
Tecrit 300. gününde - 2
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan politikalardan avukatları da nasibini aldı. Öcalan’ın savunmasını üstlenen Asrın Hukuk Bürosu avukatları hakkında müvekkilleriyle yaptıkları görüşmeler nedeniyle, 1999 yılından 2005 yılına kadar açılan davalarda bazı avukatlara “meslekten men” cezaları verilirken, 2005’ten sonra Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklikle hapis cezalarına dönüştürüldü. Haklarında 300’e yakın dava açılan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, bugüne kadar toplam 43 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. 2004’te başlayan men cezaları 2005’te de sürdü, 12 avukata görüş yasağı getirildi.
36 avukatı tutuklandı
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var” açıklamalarının ardından 20 Kasım 2011’de “KCK” adı altında gerçekleştirilen operasyonlarda Türkiye genelinde gözaltına alınan 42 avukattan 36’sı tutuklandı. Avukatlar “Önderlik komitesinde” yer almak ve müvekkilleri Öcalan ile yaptıkları görüşmeleri talimat olarak Kürt Özgürlük Hareketine iletmekle suçlandı. Avukatların “örgüt üyesi“ ve “örgüt yöneticisi“ olarak yargılanmasının talep edildiği iddianame 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Avukatların ilk duruşması Temmuz ayında İstanbul‘da görülecek. Türkiye bir ilke daha imza atarak, tarihinin ilk ve tek toplu avukat tutuklamasına imza attı.
Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak, ilk kez savunmaya yönelik bu denli kapsamlı bir operasyon gerçekleşti. Yüzlerce hukukçu da sırf Öcalan’ın avukatlığını yaptıkları için tutuklanan meslektaşlarıyla dayanışma için “Savunmaya Özgürlük Platformu“nu oluşturdu. Platformda yer alan avukatlar hem Öcalan’ın hem de tutuklu avukatların savunmasını üstlenmeye hazır olduklarını beyan etti.
2 yıldır sessiz
Öcalan’ın avukatlarının, ağır tecrit uyguladığı ve hükümlü haklarından mahrum bırakıldığı gerekçeleriyle birçok kez başvuruda bulunduğu İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 4 defa cezaevinde incelemeler yaparak rapor hazırladı. CPT, 27 Şubat-3 Mart 1999 tarihleri arasında İmralı’da yaptığı incelemede “İmralı’da izolasyon var” tespiti yaptı. 16-17 Şubat 2003 tarihinde gerçekleştirdiği ikinci incelemede, avukat görüşmelerinin engellenmesine dikkat çekerek, “Hava muhalefeti varsa, başka bir gün görüştürülsün” uyarısını yaptı. CPT’nin 19-22 Mayıs 2007 tarihinde gerçekleştirdiği 3. incelemede ise “1999’dan bu yana İmralı’da bir şey değişmedi” denilerek tecrit koşullarının ağırlaşarak devam ettiğinin altı çizildi. Son ziyaretini 2010 tarihinde yapan CPT, İmralı’daki tecridin düzeltilmesi gerektiğini belirtti. İki yıldır ise avukatların ve Kürt kamuoyunun tüm girişimlerine rağmen CPT sessizliğini koruyarak, “gelişmeleri izlemekle“ yetiniyor.
“Siyasi tecride” ilişkin harekete geçen Asrın Hukuk Bürosu avukatları Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’ne (CPT) inceleme talebiyle iki defa başvuru yaptı. 2011 yılı içerisinde Haziran, Temmuz ve Ağustos ayında gerçekleştiremedikleri 6 görüşmeyi hazırladıkları raporla CPT’ye sunan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, kurumdan İmralı‘ya bir heyet göndermesini istedi. CPT ile yaptıkları ikinci görüşmeleri ise tecridin 65. gününde yani 27 Eylül tarihinde Strasbourg’da gerçekleşti. Taleplerine olumlu yanıt alamayan avukatlar Aralık 2011’de CPT ve AİHM’e başvurdu.
Öcalan’ın avukatları ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) de Ocak 2012’de CPT’ye başvuru yaptı. İmralı’da ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının açıkça çiğnendiğine işaret eden İHD, acilen bir heyetin İmralı’da incelemede bulunması talebinde bulundu.
‘Öcalan’a özgürlük müzakereye devam”
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit Kürt halkı tarafından büyük bir öfkeyle karşılandı. Hem Kürdistan ve Türkiye’de hem de Avrupa’da yaşayan Kürtler kampanya, eylemler ve açlık grevleriyle tecride son verilmesini istiyor. Kürt halkının tüm eylemlerine ise “Öcalan’a özgürlük, müzakereye devam“ talebi damgasını vurdu.
