
Fransa’da Nantes kentine 20 kilometre mesafede Notre Dame des Landes’te yapılmak istenen yeni NDDL Havalimanı‘na ve hükümetin bölgedeki ZAD (Zone À Défendre - Savunma Alanları) otonomunu tahliye etme girişimine karşı protestolar yıllardır sürüyor.
Nantes’e Fransa genelinden bisiklet ve traktörlerle gelen dayanışmacıların da katıldığı sayısız eylem, geçtiğimiz yıllarda bölgeyi korumak isteyen 40 bin kişinin kurduğu kamplar, oluşturdukları köy pazarları, çatışmalar ve bütük gösterilerle sürekli gündemde olan ZAD otonom bölgesinin direnişçilerini, Kobanê Kadınlarıyla Dayanışma Kolektifi’nden bir delegasyonla birlikte ziyaret ettik.
Kürdistan’la Dayanışma Komitesi
Fransa’nın Nantes kenti yakınlarında 2 bin hektarlık tarım arazisi üzerine yapılmak istenen 580 milyon Euroluk yeni havalimanı projesine karşı halkı örgütleyen ZAD direnişçileri, 2007 yılından bu yana bölge halkıyla birlikte mücadele veriyor. Bölgede bir de “ZAD Kürdistan’la Dayanışma Komitesi” var. Kobanê Kadınlarıyla Dayanışma Kolektifi’ni davet eden de onlar.
Nantes’a indiğimizde, Katia adlı bir ZAD direnişçisi 1980’den kalma bir minibüsle karşılıyor bizi. Yolculuk boyunca da bizi hem otonomları hem de mücadeleleri hakkında bilgilendiriyor.
Katia’nın ilk sözü, “Havalimanı yapımı ve otobanlar projesi verimli tarım arazilerine zarar verecek ve ekolojik dengeyi bozacak” oluyor. O da bunun için 2007 yılından bu yana yürütülen direnişte yer alıyormuş ve son beş yıldır da otonom bölgede yaşıyormuş.
Notre Dame des Landes’e (Özerk Savunma Bölgesi’ne, ZAD’a) ulaştığımızda bizi yıkılmış ya da yakılmış evler karşılıyor. Bu evlerin çoğu polis ve devlet güçleri tarafından yıkılmış. ZAD sakinleri, polisin her saldırısından sonra yeniden yaşam alanı oluştururken devletin bölgede oluşturduğu bazı sivil gruplar da bölgeye zaman zaman sızıp evleri ateşe veriyormuş.
40 yıllık direniş
Şimdilerde ZAD otonomu direnişinin sürdüğü alanda, yoğunlukla büyükbaş hayvancılığa dayalı tarımsal üretim yapılıyor. Bu tarımsal faaliyeti de tehdit eden havalimanı projesi ise 40 yıl önceye dayanıyor. Kendi ineklerinin sütünü işleyen, direniş bölgesinin adını taşıyan markalarıyla tereyağı ve peynir üreten tarım bölgesinin sakinleri, 40 yıl boyunca her iktidar değişiminde gündem olmuş. İktidara gelen her hükümet, havalimanı projesini canlandırmak istemiş; fakat bölge sakinlerinin direnişi hem sokakta hem de açılan davalarla hukuk alanında devam etmiş.
Havalimanı projesi, Sarkozy iktidarı döneminde gelişen eylemler sonucu durdurulmuştu; fakat Sosyalist Parti işbaşına gelir gelmez proje, Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından yeniden gündeme alındı. Bu nedenle de bölgeyi korumak için 2012 yılında 40 bin kişi bir hafta boyunca kamp kurmuş.
‘Ekoloji kapitalistlerin umrunda değil!’
ZAD otonomu içinde arabayla yolculuğumuz boyunca Katia, yılların mücadelesinin izlerini aktarmaya devam ediyor. Her eylem ve direniş sonrası açılan davaların, verilen para cezalarının onları yıldırmadığını her fırsatta yineleyen Katia, bitkisel üretim yapılabilen verimli arazileri, kendi otlaklarını, hayvan barınaklarını, yaptıkları taş fırınları tanıta tanıta yol alıyor.
