
Şubat kış yaşamının en zorlu ayıdır denir ve zorluklarda yaşamın güzelleştiği bir an olarak hatırlanır. Doğa bir başkadır bu ayda, Kürdistan dağlarını sarmalayan beyaz örtülere bakıp büyüyen Kürt çocuklarının dünyasını süsler. Ağrı dağı efsanesi gibi umutları hep yüksekte olur.
Tam 13 yıl oldu, Şubat ayı Kürtlerin yüreğinde bir nefrete, kine dönüştü. Doğayı süsleyen kar, bu kez kara bir leke gibi sindi Kürtlerin yüreğine. Sevda dünyalarında bütünleştirdikleri liderleri uluslararası güçler tarafından tutuklanıp ıssız bir adada zindana atıldığı ay olarak anmaya başladılar. Son yıllarda doğup büyüyen Kürt çocukları bu ayı, ‘Kara Şubat’ olarak tanımaya başladılar.
Her şubat ayında Kürtler sokaklarda, dağlarda, yaşamın bütün alanlarında öfkelerini haykırırlar. Bu kez bir başka tarzda yüreklerindeki öfkeyi, kini, özlemi yansıttılar. Diaspora’da yaşayan Kürtler adını ‘Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a siyasi stütü’ dedikleri bir uzun yürüyüşle işe koyuldular. Birkaç yüz kişiydiler, ama yüz binlerin yüreklerini yanına alarak yürümeye koyuldular. Eksi 20 derecede büyük bir coşkuyla yürürken onlara güç veren, Kürdistan’da direnen milyonların sesiydi. Yürekler binlerce kilometrede sessizce akmışlardı birbirlerine, bir aşk gibi bütünleşti dağlardaki isimsiz kahramanların yürekleriyle.
Herkesin içinde öfkeyi
yansıtan bir çığlık vardı
Tarihe tanıklık edenler yaşamın her alanında olmayı başaranlardır. Dünyanın neresinde olursa olsun hep böyle olmuştur. Uzun Yürüyüşler, mücadelenin, direnişin, başarının olduğu birçok ülkede yaşama geçirildi. Çocukluğumuzda, Çin romanlarında okuduk. Mao’nun önderliğinde Çin’in işgalde kurtarmak için başlattığı ‘Uzun Yürüyüş’ hala hafızalarımızdadır. Meksika’da Zabatist liderlerin başlattığı uzun barış yürüyüşü, Latin Amerika halklarının özgürlük umutlarını yeşertti.
Bu kez, Kürtler tarihe tanıklık etmek için Cenevre’den Strasbourg’a yürüyorlar. 1 Şubat’ta strat verildi yürüyüşe, herkesin içinde öfkeyi yansıtan bir çığlık vardı. Cenevre’de insanı kanını donduracak kadar soğuğa rağmen yürüyüşçüler büyük bir iradeyle yürümeye koyuldular. Sabahın soğukluğuna aldırmadan günde ortalama 25 KM yürüyorlar.
Yürüyüşün İsviçre’den başlaması çok bilinçli olarak seçilmişti. Bu büyük bir politik mesajdı. İsviçre Kürtlerin hafızalarda silinmeyen bir ülkedir. Lozan, Kürtlerin beyninde, yüreğinde lanetli bir şehir olarak anılır. Dönemin emperyalist-barbar ülkeleri Kürdistan’ın parçalanma kararını bu şehirde aldılar. Uzun yürüyüşün 3. Gününde Lozan’a girildiğinde insanların gözlerindeki öfke bir başka yansıdı. Kürtlerin parçalanmasının görüşüldüğü binanın önünde bir miting yapıldı. Konuşmacılar yeniden tarihi hatırlattılar. Ellerinde bayraklarla binanın önünde protesto eylemi devam ederken, ülkemizi parçalayanların hala özgürlükten ve demokrasiden bahsetmelerinin ne kadar büyük bir yalan olduğunu yeniden düşündüm.
