Rojhilat güçleri artık tek sestir

PJAK

PJAK

  • PJAK Avrupa Diplomasi Sözcüsü Zagros Enderyarî, Rojhilatê Kurdistan ittifakının, siyasi, diplomasi ve askeri çalışmalarını birlikte yürüteceğini; bunun için üç komisyon kurulduğunu belirterek, "6 parti de tek bir ses olarak çalışmalarını sürdürüyor" dedi.

Kürt nüfusun, toplamın yaklaşık yüzde 10’una tekabül ettiğini kaydeden PJAK Avrupa Diplomasi Sözcüsü Zagros Enderyarî, Rojhilat’ın İran üzerinde tümden belirleyici bir gücünün olmadığının ve siyasi etkisinin de sınırlı olduğunun  altını çizdi.

Muhabirimiz Miheme Porgebol'a konuşan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Avrupa Diplomasi Sözcüsü Zagros Enderyarî, savaşın şu ana kadar çoğunlukla askeri noktaların hedef alınması şeklinde ilerlediğini söyledi. Sözcü Enderyarî, İran'ın bazıları denizde, bazıları Zagrosların derinliklerinde, birkaç tane de ülkenin iç kesimlerinde füze üretim ve araştırma merkezleri inşa etttiğini hatırlatarak, "İşte İsrail, bu aşamada söz konusu merkezleri yok etmek istiyor, ancak İran’ın tesisleri oldukça dayanıklı ve yer altında. Başlangıçta 10 metre derinlikte inşa edilen tesisler, daha sonra 20, sonra daha derine ve bugün ise 70–80 metreye kadar inmiş durumda. ABD ve İsrail’in silah teknolojileri geliştikçe İran da tesislerini daha derinlere inşa etti" dedi.

Güçleri yer altında

Rojhilat’ta gece bombardımanları yapılıp karakolların neredeyse tamamı yok edildiğini, ancak İran'ın ciddi zarar görmediğini, çünkü güçlerinin yer altına çekildiğini kaydeden Sözcü Enderyarî, "Bunun üzerine İsrail, şehir merkezlerindeki istihbari, askeri, siyasi ve teknik kurumları hedef almaya başladı. Böylece İsrail’in İran’a verdiği zarar sınırlı kaldı" diye konuştu.

Ajan ağından darbe

İran açısından asıl yıpratıcı boyutun İsrail’in son 20–30 yıldır İran içinde yürüttüğü istihbarat ağı olduğuna işaret eden Sözcü Enderyarî, teknolojik ve bireysel düzeyde güçlü bir ajanlık sistemiyle İran’ın tüm bilgilerinin İsrail’e aktarıldığını belirtti. Bu açıdan İsrail’in elinin oldukça güçlülüğüne dikkat çeken Sözcü Enderyarî, İranın ajanlar tarafından büyük bir darbe aldığını vurguladı.

Taktiksel değişiklik

İran'ın buna karşı geri adım atıp konuşlanmasını güncellediğini ve taktiksel değişikliğe gittiğini kaydeden Sözcü Enderyarî, şunları söyledi: "Hâlihazırda büyük nükleer üsler dışında bütün merkezleri özellikle küçük, portatif ve boşaltılabilir üsleri boşalttı. Boşaltamadığı nükleer üsleri ise yer altına taşıdı. Toprağın altına gömdüklerini, günü geldiğinde isterse açabilir.

Savaşacak askeri güç

Normalde İran’ın 500 bin askeri var. Bu sayı, yaklaşık 300 bin resmi asker ve 200 bin ideolojik Devrim Muhafızları güçlerinden oluşuyor. Bunlardan tahminen 250 bini ise asker denilemeyecek, daha çok memur, siyasi ve idari görevlerde bulunuyor. Asıl savaşabilme kapasitesine sahip 200–250 bin askerin yarısı Pasdaran (Devrim Muhafızları), yarısı da ordu güçlerinden oluşuyor. Şu ana kadar İran’ın kaybı sayısal olarak bin–bin 500 asker civarında olabilir.

Silahları yeraltında

Bütün silahlarını; uçaklarını, helikopterlerini ve tanklarını da yer altına çekti. Açıkta kalanlar ise işlevsiz ve eski silahlar. Şimdiye kadar İran güçlerinin en fazla yüzde 5–10’u darbeye maruz kalmış olabilir. Asıl güçlerini koruyorlar. Askeri açıdan İran büyük bir darbe almış değil ve birkaç aya kadar bu güçlerini sürdürebilir. Fırlatabilecekleri füze sayısı belki bir günde 40’tan 15–20’ye düşebilir.