Türkiye cezaevlerindeki Kürt siyasi tutsak öncülüğünde, Öcalan üzerindeki tecrit ve Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikalarına karşı 15 Şubat 2012 tarihinde açlık grevi başlatıldı. Cezaevindeki milletvekillerinin de katıldığı dönüşümlü açlık grevi, iki aya yakın sürdü. Avrupa’daki Kürdistanlılar ise Fransa’nın Strasbourg kentinde 1 Mart’ta, 15 kişinin dönüşümsüz başlatığı açlık grevi ise 52. günde son buldu. Dönüşümsüz açlık grevcilerin yanı sıra yaklaşık 800 kişi de beşer günlük destek açlık grevi yaptı. Açlık grevcileri, Avrupa Konseyi (AK) ve İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) önünde hergün eylemler yaparak, “Öcalan’a özgürlük, Kürt halkına statü” talebini dile getirildi. Kürt halkı, hemen hemen her gün eylemlerle 300 günü bulan tecride karşı öfke ve tepkisini dile getirmeye devam ediyor.
İmralı kara kutu
Öcalan’a uygulanan görüş yasağı, avukatlarının yanı sıra ailesini de kapsıyor. Kardeşi Mehmet Öcalan en son 12 Ekim 2011 tarihinde İmralı’ya gitmişti. 19 Ocak 2012’de kardeşinin görüşme isteğini geri çeviren Öcalan; “Süreç çok kritik, görüşe çıkmamız doğru olmaz” yazılı notla görüşe çıkmayacağını bildirmişti.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan İmralı’dan gelen notu şöyle değerlendirmişti: “Eğer çok zorlayıcı, dayanılmaz koşullar olmasaydı Önderlik böyle bir tutum koymazdı. Demek ki, oradaki koşullar farklılaşmış, ağırlaşmış ve daha tehlikeli bir hale gelmiştir Biz orada nelerin olduğunu bilmiyoruz. Ancak ağır koşullar ve ciddi durumlar olmasaydı Önderliğimiz bu tutumu geliştirmezdi. Kürt halkı için İmralı kara bir kutudur. Orada neler oluyor, neler yapılıyor, bilinmemektedir. Bu durum tabii tedirginlik ve endişelere yol açmaktadır.“
5 tutsak da aylardır tecritte
İmralı Cezaevi’nde tutulan 5 tutsak da Öcalan gibi aylardır aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Adalet Bakanlığı artan tepkiler nedeniyle 10 yıl ardından 17 Kasım 2009’da İmralı Adası’na yeni mahkumlar nakletti. Bu kapsamda, Şehmuz Poyraz, Cumali Karsu, Hakkı Alkan, Hasbi Aydemir ve Bayram Kaymaz İmralı’ya götürüldü. Öcalan’a yönelik özel hukuk diğer tutsaklara da uygulandı. 27 Nisan 2011 tarihinden itibaren 5 tutuklunun avukatları ve aileleri ile yaptıkları görüşmeler de kayıt altına alınmaya başlandı. Kürtçe konuşma ve yazma hakları, avukat ve aile görüşleri engellendi.
DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ
CPT neden sessiz!
Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesi 15 kişi İmralı’daki tecride karşı CPT’nin harekete geçmesi için 52 gün açlık grevi yaptı. AK ve AP’nin taahhütleri ardından eylem, 21 Nisan’da sona erdi. Aradan geçen 1 aya rağmen CPT’den hala açıklama yok.
Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi CPT’nin “İmralı’ya heyet göndermesi” talebiyle Strasbourg’da 50 günü aşkın süre devam eden açlık grevi Avrupa Konseyi(AK) ve Avrupa Parlamentosu’nun(AP) verdiği taahhütler ardından 21 Nisan’da sona erdirildi. CPT’den hala İmralı’ya ilişkin Kürt kamuoyunu rahatlacak, kuşku ve kaygıları giderecek bir açıklama gelmedi. CPT, “İmralı’ya gitti mi, gitmediyse neden bekleniyor” sorusu hala gündemdeki yerini koruyor.
İmralı’ya şimdiye kadar 4 kez heyet gönderen CPT, artan tecritte rağmen ise son 2 yıldır sessizliğini korumaya devam ediyor. Müvekkilleriyle görüşmeleri sürekli biçimde engellenen ve 10 aydır tek bir görüşme talepleri dahi kabul edilmyen Öcalan’ın avukatları birçok kez CPT’ye başvuru yaptı. Son başvuralarını Aralık 2011’de gerçekleştiren Asrın Hukuk Bürosu avukatları her ay da CPT’ye bu konuyla ilgili rapor sunmaya devam ediyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) de Kürt halkının “siyasi irade” olarak kabul ettiği Öcalan’ın sağlık ve yaşam koşullarından duyulan kaygıya dikkat çekerek acilen İmralı’da incelemede bulunulması için Ocak 2012’de başvuru yaptı.
