Suriye ve Rusya’nın İdlib kuşatması devam ediyor. Putin ve Erdoğan arasında, Soçi’de varılan “mutabakat”, gerilimin süreceğini ancak çatışma riskinin “şimdilik” ertelendiğini gösteriyor. Büyük bir “diplomatik zafermiş” gibi sunulan bu “mutabakat”, sahada uygulama şansı bulabilir mi? Anlaşmanın içeriğine bakıldığında, taraflar arasında beklentilerin oldukça farklı olacağı görülecektir. Varılan anlaşmanın bir takvime bağlanması, alınacak “sonuçlar” açısından beklentilerin yeni gerilimlere yol açacağı gerçeğini ortaya koymaya yetiyor. Şam ve Moskova’dan yapılan açıklamalara bu düşüncemizi doğrular nitelikle.

Soçi Mutabakatına göre; “muhalif gruplar ve Suriye hükümetine bağlı güçler arasında silahlardan arındırılış, derinliği 15-20 Km’ye varan, bir “tampon” bölge oluşturulacak. Muhalifler (ılımlı olanları! Bunu kim belirleyecek açık değil) bulundukları alanlarda kalacaklar ancak ağır silahlarını teslim edecekler. “Terör örgütleri” diye tanımlanan gruplar Türkiye ve Rusya’nın birlikte çalışması ile faaliyetleri sonlandırılacak ve bölgeden çıkarılacak! Takvime göre, özellikle HTŞ ve El Nusra bağlantılı örgütler, 15 Ekim’e kadar ağır silahları ile birlikte belirlenen bölgenin dışına çıkarılacak. Silahsızlandırılmış bölge sınırlarının iki tarafında Rus askeri polisi ile Türk askerleri devriye gezecek. TSK’nin İdlib’i çeviren 12 gözlem noktası tahkim edilecek. Yeni yıla kadar Halep-Hama ve Halep-Lazkiye yolu açılacak. Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesine saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacak.” Basına yansıdığı kadarıyla, Soçi Mutabakatının ana hatları bunlar.

Türkiye şimdiden, özellikle İdlib’te bulunan 12 gözlem noktasındaki askeri yığınağını takviye etmeye başladı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu “daha fazla askere gereksinimleri olduğunu” zaten dile getirmişti. Bu kapsamda Türkiye İdlib bölgesine hatırı sayılır bir askeri güç yığmış durumda. Birkaç ay sonra “çatışmasızlık” ve “ağır silahlardan ve terör örgütlerinden arındırılmış” bölgelerde, durumun hangi yöne everileceği netleşecektir. Bu kadar büyük askeri yığınak sadece ateşkesi gözetleme ve mülteci göçünü önleme amacı taşıması düşünülemez. Kimi saklı hevesler ve Kürt fobisi bu yığınağın “görünmeyen” gerekçeleri.

Burada ilginç olan Türkiye ve Rusya’nın birlikte bu bölgelerde, tıpkı ABD ve Türkiye’nin Minbic’te yaptığı gibi, “ortak devriyeler” yoluyla denetlemesi. Anlaşılan Rusya işin zamana yayılmasını istemediği gibi, Soçi Mutabakatındaki takvime göre sonuçlanmasını bekliyor. Bizzat işin başında bekleyerek, Türkiye’nin üstlendiği “zor görevin” yerine getirilmesini den “takip” edecek. İşlerin “takvime” uygun bir şekilde sürüp sürmediğini, “ayrıştırma ve silahsızlandırma” işlemlerinin denetimi için işi sıkı tutuyor Rusya. ”Ayrıştırma” sürecinde dikkatler “yabancı” savaşçılar üzerinde yoğunlaşacağını tahmin etmek zor değil. Batı vatandaşı cihadistler, Çin ve Rusya vatandaşı cihadistlerin durumu yakından takip edileceği ve bu grupların “kaderi” İdlib sorununun en belirleyici unsurları olacaktır. AYIRMA VE SİLAHSIZLANDIRMA umdukları kadar kolay olmayacaktır.

Aksi bir durum ya da İdlib’teki grupların direnişi tüm hesapları altüst edecektir. Bu da Türkiye’nin “Soçi Mutabakatı” ile üstlendiği yeni “misyonunun” başarısızlığı anlamına gelecektir. Bu durumda “İdlib’e operasyon” kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.

İdlib ve çevresinde son birkaç gündür meydana gelen olaylar dizisi, Türkiye’nin üstlendiği bu yeni “misyonun” başarı şansının olmadığını göstermesi açısından son derece ilginç. İsrail’in yarattığı kargaşa nedeni ile (Rusya’nın yaptığın resmi açıklama bu yönde) bir Rus askeri uçağının Suriye güçlerince düşürülmesi, Lazkiye bölgesindeki füze bombardımanı, işlerin hiçte “mutabakatta” yazıldığı gibi geçmeyeceğinin işaretleri.