Diyor ki, “Fransa’da 150 civarında havalimanı varken neden burada yapılmak istendiğini biliyoruz. Bu projenin amacı Nantes ve Rennes arasındaki 60 kilometrelik alanı sanayi, alışveriş merkezleri ile doldurmak. Kapitalistler kârlarına kâr katmak istiyor. Ekolojik dengenin bozulması ya da köylülerin ne yaşayacağı onların umurunda değil!”
Bölgenin aynı zamanda zengin bir biyoçeşitliliğe de sahip olduğunu aktarıyor ve devam ediyor: “Havalimanı yapılması aynı zamanda köylü tarımını, doğayı ve gıda egemenliğini hedef alıyor.”
Hükümet ‘kamulaştırmak’ istiyor
Hükümet, 2012 yılından itibaren ev ve arazilere iki kat değer biçip çiftçilerin topraklarını kamulaştırmak yöntemiyle yol almaya çalışıyor. Bu girişimler sırasında özellikle yaşlı çiftçilerin kentlerde yaşayan çocukları devreye sokuluyor. Bu yöntemle sayısız köylü parayla bölgeden uzaklaştırılıp evleri ve çiftlikleri dozerlerle yok edilmiş. Topraklarında kalıp üretim yapmak isteyen çiftçiler ise direnmeye, arazilerini satmamaya çalışmış. Bu köylülerle birlikte gönüllüler, ekolojik yaşamı savunanlar, anarşist gruplar, Yeşiller gibi kimi siyasi çevrelerden insanlar, 2007 yılından beri bölgeye yerleşmiş durumda. Havalimanı yapacak olan şirket ile bölge sakinleri arasında süren mahkeme de hala devam ediyor.
Komşular kışkırtılıyor
2009 yılından itibaren o bölgede yaşayan ve üretim yapan çiftçiler, yasadışı ilan edilmiş. Bölgede belediye hizmeti bulunmuyor. Çevrede bulunan küçük kentlerin insanlarının bir kısmı, “Bölgenin gelişimini durduruyorlar” manipülasyonuyla bölge sakinlerine karşı örgütlendirilmiş. Öyle ki ZAD bölgesine yakın semtlerin sakinleri, çöplerine alarm taktırmış. Çünkü ZAD’da belediye çöp toplama işlemini yıllardır durdurduğu için ZAD direnişçileri, çöplerini yakın bölgelere taşıyor. Kendi topraklarında işgalci konumuna düşmüş köylülerin ürünlerinin alınmaması için de devlet, her türlü yöntemi kullanıyor.
Bölgede bütün direnişlerden geriye kalmış iki yüz kişi, üretim yapma, orada yaşama konusunda kararlı duruşlarını sürdürmeye devam ediyor. Kentlerden gelen gençler ve bölgenin genç köylüleri, çiftçilerin terk ettiği topraklarda yaşamak ve üretim yapmak için yaşam alanı oluşturmuş. Bölgeyi gezerken karşılaştığımız karavanlar, gençlerin inşasını sürdürdüğü ağaç evler, kolektif bir biçimde yapılan çalışmalar, insana umut veriyor.
Her alan için bir komün
Bölgede hayvanlar için oluşturulan çifliklerde süt ürünleri elde ediliyor. Duvarlarda her oluşturulan alanın kurallarının yazılı olduğu panolar karşılıyor insanı. Peynir ve süt ürünleri atölyesi, sağlık için yetiştirilen bitkilerin olduğu sera, taş fırınlar, ev yapımı ürünler ve ZAD’daki bütün faaliyetler için birer komün oluşturulmuş. Her komün içinde yer alanlar, üretimleri sırasında ekolojik dengeyi bozmadan nasıl çalışacakları konusunda araştırma yapmadan duramıyor. Dönem dönem yaptıkları çalışmalar, polisle yaşadıkları çatışmalar nedeniyle bozulsa da onlar yılmadan yeniden inşa ediyor.