Taahhüt verildi ama...
Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde 8 bini aşkın PKK ve PAJK’lı tutsağın öncülüğünde, 15 Şubat’ta başlayan ve BDP’li vekillerin de bulunduğu yüzlerce tutsağın açlık grevi devam ederken, Avrupa’daki Kürtler de Öcalan’ın tutukluluk koşullarına ve Kürt sorununa dikkat çekmek amacıyla 1 Nisan’da açlık grevi başlattı. 1-18 Şubat tarihleri arasında Cenevre-Strasbourg arasında dondurucu havada yapılan Uzun Yürüyüş ardından Öcalana Özgürlük İnisiyatifi üyesi 15 kişi Avrupa Konseyi önünde yaptıkları açıklama ardından açlık grevi eylemine başladı. Açlık grevi boyunca da birçok kez CPTli yetkililerle, AK ve AP yetkilileriyle görüşme yapıldı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ve KCK’nin ölümler yaşanmasının çağrısını dikkate alan eylemciler, 13 Nisan’da Avrupa Konseyi Sekretaryası, 18 Nisan’da Avrupa Parlamentosu Başkanı’nın “gerekli girişimlerde bulunulacak” yönünde verdiği taahhütler ardından 21 Nisan’da “eylemimizi amacına ulaşmıştır“ açıklamasıyla açlık grevi eylemini sonlandırdı. Aradan bir ay geçti. CPT’nin bu süre zarfı içinde İmralı‘yı ziyaret edip etmediği bilinmiyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi görüştüğümüz Asrın Hukuk Bürosu ve Savunmaya Özgür Platformu’nda yer alan hukukçular, esas görevi cezaevindeki insan hakları ihlallerine karşı mücadele etmek olan CPT’nin sessizliğine tepki göstererek, bir an evvel kamuoyuna resmi bir açıklama yapılmasını talep etti. DEVAM EDECEK
TÜLAY BALCI
Somut adım yok
İmralı’da incelemede bulunması için CPT’ye yaptıkları tüm girişimlerin cevapsız kaldığını belirten Asrın Hukuk Bürosu’ndan Av. Mazlum Dinç, “CPT’nin somut bir adımı olduğu yönünde bize yansıyan bir gelişme olmadı“ dedi.
Müvekkilleri Abdullah Öcalan ile hükümetin siyasi iradesi doğrultusunda 10 aydır görüşmelerinin engellendiğini belirten Av. Dinç, “Her hafta düzenli olarak Salı ve Perşembe günleri müvekkilimiz Sayın Öcalan ile görüşmek için başvuru yapıyoruz. Ancak sürekli ‘hava muhalefeti’ ve ‘koster bozuk’ gibi inandırıcılığı bulunmayan cevaplarla talebimiz reddediliyor. Son 3 haftadır ise gerekçe ‘gemi onarımda’. Hükümetin siyasi bir tutumu olarak Ada’ya gidişimiz engelleniyor. Gerek Başbakan gerekse Adalet Bakanı yaptıkları açıklamalarla bunu itiraf etti” diye konuştu. Av. Dinç, yasadışı biçimde gerçekleşen ve evrensel hukukta yeri olmayan tecrit uygulamasına karşı ulusal ve uluslararası alanda birçok girişimde bulunduklarını hatırlatarak şöyle konuştu: “AİHM’e hem Sayın Öcalan hem de İmralı‘da tutulan 5 mahkum için savunma haklarının engellendiği, ağırlaştırılmış tecrit altında tutulduklarını belirterek başvuru yaptık. Ancak henüz verilmiş bir yanıt yok. CPT nezdinde de sürekli girişimlerimiz var. İmralı’da incelemelerde bulunmaları için başvuru yaptık, birebir görüşmeler gerçekleştirdik. Her ay, yaşanan görüş yasağı ve ihlallere ilişkin CPT’ye rapor sunuyoruz. Kendileri de durumdan haberdar olduklarını, takip ettiklerini belirtiyorlar. Ancak atılmış somut bir adım yok.”
CPT’nin prosedürleri gereği herhangi bir bilgi vermeden ziyaret gerçekleştirdiğine dikkat çeken Av. Dinç, “Gittikten sonra açıklama yapıyorlar. Ancak şimdiye kadar CPT’nin somut bir adımı olduğu yönünde bize yansıyan bir gelişme olmadı” diye konuştu. Uluslararası kurumların ve Avrupa ülkelerinin tecride karşı sessizliğini, Türkiye ile bu konuda bir uzlaşı içinde olduklarının “açık itirafı” olarak değerlendirdiklerini belirten Av. Dinç şu çağrıda bulundu: “Avrupa Konseyi, CPT, AİHM’in yanı sıra uluslararası insan hakları kurumları ve kamuoyu, evrensel hukuku ihlal eden bu uygulama karşısında gerekli tavrı göstermeli. Harekete geçmelerini, bu sessizliği, tavırsızlığı aşmalarını bekliyoruz.”
