Bu kafayla AKP, ne krizden çıkabilir, ne de darbeyi savuşturabilir. AKP’nin krizden çıkış sağlaması ve darbeyi bastırması, radikal demokratik adımlar atmasına, hiç zaman kaybetmeden Kürt sorununda çözüm yoluna koyulmasına, Rojava devrimine düşmanlıktan derhal vazgeçmesine, Roboski katliamının faillerini yargı önüne çıkarmasına, Hrant Dink cinayetindeki ve Paris katliamındaki esrar perdesini kaldırmasına ve elbette yolsuzlukların üstünü örtbas etmemesine bağlıdır.
AKP’nin önünde zaman daraldı. Ya bu radikal demokratik adımları atacak, hızla KCK tutuklularının tümüyle serbest bırakılmasını sağlayacak, Öcalan’ın bu krizden çıkışta Kürdistan güçlerini seferber etmesi için, onun elini, kolunu serbest bırakacak ve böylece bu atılan adımlara Kürdistan’ın bütün parçalarının ve Kürt halkıyla dayanışma içinde olan demokratik ve sol güçlerin desteği sağlanmış olacak; ya da bu sayılan güçler, Krizden anti demokratik yolla çıkmak ve Kürt sorununda çözüm sürecini sabote etmek isteyen Cemaatçi ve Ergenekoncu unsurların inisiyatif almasına fırsat vermemek için, Hükümete karşı krize müdahale edecek…
Yani “üçüncü güç” “aktifleşecek”…
Dün KCK Yürütme Kurulu Eşbaşkanı Cemil Bayık, Hükümet’e bu yönelimi açık bir dille duyurdu. Bayık’ın açıklamasını herkes büyük bir dikkatle okumalıdır.
Bu açıklama, Fırat’ın Batısında meydanın darbecilerle darbeyi anti demokratik yöntemlerle bastırmak isteyen Hükümete bırakılmayacağını vurguluyor. Çünkü hem darbenin kendisi anti demokratiktir, hem de darbeyi bastırma yöntemi anti demokratiktir. Bu iki anti demokratik gücün kavgasından demokrasi çıkmayacağı kesindir. O nedenle Kürt özgürlük hareketi, Türkiye’nin kaderini bu iki anti demokratik gücün kavgasından çıkacak sonuca bırakmayacağını açıklamaktadır.
Ben şahsen Cemil Bayık’ın konuşmasını, Hükümet’e tanınan “son şans” olarak yorumluyorum. KCK Hükümeti bir kere daha uyarıyor. Bir kere daha, AKP’ye “krizden çıkmak ve darbeyle yıkılmaktan kurtulmak için Kürt sorununu çöz” çağrısını yapıyor.
Açıktır ki, kriz umulmadık bir şekilde derinleşiyor. Yıkıcı sonuçların ortaya çıkması an meselesi. AKP yöneticileri, Kürt özgürlük hareketinin ve müttefiklerinin eli kolu bağlı bir şekilde yıkıcı gelişmeleri seyredeceğini düşünmemeli. Üçüncü gücün bütün kitleselliğyle ve devrimci yöntemleriyle harekete geçmesinden, metropollerde “sokak muhalefetine” el koymasından ve dolayısı ile krizin daha da derinleşmesinden önce AKP hükümeti harekete geçmelidir.
Bütün devrimci güçler gibi, “üçüncü güç” de hem “yıkıcı”, hem de “yapıcı” potansiyelleri bağrında taşır. Bu gücün “yapıcı” potansiyellerinin harekete geçmesini istiyorsa, Hükümetin şimdi yürüdüğü yoldan derhal dönmesi, radikal demokratik adımları bir biri ardına atması şarttır. Böyle bir durumda, örneğin TMK’nın lağvedildiği, zindanların boşaltıldığı, Öcalan’ın koşullarının kökten değiştirildiği, Kürt halkının kimliğinin, dilinin ve kendini özerklik temelinde yönetme hakkının tanınacağına dair kuvvetli bir söz verildiği durumda, “paralel devletin” tasfiyesi bir çırpıda demokratik niteliğe bürünür ve bu adımları atan bir siyasi iradeye karşı , hiçbir güç darbe yapma cesareti bulamaz. Yapmaya kalktığı zaman, AKP yöneticileri, büyük olasılıkla teslim bayrağını çekseler bile, AKP’nin milyonlarca seçmeniyle Kürdistan’ın milyonları aynı anda buluşur, bütün demokrat güçler tek bir cephede birleşir. Hiç kimse kanlı bir iç savaşı ve Türkiye’nin bölünmesini göze almadan böyle bir gücü darbeyle, şantajla, orduyla, polisle, yargıyla ezmeye yeltenemez. Özetle zaman daralıyor. Ya demokrasi ya kaos!
Zaman hızla daralıyor ya demokrasi ya kaos
AKP ne yapıyor? Krizden hukuk dışı, demokrasi dışı ve ahlak dışı yöntemlerle çıkmaya çalışıyor; ABD destekli Cemaat darbesini kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarını büyük bir telaşla ört bas ederek bastıracağını sanıyor.