Gabie’nin heyecanlı anlatımları
ZAD otonom bölgesindeki yolculuğumuz sırasında ilk durağımız, komün olarak kullanılan bir ev oluyor. Devletin yıktığı köy evi yeniden inşa edilmiş. ZAD direnişçilerinden Gabie ve birkaç arkadaşı bizi karşılıyor. Gabie Kürtlerle, Kobanê direnişi döneminden tanışıyor. Onu sadece Kürtlerin direnişi değil aynı zamanda ideolojileri, özerklik anlayışları, kadın mücadelesi de etkilemiş. Kobanê ile birlikte soluğu Suruç’ta almış. Aylarca Suruç’ta Kobanê için nöbet tutmuş. Rojava deneyimini yakından görme isteğini ise savaş nedeniyle ertelemek zorunda kalmış.
Gabie Fransa’ya yeniden döndüğünde arkadaşlarına, “Kürtler için burada da bir şeyler yapmalıyız” demiş. Bölgede gördüğü direnişi ve özellikle kadınların yürüttüğü çalışmaları aktarmış ZAD direnişçilerine. Ardından eline geçen “Kobanê Kadınlarıyla Dayanışma Kolektifi” broşürüyle, soluğu kolektifin yanında almış ve sormuş: “Birlikte ne yapabiliriz?”
Bu soru sözde kalmayarak ZAD’da Kürdistan Dayanışma Komitesi’ne dönüşüyor. Gabie, eve girişimizle birlikte son aylarda neler yapıldığını, birbirini izleyen hızlı cümlelerle anlatmaya başlıyor: “Komite oluşturduk. Elimize gelen Kürdistan’ın dört parçasına dair bilgileri derliyoruz. Haftalık bültenler çıkarıp bölgede oluşturulan pazarlarda Kürdistan’ı ve direnişi, özerkliği anlatıyoruz. Duydunuz mu? Biz Kürdistan’daki direnişi selamlamak ve orada yapılanı burada uygulamak için bir deklarasyon yayınladık.”
Kürtlerde dayanışma deklarasyonu
Deklerasyon, KCK’nin çağrısına yanıt olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanıyor. Şu cümlelerle:
“Kürdistan’da mücadele eden kadınlara ve erkeklere!
Buradan Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyoruz. Türk devletinin size saldırılarına karşı desteğimizi ifade ediyoruz. Başbakanın hoşuna gitmeyen seçim sonuçlarına tepkisi olan bu savaşta halk, hiyerarşisiz bir örgütlenme isteğiyle çatışıyor. Özerk yönetim çağrınızı duyduk ve dağlar, sınırlar ötesinden yanıt vermek istiyoruz.
Kürdistan’da gelişen demokratik konfederalizm sürecini dikkatle izliyoruz. Hiyerarşisiz altyapıyla, devlet-millet projesinden bağımsız otonom örgütlenme arayışında kendimizi size yakın hissediyoruz. Devletlerin her zaman asimilasyon ve imha politikalarını taşıdığını biliyor ve bütün toplumları, hiçbir dini, etnik ve bunun gibi kriteri gözetmeden dahil eden sürecinize hayranlık duyuyoruz. Mücadelenin içinde yer alan LGBTİ hareketi ve temel bir rol oynayan kadın hareketinin önemini sizlerle paylaşıyoruz. Stratejik bağımsızlığınız ve öz savunma prensiplerinize saygı duyuyoruz.
Size Fransa’dan, Notre Dame des Landes’daki ZAD’dan sesleniyoruz. Bir havaalanı projesine karşı 45 yıldır süren bir mücadelenin içindeyiz ve 2009 yılından beri bölge düzenlemesine karşı yasadışı olarak bu bölgeyi işgal etmekteyiz. Çeşitli öz savunma uygulamaları sayesinde inşa girişimlerini engelledik ve ardından, 2012’de boşaltmalara direndik. Bugün farklı ufuklardan gelen yüzlerce insan yaşamaya devam ediyor ve değişik yöntemlerle öz yönetimimizi düzenliyor. Beslenme, barınma, sağlık, hukuki korunma şekillerini, bilgi, kaynak, altyapı ortaklığını tekrar sahiplenmeye ve bunları başka mücadelerle de paylaşmaya çalışıyoruz.
