
Şiir yazan bir şairin üç şeye sahip olması gerekiyor: Entelektüel birikim, dil sevgisi ve duygusallık. Buna bir de emeği katarsak güçlü bir şair ortaya çıkar. Ama bu saydığım erdemleri bir araya toplayabilmek de oldukça zor. Tüm bu saydıklarımı özünde taşıyan şairler çok enderdir. Hele zalime karşı çıkan bir şaire de şapka çıkartılır. Kolay mıdır yürek işçisi olabilmek…
Hâlbuki halk arasında, en kolay üretilen sanat olarak bilinir şiir. Ondandır ki günümüzde yığınlar halinde insanlar şiir yazıyor. Yan yana dizilen sözcükler, alt alta yazılan her dize şiir değildir. Şiir incelik ister. Şiir birikim ister. Şiir sabır ister. Şiir duyarlılık ister… Kişinin dağarcığında, o henüz ne olduğu çözülemeyen cevherin mevcut olması gerekir. Âşık oldum! Haydi, kaleme sarılayım demek insanı şair yapmaz. Bir şair ve şiir enflasyonudur başını almış gidiyor. Onun içindir ki gerçek şairler ve şiirler de gözden ıraktır şimdilik. İddiasız, amatör şiirler yazmanın da bir erdemlilik olduğunu unutmuş gibiyiz.
Eller metaforu
Asıl şiir birkaç dizeyle, ciltlerce roman ve öykünün konusunu anlatabilme becerisidir. Felsefi bir derinliği olmalıdır. Tıpkı Nazım Hikmet gibi, ‘’Bir ağaç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçesine…’’ Ya da Yılmaz Odabaşı gibi, ‘’Boşuna çırpınma gökyüzü/ Ülkem kadar ağlayamazsın…’’ Yukarıda verdiğim örneklerde görüleceği gibi, dizeler özlem ve acılarımızı çarpıcı bir şekilde ortaya koyabilmelidir. Okuyanı sarsmalı ve okuyucusuna yeni ufuklar açtırmalı. Ercan Cengiz’in Yıldız Kitaplar arasında, ‘’Acı ile Dolu Ellerim’’ adlı kitabı çıkmış. Kitabın adı önemli bir metafora işaret ediyor. Üreten, can veren eller, kanlı ellerin esareti altında. Vurguncular, savaş tacirleri zevk ü sefa içerisindeyken, emekçiler bin bir zahmetle hayata tutunmakta. Elleriyle ürettiklerini gasp ediyorlar. O ellerdir ki, medeniyetin kurucu ögesi…
Daha ilk şiirinde şair beni kıskıvrak yakaladı. Normalinde içim ölü dizelerle ve kotarılmamış şiirlerle doludur. Tüm şiirlerini de Kürtçenin Kirmanckî (Zazaki) lehçesine çevirmiş. Bu ise tamamıyla bağlanmama neden oldu. Ellerimdeki kutsal bir kitap gibi geliyor bana ve tekrar tekrar okuyorum. Kirmanckî olan her sözcük adeta şavkıyor. Her halükarda iyi bir iş başardığına inanıyorum. Aklıma yine dilimizin Kirmanckî lehçesinde yazan Akman Gedik geliyor. Başka ülkeler yok olan bir bitki için alarma geçerken, bizim dilimizin bir lehçesi can çekişiyor. Ercan Cengiz ve diğer arkadaşların ölmek üzere olan lehçemize hayat suyu taşıyor oluşları bizi sevindiriyor. Elleri dert görmesin… Ve ellerin kutsallığına bir kez daha inandım.
Yürünen yol
‘’Siz gidin artık, yol sizin / aldırmayın kar fırtınasına / gidin, kabilenin düzenini bozmadan / beni taşımanızdan yoruldum’’
Yol bizim ve yürüyoruz. Hem bu yolun öyle bir yolcuları var ki, mazlumun yanında hazır ve nazırlar. Canlarını siper etmişler. Değil kendimizi onlara taşıtmak, gerektiğinde onları sırtımızda taşımalıyız. Ve en yüce mertebelere onları oturtmalıyız.
Şair Ercan Cengiz geçen Facebook’ta güzel bir şiirini paylaşmıştı:
Şengal’den bu yana
gezer durur ölüm tanrısı
Xızır atını bağlamış Munzur’a
Şimdi gerilla kılığındadır Şengal’de…
Bu yolun yolcularını, bu dizelerden daha iyi ne tanıtabilirdi ki. Ya da kaç cilt romanla bu dizeler açıklanabilirdi. Damıtmış tüm sözcüklerini. Ve gerillanın özünü, özlü ve billûrî bir ahenkle kaleme almış. Sadece hayran kalmıştım dizelerinin derinliğine. Kitabı, o dizelerin etkisiyle aldım. İyi ki de almışım. İnce eleyip sık dokumuş şiirlerini. İmgeleri derinlikli. Sade ve anlaşılır bir dil kullanmış. Sözcüklerini kullanırken oldukça ekonomik davranıyor. Kürtçe çevirisi de anladığım kadarıyla çok iyi. Ve zevkle sayfaları çeviriyorum. ‘’Heyy özgürlük/ çırılçıplak bir hayattır ki/ insanı insan eder…’’
Özgürlük, tüm zehirlerden ve pisliklerden arınıp çırılçıplak olabilmektir. Sabır ister. Emek ister. Kısacası tıpkı şiir gibidir. Hep derinlerine inmeni emreder. Belki de zalime fırlatılan ilk taşta gizlidir özgürlüğün şifreleri. O taş, aynı zamanda insanın kirlenmek istenen kendi bedenine karşı atılmış bir özgürlük eylemidir. Zalimin envai çeşit zulüm ve oyunlarını boşa çıkarmaktır taş atmak. Zalimin karşısına bir aşk tanrısı gibi çıkabilmektir. Ve aşk tanrısı gibi çıkarsak zalimin karşısına, bu yol bizi özgürlüğe götürür.
MEHMET SÖÐÜT