‘Ülkemizi bu şehirde parçaladılar’
Uludere’deki katliamın suç ortaklarıydı Lozan’da imza atanlar, attıranlar, ev sahipliği yapanlar. Uludere’de Kürtler bir başka akrabasının köyüne ticari alış veriş yapmak için gittiğinde savaş uçaklarıyla katledildiler. Onlara ‘terörist’ veya ‘kaçakçı’ denildi. İşte akrabalarının birbirinde ayırıp yapay sınırlar içinde yaşamaya zorlayan kararlar Lozan’da alınmıştı. Eylemciler, ellerinde bayraklarıyla tarihi binanın önünde resim çektirirken uzaktan seyrettim. Yüreklerimizdeki hüzün öfkeye dönüşmüştü. Kürtleri sembolize edilen bayraklar binanın etrafına asıldı. Bu bir bakıma mesajdı: ‘Bizi pazarlayan yerde var olduğumuzu, var olacağımızı, özgürlüğümüz için mücadelemizi kesintisizce sürdüreceğimizi’ bir kez hatırlatmaktı.
Yaşlı eylemci bir kadın arkadaşımız Roj TV’ye duygularını aktarırken: „biz buraya geldik. Ülkemizi bu şehirde parçaladılar. Biz de burada yeniden birleştireceğiz“ cümlesi, içimizde bir umut ışığı oldu. Biran düşündüm, bu emperyalistler Kürtlerden ne ister. Lozan’da parçalandık, yıllarca sesimizi kestiler, halen devam ediyor bu saldırı. Kürtlerin özgürlüğünün sesi olan Roj TV’ye saldırdılar, kapattılar, 21.yüzyıldayız ama hala sesimizi kesmek istiyorlar. Bu nedenle uzun yürüyüş sesimizi kesenlere karşı özgürlük başkaldırısıdır.
Yürüyüşün her gününde insanlar arasında güzel bir dostluk ve kopmaz bir bağ oluşuyor. Bazen patikaya benzer yollarda yürürken, yükselen türküler, şiirler yankılanıyordu ormanın derinliklerinde. Yolda yan yana yürüdüğümüz arkadaşımızla uzun politik değerlendirmeler yapıyoruz. İnsan sohbet ettikçe birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu eylemin önemli politik bir değeri olduğunu her anında hissetmek mümkün: paneller, değerlendirmeler, küçük gruplar arasında yapılan tartışmalar, planlama ve düzenleme, bizlere çok şey veriyor. Bazen soğuk havada yüzümüzü sarıyoruz, birbirimizi tanıyamıyoruz ama gözlerimiz buluşuyor, bakışlarımız yüreklerimizi okuyor.
Komünal yaşam
sessiz kahramanlar
Yürüyüş aynı zamanda kolektif çalışmanın geliştirilmesine hizmet ediyor. Oluşturulan komünler, komünlerde yapılan kısa değerlendirmeler, yapılan uyarıların anında dikkate alınması, insanın sosyal yaşamını etkileyen güzel örneklerdi. Bu tür pratik eylemlerdeki komünsel yaşam aynı zamanda demokrasi bilincinin geliştirilmesine hizmet ediyor.
Bu eylemde dikkati çok önemli bir noktaya çekmek istiyorum. Sessiz kahramanların yaptığı çalışma, verdikleri katkı ve başarıda önemli bir rol almış olmalarıdır. Bunu bir kaç noktada özetlemek gerekirse, yürüyüşe katılan arkadaşlarımızın önemli bir kesimi yıllardır bu mücadeleye katkı sunanlardı. 73 yaşında, elinde bastonu ile son sınırına kadar yürüyen, yorulduğu halde arabaya binmek istemeyen, arkadaşlarımız, yürüyüşün sessiz kahramanları olarak bende derin izler bıraktılar.
Malatya’lı 71 yaşında bir hemşerimle yan yana dağları tırmanıyoruz, türküler söylüyor, müthiş bir coşkusu var. Yokuşu çıkarken yorulduğunu hissettim, ter içinde kalmış, araba yanımızda geçti, „istersen bin“ dedim, kabul etmedi; „Ben binersem, gençlerimize iyi örnek olmam“ dedi. Hafif bir gülümsemeyle yeniden baktım kendisine, politik bilinç ve idari kararlılık bazen budur. Çok bilmek kadar, yaşam tarzının, iradenin dönemsel olarak ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hemşerimde somut olarak gördüm.