Önce IŞİD’in saldırısına uğrayan Kürdistan’daki bu yapılanma, şimdi de Türk bombaları altında eziliyor. Fransa devleti, IŞİD’e karşı kahramanlar aradığı dönemde Kürtler için övgü dizeleri yazarken bugün, utanç verici bir şekilde, terörizmle mücadele adı altında, Kürt militanları bastırmaya çalışan Erdoğan’ın sürdürdüğü savaşın önünde susuyor.
Biz onları karşılamaya hazır olduğumuzu açıklıyoruz! Bakûr (Kuzey Kürdistan) halkı ve özellikle kuşatma altındaki şehir halklarıyla dayanışmadayız!
Milliyetçi Türkler tarafından saldırıya uğrayan Kürtlerle dayanışmaya!”
Gabie’nin iki ‘şaşkınlığı’
Yukarıdaki deklarasyonun ardından Kürdistan’la Dayanışma Komitesi oluşturulmuş. Çoğunluğu kadınlardan oluşan komite, Kürdistan’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Yaptıkları çalışmaları heyecanla anlatan Gabie, bölgede bulunan Kürt derneği ve Türkiyeli sol hareketlerle anında bağlantıya geçmek istedikleri sırada karşılarına çıkan sorunları da dile getiriyor: “Bizi şaşırtan iki şey vardı. Birincisi, bölgedeki Kürtlerin ısrarla hiyerarşik yapıya sahip politik partilerle ilişkilenmek istemeleri, bizim ‘Birlikte ne yapabiliriz’ dememize karşın ortak bir çalışmanın gelişmemesi bizi üzdü. Buradaki Kürtlerin halen ülkelerinde ne yapmak istendiğini anlamadığını düşündük. Medyayı, politik güçleri harekete geçirme çabalarını anlıyoruz. Ama onlarla birlikte sokak sokak çalışma yürütecek olan onlar değil elbet. İkincisi, Türkiyeli sol hareketler... Ben bir Fransız olarak Kürdistan’daki gelişmeleri, Kürtlerin ne istediğini onlardan iyi biliyorum. Bu büyük bir tezattı.”
Kilit de yok, fiyat da...
Gabie’nin heyecanlı anlatımları ardından geziye devam ediyoruz. Bölgede oluşturulan hiçbir üretim alanının ve evin kapısında kilit bulunmuyor. Ürünler kolektif kullanıma açık. Sadece bölgenin bazı ihtiyaçları ve direnişlerden gelen cezalar ve davaların takibini sürdüren avukatlar için her üretim alanının ürünlerinin yanına birer kutu bırakılmış. İhtiyaçlarını gidermek isteyenler, bu kutulara istediği düzeyde para bırakabiliyor. Parası yoksa ihtiyacı düzeyinde ürün almasının önünde de hiçbir engel bulunmuyor.
Evlerde ve üretim alanlarında kilit bulunmaması şöyle açıklanıyor: “Biz kapitalist dünyada kilitlerle özel mülkiyeti koruyoruz. Burada özel mülkiyet yok; onun ilişkileri de. İnsanlar ortak üretiyor. Kimse onları üretim konusunda da zorlamıyor. 200 insan sabit bölgede yaşıyor. Dönem dönem bu sayı binleri geçiyor. Gelip aylarca burada destek amaçlı durup çalışmalara katılanlar var. Ürettiklerimiz hepimizin. Yaşadığımız alanlar herkese açık.”
Kürdistan toplantısı
Kadınların kalması için oluşturulan evler ve yatakhaneler, çocuklar için kreş, ağaç evler, yollardaki barikatlar, bahçeler ve tarım alanlarını ziyaretimizin ardından ZAD’da bir ilkle karşılaşıyoruz. Kürdistan’daki gelişmeleri ve Kürt kadınlarını yakından tanımak için yapılan ilk toplantı, sadece kadınlardan oluşuyor.