Fazla ve hızlı üretim

İran’ın drone sayısı oldukça fazla ve üretimi hızlı, üstelik ucuz, ancak en gelişmiş hipersonik ve balistik füzelerin sayısı sınırlı. Balistik füzeler hipersoniklere göre daha fazla olabilir, çünkü hipersonik teknolojisi son bir-iki yıldır ellerinde. Bu yüzden bu füzeleri sık kullanmayıp tek tek fırlatıyorlar. İsrail için en büyük sorun, bu füzelerin sayısını bilmemek, çünkü İran, istihbarat alındığını düşündüğü için üretimi son yıllarda gizli yürüttü."

Yeni lidere göre

İran’ın yeni dini lideri için adı geçen 6 adaydan ikisinin öne çıktığına dikkat çeken Sözcü Enderyarî, birinin, savaşta ailesi öldürülen Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney; diğerinin ise eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani olduğunu savundu. Mücteba seçilirse savaş siyasetinin devam edeceğini; Ruhani seçilirse barışçıl bir siyaset gelebileceğini ve rejim değişikliğine açık olabileceğini öne süren Sözcü Enderyarî, şunun altını çizdi: "İsrail, Ruhani ile daha önce anlaşmıştı ve 2015’teki İran-Anlaşması’nda da bu isim öne çıkmıştı."

Kara saldırısı olasılığı

Sözcü Enderyarî, sahada kara saldırısı için ise üç bölgenin öncelikli görüldüğünü ifade ederek, Rojhilat, Sistan-Belucistan ve Hürmüz Boğazı olarak sıraladı. Bu üç bölge vurulursa ancak karada avantaj sağlanabileceğini vurgulayan Sözcü Enderyarî, İsrail'in son günlerde Rojhilatê Kurdistan’daki karakolların çoğunu yok ettiğini, İran’ın önceki merkezlerinin bir kısmını da yerle bir ettiğini hatırlattı. "Rojhilatê Kurdistan’a hava yardımıyla giriş imkânı var" diyen Sözcü Enderyarî, Amerika ve Arap ülkelerinin, deniz enerji geçişini kontrol için boğazı ele geçirebilecek askeri kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Düşmedi ama şokta

İran'ın hâlâ düşmediğini fakat şok altında olduğunu vurgulayan Sözcü Enderyarî, "Bu şok İran’ı parçalayabilir, askeri yapısında karışıklık yaratabilir fakat mevcut durumda, öldürülen isimlerin yerlerine yenileri geldi, sistem ve yönetim işliyor. Kentlerde elektrik ve su yok, gıda temini az ama büyük bir kriz hâlâ söz konusu değil" dedi.

Dini, savaş silahına çevirme

Kürt kentleri dahil saldırılardaki sivil kayıpların olumsuz etkisine dikkat çeken Sözcü Enderyarî, "Eğer böyle devam ederse Molla rejimi, savaşı uzatarak meseleyi dini bir savaşa çevirmek isteyebilir. 'Biz Şiiyiz ve hep mazlumduk' şeklindeki mağduriyet siyasetiyle hakarete ve zorbalığa maruz kaldıklarını öne sürerek, ülkedeki muhalif Şiilerin bir kısmını geri kazanmayı hedefleyebilir. Şu anda başkaldırı veya rejime karşı sert bir duruş yok. Daha önce halkın bir tutumu vardı, ancak savaş bunun yükselmesine vesile olmadı; hatta tamamen ortadan kaldırdı" şeklinde konuştu.

Kürtlerin İran'a etkisi

Kürt nüfusun, toplamın yaklaşık yüzde 10’una tekabül ettiğini; kendini gerçekten Kürt kabul eden ve kimlik bilincine sahip kesimin yüzde 10’u geçmediğini kaydeden Sözcü Enderyarî, şunları paylaştı: "Kürt bölgesi, İran’ın içlerine yayılmıyor; sınırda, Irak’a yakın bir konumda bulunuyor. Bu nedenle Kürtlerin İran içindeki siyasi etkisi sınırlı. Rojhilat Kürtleri, Bakur’daki Kürtler gibi organize değil. İran, fiziki olarak Türkiye’den çok daha büyük ve geniş bir ülke; insanlar Kürtlerin bir partisi olup olmadığından haberdar bile olamayabiliyor. Ülkede Kürtlerin yoğun yaşadığı eyaletler; İlâm, Kirmanşan, Kürdistan ve Batı Azerbaycan. Bu isimlendirme nedeniyle birçok kişi Rojhilat’ı sadece Kürdistan eyaleti olarak algılıyor. Genel olarak Kürtler arasında ortak tutum sağlanmasının olumlu bir etki yarattığını söylemek yerinde olur. Bu gelişme Avrupa ve Amerika’da da yankı buldu fakat belirtmekte fayda var; Rojhilat’ın İran üzerinde tümden belirleyici bir gücü yok.

