Yüzleşme dünya şampiyonu

8 Haziran 2021 Salı - 06:21

  • Nazilerin suçlarına, Yahudilerin yok edilmesine ve Wehrmacht askerlerinin korkunç fiillerine dair 1950’li yıllarda neredeyse hiç söz edilmedi. Sanki Naziler uzaydan gelmişti de Alman milletine 12 yıl boyunca hükmettikten sonra yeniden kaybolup gitmişlerdi.

NICK BRAUNS

 

Almanların Nazi faşizminin suçlarıyla ilişkisi, yurtdışında mütemadiyen örnek alınası olarak gösteriliyor. Ne var ki bu yol, çakılsız değildi ve bugün çıkardığımız sonuçlar, bu “yüzleşmenin” eleştiri gereksindiğini ortaya koyuyor. Almanya’nın 1949’da Federal Almanya’ya dönüşen Batılı güçler tarafından işgal edilmiş bölgelerinde devlet ve toplumun Nazilerden temizlenmesi çalışması, Soğuk Savaş’ı müteakip henüz 1940’lı yılların sonunda durdurulacaktı. Bunun yerine polis, yargı, federal ordu ve istihbarat birimleri, eski Nazilerden, Wehrmacht generallerinden, Gestapo ve SS’in adamlarından oluşturuldu. Bonn’daki hükümet için bunların komünizme karşı mücadeledeki pratik deneyimleri, ellerindeki kandan daha önemliydi. Böylelikle Nazilerin ağları, CDU’lu başbakan Konrad Adenauer’in hükümeti tarafından himaye altına alındı. Adenauer’in başbakanlık danışmanı olan Hans Globke de Nürnberg menşeili Yahudilerin haklarından yoksun bırakılmasına temel olan “ırk yasalarına” dair 1936’da bir hukuki analiz yazmıştı.

Nazilerin suçlarına, Yahudilerin yok edilmesine ve Wehrmacht askerlerinin korkunç fiillerine dair 1950’li yıllarda neredeyse hiç söz edilmedi. Sanki Naziler uzaydan gelmişti de Alman milletine 12 yıl boyunca hükmettikten sonra yeniden kaybolup gitmişlerdi. Birçok Federal Almanya yurttaşı, Amerikan dolarları ile mümkün hâle gelen “ekonomi mucizesini” geçmişin suçlarına dair bir hafıza ile bir daha rahatsız edilmemek için kullanabilecekleri bir günah çıkarma aracı olarak gördü. Tam da bu nedenle filozof Theodor Adorno, henüz 1958’de, “yüzleşme” sözcüğünün, bununla aslında “bitiş çizgisini” kastedenlerin elinde yozlaştığını söyleyecekti. Ne var ki bağışlamak ve unutmak, yalnızca haksızlığa uğrayanlar tarafından gündeme getirilebilirdi.

‘68: Yüzleşme kuşağı

Kamusal bilinçte Yahudilerin Nazi faşizmi egemenliği altında kitlesel olarak yok edilmesine dair yavaş bir dönüşüm, ancak 60’lı yıllarda, eski SS “Obersturmbannführer”i Adolf Eichmann’ın Kudüs’te yargılanması ve Frankfurt’taki Auschwitz Davası ile oldu. Devlet ve toplumda faşist şahsiyetlerin etkisinin sürekliliğini gündeme getiren ve ebeveynlerinin kuşağının suçlarına dair suskunluk perdesini yırtan, 68 Hareketi’nin devrimci öğrencileri oldu. Ne var ki bir başbakanın, CDU’lu Richard von Weizsäcker’in 1985’te 8 Mayıs’ı “Teslimiyet Günü” olarak değil de “Özgürleşme Günü” olarak anması için savaşın bitmesinin üzerinden 40 yıl geçmesi gerekecekti.


‘Almanlar da kurban’ anlatısı

Devlet, ekonomi ve toplumdaki döndürülmüş Nazilerin çoğu emekli olduktan ya da öldükten sonra Federal Almanya, artık “yüzleşme dünya şampiyonuna” dönüşebilirdi! Ne var ki, hafıza mekânları olarak kullanılan toplama kamplarının geliştirilmesi ve nasyonal sosyalizmin (“Faşizm” kavramı Federal Almanya’da Marksist görülüyor) tarihine okul müfredatlarında daha fazla yer ayrılması, Naziler tarafından kaçırılıp zorla çalıştırılan ve çok azı hayatta kalmış insana düşük maddi tazminatlar ödenmesinin gelecek bin yıla kalmasını engellemeyecekti.