Toplantının yapıldığı eve herkes, hazırladığı yemeklerle giriş yapıyor. Önce Kürdistan coğrafyası, Kürtlerin yıllardır dört parçada sürdürdüğü mücadele ve ardından Kobanê Kadınlarıyla Dayanışma Kolektifi ve Kobanê’yi yeniden inşa sürecinde yapılmak istenen kadın projesi tanıtılıyor. Ardından ZAD kadınları, Kürt kadın mücadelesi, jineoloji ve mücadelenin gelişim seyri üzerine sayısız soru sıralıyor. Çünkü her biri Kürdistan’daki gelişmeleri merak ediyor ve aynı zamanda bu deneyimden kendilerine dersler çıkarmaya çalışıyor. Gün, Kürdistan’daki kadınların yürüttüğü mücadelenin söze dökülmesi ve sayısız soruyla sonlanıyor.
Nisan’da dayanışma gecesi var
İkinci gün, Kobanê Dayanışma Kolektifi ile ZAD Kürdistan Dayanışma Komitesi’nin ortak toplantısıyla başlıyor. Bölgede internet sadece bir noktada bulunuyor. Televizyon bulunmuyor. Telefonlar acil durumlar için kullanılıyor. Teknolojiden uzak, ekolojik ortamda başlayan toplantıda, ZAD Kürdistan Dayanışma Komitesi, Kürdistan’la dayanışma amacıyla yürüttükleri çalışmaları ve projelerini anlatıyor.
ZAD için oluşan Fransa çapında 200 komite bulunuyor. Her komite, Kürdistan’daki gelişmeler konusunda bilgilendiriliyor. İnternet üzerinde ulaşılan, 100 bin civarında insandan oluşan dayanışmacı ağının Kürdistan konusunda daha iyi bilgilendirilmesi, harekete geçirilmesi konusunda yazılı ve görsel doküman ihtiyaçlarını sıralıyorlar. Toplantıda, Nisan ayında Nantes’te “Kobanê ile dayanışma gecesi” yapma konusunda sözleşiliyor.
Toplantı bitiminde ZAD’da yolculuk bitmiyor. Sohbetlerin konusu öz yönetim ve direniş deneyimleri olmaya devam ederken fotoğrafların ve diğer medya unsurlarının kullanımı ile bölgedeki direnişçilerinin isimlerinin basında yayınlanması konusundaki hassasiyetlerini paylaşıyorlar. Çünkü bu durum, her defasında direnişçilerin karşısına cezai yaptırım olarak çıkıyor. “zad.nadir.org” internet sitesi üzerinden bölgedeki direnişlerin fotoğraflarını, gelişmeleri, eylem takvimlerini yayınladıklarını ifade ediyorlar. Bunun için çalışan bir ekip, ZAD’daki tek internet noktasında gün boyu aktif bulunuyor.
‘Gelin, birlikte üretelim, direnelim’
Sohbetlerin bir konusu da Fransız hükümetinin uygulamaları oluyor. Paris’te İklim Zirvesi’nin düzenlendiği günlerde, o yasaklı eylem günlerinde Paris’te sokağa çıkan ZAD üyeleri, Fransız hükümetinin nasıl bir ikiyüzlülük içinde olduğunu ifade ediyor. “Hükümetin, eğer iklim krizine çözüm arıyorsa bu projeden vazgeçmesi gerekmiyor muydu” diye soran ZAD direnişçileri, iklim değişikliğinin gerçek çözümünün gıda egemenliğinin ve biyoçeşitliliğin korunması için mücadele etmek olduğunu vurgulayarak her yerde direnmek gerektiğini hatırlatıyor.
Bölgede toprak işgalinde sürdüren neredeyse 200 kişiyle merhabalaşıp 40 yıllık direnişten süzülen deneyimleri dinledikten sonra, “Burada bu çalışmaya herkesin katılması serbest. Gelin, ekolojik dengeyi bozmadan oluşturduğumuz yaşam alanında birlikte üretelim ve birlikte direnelim” çağrısı yapıyorlar. Bu çağrıyı da yanımıza alıp ayrılıyoruz ZAD’dan.
SELMA AKKAYA