil de o" diyen. Ve her "Çadırkent’in" yanıbaşında mezarlıklar oluşacak, yeni kazılmış, ham toprak kokan.
Şavaş meydanlarında yenik düşmeyenler, üç yıldır her türlü ablukaya karşı onuru ve direnişi yüksekte tutanlar "güvenli alanlarda" boynunu bükecek. Ve içine kapanıp "böyle olmamalıydı" diyecek ve yetim kalacak Kürtlük, işte o zaman.
Buna meydan vermemek elimizde oysa. Sadece şikayette bulunup "devlet yardım etmiyor" demek yetmez. Biraz da yaratıcı olmak gerekir, aynen dünkü gibi. Fırtınalı havalarda yoktan varetmesini becerebilenler, pes etmemeliler dingin havalarda.
O devlet daha dün, ölüm yağdırdı Roboskî’de Kürtler üzerine. O devlet daha dün, Şengal’den can havliyle kaçanların yolunu kesti dipçik ve panzerle. O devlet daha üç yıl önce, Wan’da kapasite ve potansiyelini sınamak için terketti ölüme kurtarılabilecek insanları harabelerin altında. Ve o devlet bugün Kobanê’nin düşmesi için elinden ne geliyorsa yapıyor.
Bir hesap işine girişelim şimdi, ağız tadını kaçıracak. Yüz belediye var elimizde bugün, onbiri il, gerisi ilçe. Bunlardan üçü ise adına Büyükşehir denilen; Amed, Wan ve Mêrdin. Bu onbir il belediyesinden her biri en az 5.000 insanı yaklaşan kışı da gözeterek barındırabilir, savaştan ve vahşetten kaçan ve kendini Kuzey'e atan insanlarımızı park ve yazlık çadırlardan kurtarabilir. Ailelerin ortalama sayısını yedi kişi varsaydığımızda, 700 konut ve gecekondu eder tümü. Biliyorum konut yapmak zahmetli bir iş, çokça para gerektiren. Örneğin Wan’da Toki’nin yaptırdığı gökdelenlerin büyük bir kısmı halen de boş. Bunlar kiralanıp savaş mağduru insanlarımızın hizmetine sunulamaz mı? Ya Amed ve Mêrdin’de yok mu buna benzer olanaklar? Onbir ilin barınmasını üstlenebileceği 50-60 bin insan, ya da yedi-sekiz bin aile, kurtarılabilir yağmurdan, çamurdan ve karakışın hışmından. Bir çocuğun yaşamı kurtarılabilinirse, amacına ulaşmış sayılır bu iş. Diğer 90 ilçe belediyelerimizin her biri de 500 insan, ya da 70-80 ailenin barınmasını üstlenebilir, boş evlerle büyükçe olanlardan bir-iki oda kiralanarak. Ve belediyeler arasında oluşturulabilecek ortak bir havuzla maddi zorluk çeken belediyelere kaynak aktarılabilir.
Ben elde olan kapasitemizin zorlanması ve iyi kullanılması halinde en az yüzbin insanımızın asgari insani koşullarda barındırılabileceğine inanıyorum. Yeter ki yapılması gerektiğine ikna edelim kendimizi. Yeter ki yol ve su işinin dışında da yapılması gereken işlerin olduğuna inandıralım kendimizi.
Yönetiminde bulunduğumuz ülke bizim olduğu kadar Şengal, Kobanê ve Rojavalı kardeşlerimizin de. Onlara yaklaşım kardeşlik hukukumuzun kanıtı ve belgesi de olacak. Ayrıca bu, bir insanlık sınavıdır da aynı zamanda. Ya başarıp, yüz akıyla çıkacağız, ya da altında kalıp beceriksizliğimizle dumura uğratacağız bir halkın düş ve umudunu! Ve milyonluk kentlerde 20-30 bin insanı barındıramıyorsak şayet, vay halimize!..