‘Kendi kararıyla, iradesiyle gitti’
7. günde Olten’den Liestal’e yola çıktık. Uzun bir maraton oldu. 40 KM’den fazla yol aldık. Olten’den çıktığımızda yünümüzü dağlara çevirdik. Alttan bakınca heybetli görünüyordu. Biran burayı tırmanmak zor diyorum içimde, ama ilerledikçe dağ eriyor, yürüyüşçülerin azmi karşısında. İkişerli sıralar halinde, dağın doruk noktasına vardığımızda, görevli arkadaşlar dinlenme molası verdiler. Geriye dönüp sessizce dağlara baktığımda, 2008 yılında Medya Savunma alanlarında gittiğimde Kâşif dağını anımsadım. Gerillaların dünyasını süsleyen Kâşif dağının heybetli bir bakışı vardı. Gerilla orada bir kartal gibi kuş bakışı bakar Kürdistan’a. Zorlu kış şartlarına rağmen yürüyen sessiz kahramanlarımızın eylemini bir gerillanın bakışı gibi algıladım yüreğimde.
Başarıların arkasındaki sessiz kahramanlarımız, medya ile ilgilenmezler, medyada görünmek gibi bir güdüleri yoktur. Ama yürekleriyle ellerindeki koşullarla büyük destek verirler. Bunu ‘Özgürlük Yürüyüşü’ boyunca derinden hissettim. Konaklama yerlerimizde, eylemcileri evlere götüren ailelerimizi gördüm. Olten’de bir aileyle konuk olduk. Bütün aile bireylerinde müthiş bir sıcaklık duygusu hissediyor insan. Yürekleri temiz, saf, bütün gücüyle bizi rahat ettirmeye çalışıyorlar. Aile içinde genç bir arkadaşımız, kendisini Kürt toplumunun özgürlüğüne adamış. Aile bireylerinin tepkisini anlamaya çalıştım. Ailenin verdiği yanıt beni derinden etkiledi: ‘Kendi kararıyla, iradesiyle gitti, ona saygı duyuyoruz.’ İçimde bir an kendime sorular sordum. Aile bireyleri de bizimle uzun yürüyüşe katıldılar. Yüreklerimiz birleşti ve özgürlük kervanına birlikte aktık.
Günlük organizasyonları yapan sessiz kahramanlarımızı unutmamak gerek. Yürüyüşçülerin bütün ihtiyaçlarını anında karşılayan, yol boyunca hiçbir sorun oluşturmadan en ufak bir istemi dahi itiraz etmeden yerine getiren arkadaşlarımızın başarısı, bizi motive eden önemli bir faktör olarak derinden hissettim.
Mücadelenin parçası değil,
öznesi olmalıdır
Yürüyüşe kimlerin katıldığını isim olarak sıralamak bana anlamsız geliyor. Sanatçılarımız, yazarlarımız, gazetecilerimiz, demokratik kurum temsilcilerimiz, politikacılarımız değişik günlerde eylemin içerisinde yerini aldılar. Herkes bir sorumluluk taşıyıp geldi oraya. Bazılarımız birkaç gün, bazılarımız sonuna kadar gidecek. Bazı arkadaşlarımızın özel işleri nedeniyle gelememeleri de doğal. Ama katılmayanların kendilerini ‘borçlu’ göstermeleri de bir o kadar anlamsız. Tarihsel anlar bir kez olur. O anı sorumlu hissedip katılmak önemli.
Bu yürüyüş sadece Kürtlerin özgürlük talebi değildir. Ezilen halkların özgürlük mücadelesinin bir parçasıdır. Bu nedenle kim olursa olsun, bu mücadelenin bir parçası değil, öznesi olmalıdır. Politik grupların böylesi bir tarihsel dönemde, gelip bir iki gün destek vermek biçimindeki bir anlayış son derece yanlıştır. Bu bakımdan MLKP’nin politik olarak bu sürecin bir öznesi olması olumludur. Hepimizin böyle düşünmesi gerekir.
Ortadoğu’da sorunları, Kürtler olmadan çözmeye çalışanlar yanılıyor. Kürtler bu toprakların öznesi, asli unsurlarıdırlar. Ortaya çıkan politik süreci iyi okuduğumuzda bütün stratejik dengeleri Kürtler belirleyecektir. Bu durum öylesine belirginleşmiştir ki, ondan topyekûn saldırıya geçtiler. Biliyorlar ki Kürtlerin özgürlüğü Ortadoğu halklarının özgürlüğüdür.
18 Şubat’ta ‘Öcalan’a Özgürlük’ talebini yükseltmek, Kürtlere statü ve özgürlük istemektir. İnsanlıktan, özgürlükten, adaletten, yana olanların bu sorumluluğu yerine getirmeleri gerekiyor.