Düşman hukuku uygulanıyor
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan gibi avukatlarının da esir alınması ardından yüzlerce avukat tarafından oluşturulan Savunmaya Özgürlük Platformu yürütücülerinden Av. Mahmut Taşçı, “Karar siyasidir. Ada’da kişiye özel hukuk uygulanıyor. Öcalan ‘düşman’ olarak kabul ediliyor. Geçmişte de devam eden tecrit ve hukuksuzluk şimdiki siyasi iktidar tarafından daha ağır bir vaziyette, keyfi hareketlerle adeta intikam alırcasına uygulanıyor” dedi. Birinci dünya savaşı sonrasında düşman güçlerin kendi rakiplerini hapsetmek için bazı adaları hapishane olarak kullandığını anımsatan Av. Taşçı, “Günümüzde de bu uygulama yüksek güvenlikli cezaevleri ve tecrit olarak hayat buluyor. İmralı‘nın durumu geçmişte bu amaçla kullanılan adalardan farklı değildir. Türk devleti Öcalan’ı ‘suçlu veya sanık’ olarak değil düşman olarak görüyor ve düşman hukuku şeklinde değerlendiriliyor” dedi. İmralı‘daki ihlal ve baskıların hukuki açıdan izahının mümkün olmadığını belirten Av. Taşçı, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası yasaları hiçe sayarak İmralı’da siyasi tavrını ortaya koyduğunu ve dünyanın gözü önünde suç işlediğini söyledi. Av. Taşçı, Türkiye’nin İmralı’daki uygulamalarla Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, 5275 sayılı infaz kanununun birçok maddesinin “devlet eliyle” ihlal edildiğine işaret etti.
Bozuk koster lüks görülüyor
Bir insanın insan olmadan kaynaklı “yaşam, sağlık” haklarının dahi gasp edildiğini ifade eden Av. Taşçı şöyle konuştu: “Sayın Öcalan’ın sağlık sorunları gözönünde bulundurulduğu adada tutuluyor olması, hükümetin ‘çürümeye terketme’ politikasının bir parçasıdır. Cezalandırma yerine uzun süreli yok etme anlayışı bulunuyor. İletişim hakkı diğer cezaevlerinde olduğu gibi yok. Aile ve avukat görüşleri tamamen kısıtlanmış, yönetmeliklere kanunlara bağlı olmaktan ziyade keyfi sebeplerle engelleniyor. Örneğin; koster bozuk. Zaten 9 numaralı koster çok ilkel, eski, adaya gidiş bu araçlarla ortalama 2,5 ya da 3 saat. Giden gelen açısından da bu kosterle gitmek büyük bir sorun. Buna rağmen bu bile lüks görülüp tahsis edilmiyor. Ayrıca avukatlarıyla ilişki her hükümlünün en tabii hakkı. Bunu evrensel hukuk normları kuralları bağlamış durumda. Savunma konusunda da avukat müvekkil ilişkilerinin gizli olması gerekir. Eskiden kontrol altında tutulan görüşmeler gerçekleştiği dönemde kayıt altına alınıyor. Bu da lüks görüldü ve Oslo görüşmelerinden sonuç çıkmayınca görüşmeler de engellendi. Avukatlar da müvekkilleri gibi esir alındı.”
‘Öcalan ateş topu gibi’
“Sayın Öcalan sanık değil sanki ateş topu” benzetmesi yapan Av. Taşçı, “Öyle ki kim yaklaşırsa yanar hale geldi. Avukatları da ‘siz misiniz Öcalan’ı savunan denilerek’ tutuklandı“ dedi. Avukatlara yönelik operasyonun her safhasında da ulusal ve uluslararası hukukun yerle bir edildiğini söyleyen Av. Taşçı, “Savunma hakkı kutsaldır. Herkesin, gün gelir bugün iktidarda bulunanlar da savunmaya, avukata ihtiyaç duyar” diye konuştu.
“Avukatlar görevini yapmıştır, bu nedenle cezalandırılmış” diyen Av. Taşçı, farklı barolardan yüzlerce avukatın yer aldığı Savunmaya Özgürlük Platformu’nun Temmuz’da görülecek davada meslektaşlarının savunmasını üstleneceğini belirtti. Platforma sadece Türkiye’deki avukatlar değil Almanya, Fransa, Hollonda ve daha birçok ülkeden de hukukçuların destek verdiğini ifade eden Av. Taşçı, “Dava günü uluslararası bir platform olarak savunma hakkının yanında yer alacağız. Birçok ülkeden barolar, hukukçular da yanımızda yer alacak” dedi.