CDU’lu Helmut Kohl’un başbakanlığı döneminde, 80’li ve 90’lı yıllarda, Almanları da İttifak güçlerinin bombardıman savaşı ya da Doğu Avrupa’dan sürülme gerekçesiyle kurban olarak görünür kılma çabası da vardı. Berlin’de, Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nin (DDR) ilhakı ardından merkezi hafıza mekânı olarak düzenlenen “Neue Wache”, bu doğrultuda, “savaş ve şiddet egemenliğinin tüm kurbanlarına” adandı.

Paul Dickopf, 1965’ten 1971’e kadar Federal Kriminal Dairesi Başkanı olarak görev yaptı. Nazi rejimi günlerinde Dickopf, Nazilerin “vurucu gücü” SS’te görev alıyordu. 1959 yılında Almanya Federal Kriminal Dairesi’nin yönetici personelinin üçte ikisi, eski SS üyelerinden oluşuyordu.

Doğu Almanya’da yüzleşme

Sovyetlerin hakim olduğu, daha sonra DDR’e dönüşen işgal bölgesinde ise durum, tamamen farklı bir biçimde şekillendi. Burada antifaşizm devlet politikası oldu ve direnişten, zindanlardan ya da sürgünden gelen komünistler hükümet işlerini üstlendi. Batı Almanya’dan farklı olarak devlet, büyük oranda Nazilerden temizlendi ve Nazilerin önder kadroları mahkeme önüne çıkarıldı; aynı anda faşizmin destekçilerine ise “yeni Almanya”nın sosyalist temelde inşasında görev alma teklifinde bulunuldu. Keza faşizmi ortaya çıkaran ekonomik ve toplumsal temellerin ortadan kaldırılması, Marksist analizin yön verdiği komünistler için bireysel suç ile ahlaki yüzleşmeye göre daha karar verici görünüyordu. 1945/46’daki toprak reformu ile “junker sınıfı” (soylu büyük toprak sahipleri), militarizmin özel dayanak noktası olarak güçlerinden arındırıldı. Bunun yanı sıra faşizmin köklerinin son tahlilde kapitalizm içinde olduğu ve önemli kapitalistlerin Nazi hareketinin inşası ve iktidarı almasını olanaklı kıldığı bilgisinden hareketle, fabrika sahiplerinin mallarına el koyuldu ve sosyalizmin inşası kararlaştırıldı.
Devlet sosyalizminin 1989’da yıkılması ardından Federal Almanya’ya hükümet edenler için başat önemdeki mesele, dönemin dışişleri bakanı Klaus Kinkel tarafından düzenlenen “DDR’nin gayrimeşrulaştırılması” oldu. “İki Alman diktatörlük” söylemi ile bilim dışı totalitarizm teorisi bağlamında “hukuksuzluk devleti” olarak nitelenen DDR, Nazi rejimiyle eşitlendi. Resmi hafıza ve yüzleşme politikasındaki bu eşitleme, tam da amaçladığı şey olan sosyalizmin şeytanlaştırılmasına hizmet ediyor ve Nazi rejiminin ve onun korkunç suçlarının günahsızlaştırılmasına da katkı sunuyor. Keza DDR, kuşku yok ki hatasız değildi ve orada da sosyalizm adına suçlar işlendi ama sosyalist Almanya, komşularına savaş ilan etmeyen tek Alman devleti oldu.

İsrail’i silahlandıran ‘yüzleşme’

Nazi dönemi suçlarına dair tutum konusunda gözlemlenebilecek bir şey, tartışmanın 6 milyon Avrupalı Yahudi’nin yok edilmesine odaklanması. Federal Almanya’nın 1952’den bu yana ödediği savaş tazminatı, Holokost’tan hayatta kalanlardan daha çok İsrail devletine gitti. İsrail devleti ise savaş tazminatını özellikle silah nakliyatı olarak kabul etti ve böylece Batı’nın Ortadoğu’daki güçlü donanımlı düzen bekçisine dönüşebildi. Askeri ihracat ile bağlantılı ahlaki rehabilitasyon, aynı anda ihracat endüstrisinin motorunu da çalıştırdı ve böylece Batı Almanya’daki “ekonomi mucizesine” katkı sağladı. Bugün Angela Merkel, Federal Parlamento’daki bütün partilerle uyum içinde İsrail’in var olma hakkını Alman tarihinden çıkarılan bir ders ve devlet politikası olarak tanımladığında aslında kastettiği, İsrail’in Filistinlere karşı apartheid ve sömürgecilik politikasına koşulsuz destektir.