Kürtlerin ittifakı

Savaş başlamadan önce zaten bir ittifak kurulmuştu. 5 partiyle yola çıktık. 4 Mart'ta bir parti daha aramıza katıldı. Artık 6 parti olarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu anlamda Rojhilat'ta siyaset yapan ve bu ittifakın dışında kalan sadece bir parti var. İttifak içerisindeki partiler ise kesinlikle birlikte hareket etmeyi sürdürecek. İttifak, siyasi, diplomasi ve askeri çalışmalarını birlikte yürütecek, büyütecek ve geliştirecek. Böyle bir karar alındı. Bunun için askeri, diplomasi ve siyasi olmak üzere üç komisyon kuruldu. Böylelikle her üç çalışma da 6 partinin temsiliyetinin en iyi şekilde yerine getirilmesiyle sürdürülecek. Çalışmalarımız bu açıdan devam ediyor. Eğer gerek görülürse de Rojhilat'a geçiş yapılacak. Dışarıda da diplomasi faaliyetleri son hız devam ediyor. Avrupa ve ABD başta olmak üzere Kürt dostlarıyla diplomasi faaliyetlerimiz sürüyor. Yani şunu söyleyebiliriz; 6 parti de çok iyi bir şekilde tek bir ses olarak çalışmalarını sürdürüyor. İttifak dışında kalan tek parti de çalışmalara karşı hiçbir engel çıkartmıyor. Hatta bu ittifakın bir partisi gibi davranıyor."

Farsların dışındakilerin durumu

Sözcü Enderyarî, İran’da nüfusları bağlamında 5 farklı halkı değerlendirmek gerektiğini hatırlatarak, şöyle izah etti:

* Horasan ve Türkmenistan çevresinde yaşayan Türkmenler, siyasi örgütlülükten yoksun ve sayıları az; asimilasyonun güçlü olması nedeniyle etkin bir rolleri yok.

* Ahvaz ve Huzistan’da yaşayan Araplar da sayıca az. Yarısından fazlası Şii inancına sahip. Bir kısmı rejim taraftarı, bir kısmı ise milliyetçi-ayrılıkçı çizgide, ancak yalnızca Arap ülkelerinin desteğine bağlılar. Büyük nüfusları olmadığından ancak geçici karışıklıklar yaratabilirler; ciddi bir rol oynayamazlar. Eğer büyük bir kaos yaratmaya girişirlerse katliam riskleri de söz konusu.

* Beluclar ise nüfus olarak biraz daha fazla ve Sünni-İslamcı bir yapıda siyasi örgütlenmeye sahipler. Çölde ve ovada yaşıyorlar, ancak bir milyon civarındaki nüfusları nedeniyle büyük bir etki yaratmaları olası değil.

* Kürtlerin nüfusu ise yaklaşık 10 milyon. Dağlık bir coğrafyada yıllardır süren silahlı savaş tecrübeleriyle etkin bir rol oynayabilir ve Kürdistan’ın bir bölümünde önemli kazanımlar yaratabilirler. Tüm Kürt bölgelerini kontrol etmek zor, çünkü kuzeyde Azeriler, güneyde Lorlarla karışık eyaletler var. Lorlar genellikle kendilerini İranlı kabul ediyor ve örgütlülükleri yok; çoğunlukla Farslarla birlikte hareket ediyorlar.

