Herkesin birbirine soracağı, anlatacağı o kadar çok anı ve birikim var ki ama dostlar sevecen bir bakışla gülümsemek ve sıcacık bir sarılma ile yetinmek zorunda. Çünkü „Zaman kısa, biz yorgunuz, yol uzun!” Ve yola çıkma vaktidir artık. Bu güne ulaşmak „Çoklukta birlik olmak” için ne çok acı çektik. Ne çok zulüm ve katliam yaşadık. Ne çok öldürüldük…
Zindanın ve yaşamın kahredici karanlığını „Üç kibrit çöpü” ile aydınlatanlarımızdan, Kızıldere’de gencecik öpülesi yüzleri kana boyananlarımız, işkencelerde „Ser verip sır vermeyenlerimiz”, gecenin zifiri karanlığında yıldızlara „Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini, emperyalizmim sömürge- ciliğini” haykıranlara kadar ne onurlu bir mirasın sahipleriyiz…
Heyecan içinde „Kongre Girişimi” toplantısını bekleyen her can neyi varsa birlikte getirmiş. Yüzlerde solgunluk, yüreklerdeki yılgınlık geldikleri yerlerde bırakılmış. Her canın yaşanan tarifsiz acılara karşın onurluca haykıracağı ve yanındaki yoldaşı ile hiç hesapsız paylaşacağı bir amacı var.
Türkiye halklarına, inanç gruplarına, iliklerine kadar yoksulluğu ve acıyı yaşayan insanlarımıza kimliği, kültürü, dili ve inancı ne olursa olsun vereceğimiz umudu da aşan bir birliğimiz var artık. Bu birlik acı bir deneyim üzerine kurulmuş, nice ağır bedeller ödenmiş olsa da geç kalmak hiç olamamaktan daha iyidir. Salonun sahnesine asılan pankartta on beş dilde „Birleşiyoruz” yazılı. „Birleşiyoruz” sözü sadece bir sözcükten ibaret değil. Bu sözcük umudumuzu, isteklerimizi, özgürlük ve eşitlik tutkumuzu ve devrimci, aydın kişiliğimizi ifade eden büyülü bir sözcük. İşte Türkiye gerçeğini oluşturan kimliği, dili ve kültürü yasaklı halkların içinden seçilen on beş can kendi dilinde selamlıyor kongreyi. İnanılmaz bir duygu yoğunluğu ve bu insanlık tablosunun yarattığı öz güven ile bir alkış tufanı… Bu sahne ötekileştirilen, zulüm ve işkence edilen, katledilen, hakaret edilerek aşağılananların „Ben de varım. Kendi kimliğim, dilim, kültürüm, inancım ve yapan yaratan emeğimle buradayım!” dediği tarih sahnesi. Yürekler buruk, duygular kırık olsa da oradaki her can artık yanında sıcaklığını, dostluğunu duyumsayacağı, gözlerinden sevgiyi, dilinden bilinci kutsal bir su gibi içeceği dostları olduğunu biliyor.
Tam da yaşadığı tarihe yaraşır, o tarihin duygusu, bilinci ve coşkusu ile Ertuğrul Kürkçü canımız hepimizin yüreğinde birer ukde olarak kalan duygu ve düşünceleri haykırıyor… Yanında Mahir var sanki o ne akışkan ve coşkulu bir dil öyle… O ne belagat, o ne keramet… Keramet, insanlara ihtiyaç duyduğu şeyleri vermektir. Kürkçü canımızın konuşmasında Türkiye Halklarının, inanç gruplarının ve emekçilerinin gereksinim duyduğu her şey var.
Salonda senaryosu Türkiye halkları tarafından yazılan ve yüz yıldır yasaklı olan özgürlük aşkının bin yıllık filmi sahneleniyor. Bu filmin senaryosunu yazanlar yaşamı o kadar gerçekçi ve can alıcı olarak yaşadılar ki adları anıldığında elimizi yüreğimize koyup selamlıyoruz.
„Kongre Girişimi” iki günlük toplantı sonucunda 121 kişilik „Daimi Meclisini” seçti. Son derece verimli ve öğretici konuşmalar yapıldı. Alınan karar tasarıları Türkiye’nin sorunlarını gören ve çözüm üretme sorumluluğu taşıyan potansiyelde. Ancak tüm bunların ötesinde „Bir araya gelemezler” diyenlere inat acı tarihimizin kutsal birliğini oluşturduk. Şimdi görevimiz „Halklarımıza karşı borcumuzu ödemek.” Elbette tartışılacak, yapılandırılacak, gözden geçirilecek ve eleştirilecek gerçeğimiz çok. Ama bütün bunlara karşın Türkiye Halklarının, dili kimliği kültürü, inancı cinsiyeti, cinsel seçeneği, emeği, umutları ve özgür yaşam isteği yasaklanmış zulüm, acı ve katliam görmüş her canın gözü aydın olsun…
Biz „Çoklukta birlik olduk. Yokluktan eşit ve özgür yaşamı yaratmak için yola çıktık.” Umudumuzu aşka, aşkımızı tutkuya, tutkumuzu birliğe ve rotamızı özgürlüğe çevirdik. Engin deryada salınarak dalgaları aşmaya çalışan teknemizde güneşin yedi rengi var ve yelkenimizi dolduran rüzgar tarihimizi yaratan onurlu insanların yarattığı bilinçten doğan kaynağı yürek ve beyin olan insanlık rüzgarıdır.
Bu rüzgarı yaratanlara selam olsun… Aşk olsun… Yüz yıl geciktik ama yüzyılın kongresini yaptık…