* Azeriler ise yaklaşık 15 milyon ve belki daha fazla, ancak yüzde 70’i rejimin tarafında. Ordunun yaklaşık yarısı Azerilerden oluşuyor ve ekonominin yüzde 30’u onların elinde. Bu nedenle İran Azerbaycan’ında ciddi bir hareket olacağını düşünmüyorum. Türkiye ve Azerbaycan, İran içinde sınırlı bir etki yaratabilir, ancak Azerbaycan tek başına bunu başaramaz. Türkiye mevcut siyasetinde Azerileri yalnızca birleşik bir İran’ın karşısında kullanmayı planlıyor. Bu yüzden Azeriler uzun vadeli bir rol oynayamaz; İran’ın birliğine kastedemezler. HABER MERKEZİ

 

* * *

Şiiliğin devlet dini olması

Bugünkü rejim kurulduğunda öncelikle ideolojik ve askeri zeminini güçlendirmeye odaklandı. Humeyni, Şii İslam’ın en yüksek makamı olarak bir dönem Irak’ın Necef kentinde bulunuyordu ve burada yeni bir fikir geliştirdi: Velayet-i Fakih. Bu, Şii İslam aleminin toplumsal yönetimini organize etme niyetini teorize ediyor ve siyasi öncülük kapasitesini artırmayı amaçlıyordu. Tarihsel olarak Şiilik siyasetten uzak bir yapıya sahipti; çok az bir kesim siyasetle ilgileniyordu. Humeyni, Şiiliğin siyasi yapılanmasını en ileri taşıyan isim olarak 1979 İran İslam Devrimi’ni yönetti. Bu süreçte Irak ve Türkiye gibi ülkelerin tecrübelerinden faydalandı. İran ordusuna paralel, devrimi korumakla yükümlü ideolojik bir yapı kurdu: Devrim Muhafızları (Sipahe Pasdaran). İran-Irak Savaşı sırasında bu yapı, güçlü bir şekilde örgütlenip kadrolarını geliştirdi. Savaşın ardından bazıları ticarete yönelmiş olsa da ideolojik kadrolar görevde kaldı. Bu süreçte Kasım Süleymani gibi isimler öne çıktı. Aslında Süleymani, Devrim Muhafızları’nın vitrin figürüydü. Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı sırasında çoğunlukla kara gücü olarak faaliyet gösterdi. Daha sonra hava ve deniz birlikleri ile 'Besic Güçleri' adlı birlik kuruldu.

 

* * *

Devrimi ihraç etme

Devrimi, ihraç etmek amacıyla bir tabur oluşturuldu. Bu tabur, Kudüs Gücü olarak bilinir. Kudüs Gücü’nün başında olması Kasım Süleymani'yi de görünür kıldı. 2015’e kadar Kudüs Gücü’nün kaynakları ve kapasitesi sınırlıydı. Irak’taki Şiiler ve Hizbullah ile ilişkileri vardı ama İran dışına yönelik ciddi bir etkileri yoktu. 2015’ten itibaren İran’ın dışarıda bloke edilen paralarının vekil güçler üzerinden Devrim Muhafızları’na aktarılmasıyla kapasiteleri büyüdü. Bu kaynaklarla füze ve nükleer teknolojiler geliştirildi, Yemen, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Afganistan, Pakistan, Nijer, Somali ve Nijerya gibi ülkelerde vekil güçler örgütlendi. Bir süre sonra etkili oldukları birçok ülkenin yönetiminde asıl söz sahibi olduklarını iddia ederek hegemonik iddialarını büyüttüler.

 

* * *

İsrail ile savaşa doğru

Kurulduğu günden beri bu yapı, teorik olarak İsrail karşıtlığı ile hareket etti. Humeyni, tahta çıktığında İsrail’in Ortadoğu’da bir kanser olduğunu ve sökülmesi gerektiğini söylemişti. Bunun üzerine İsrail, İran’ın nükleer çalışmalarına katılan mühendisleri hedef aldı. Başlangıçta ölümler kaza veya hastalık gibi algılandı, sonradan bu suikastlardan İsrail’in sorumlu olduğu anlaşıldı. Bu süreç, savaşın başka bir boyuta taşınmasına ve Suriye’de doğrudan karşı karşıya gelinmesine yol açtı. Haziran 2025'teki 12 günlük savaş da bu çatışmanın bir parçası oldu.

 

* * *

İsrail'in hedefi daha büyük

ABD, sadece İran’ın nükleer silah üretmemesini talep ediyor. İsrail için asıl sorun, İran’ın Ortadoğu’da gelişmiş füze teknolojisine ve vekil güçlere sahip olması. Bu nedenle İran’ın füze tesislerini yok etmeyi, vekil güçlerle bağlarını koparmayı ve savunma kapasitesini zayıflatmayı hedefliyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.