Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hasekê kentindeyiz. Waşokani kampında gündeliğin telaşı ve yer edinmenin gayreti hakim. Çocuk sesleri bir süreliğine yeniden yankılanıyor çölün avucunda…

Derviş EREN

Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hasekê kentindeyiz. Şehrin çeperinde kurulan Waşokanî kampında gündeliğin telaşı ve yer edinmenin gayreti hakim. Serêkaniyê’den göç eden halk evlerinden kilometrelerce uzakta, geleceğin belirsizliğinden kaygılı ve bulundukları yere halen yabancı.

”Ben buraya ait değilim” diyor içlerinden biri ve alışmanın dayanılmazlığına işaret ediyor titreyen sesi. Söyleyecek bir şey bulamıyoruz; söylenebilecek onca şey arasında ‘gerçek’ tüm ağırlığıyla kendini gösterdiğinde. Bir süre susuyoruz. Bir süre hiç bakmadan susuyoruz birbirimize. Nereye baksak hep aynı resim çünkü, her yerde işgalin izleri…

Yalınayak çocukların ürkek gözlerinden başlayıp göç yollarında çatlayan dudaklarına varana dek gördüklerimiz baştan aşağı irşat ediyor kalbi. Kalbe dokunup, geçici bir konaklık duygusuyla, hiç geri dönememenin riskleri arasında salınıyor endişeli bakışlar. Akılda onlarca soru…

Ne olacak şimdi? Tüm bu olanların sorumlusu kimdi ve ne zaman hesabı sorulacak bu mağduriyetin?

Waşokanî kampındayız…

Sorular cevapsız kaldıkça yenilerini çağırıyor akla ve kime selam verip, hangi ailenin hikayesini dinlesek yanıt bekleyen sorulara eklenen bir dizi yeni sorun karşılıyor bizi.

Yaşam zor burada. Derme çatma çadırlarda ısınma ve barınma olanakları yetersiz. Ne battaniyeler yetiyor evsizliği örtmeye, ne de naylon çadırlar bir yuva olmaya amade. Bu insanlar kendi ülkesinde sürgün şimdi ve bu mekan bir türlü ilişmiyor şimdiki zamana.

Zaman hayata karşı mahçup akıyor çünkü. Zaman belirsiz ve zaman geç kalmışlığı bildiriyor çaresiz…

Saniyeler suskunluğu anlatıyor, dakikalar zulmü ve saatler işgali geçiyor kayıtlara.

Ardı sıra dizilmiş günler, peş peşe haftalar, bitmek bilmeyen acılar ve onulmaz yaralar birbirine dolanan koca bir sarmal. Şimdiyse, bütün bunların toplamı kadar. Ve biz günleri sayıyoruz takvim yapraklarına inat: Bugün günlerden direniş…

Kuzey ve Doğu Suriye’nin Hasekê kentindeyiz. Waşokani kampında gündeliğin telaşı ve yer edinmenin gayreti hakim.

Çocuk sesleri bir süreliğine yeniden yankılanıyor çölün avucunda. Sesler her şeye rağmen yaşamın sürdüğünü hatırlatır cinsten. Çocuklar tuzlu toprak üzerinde yalın ayak oyunlar oynarken, kadınlar etrafta buldukları çalılarla yaktıkları ateş üzerinde akşam yemeği hazırlığında. Güneş son demlerini yaşıyor; bugünü bitirmeye niyetli. Gökyüzü inceden ağarırken zaman hayata karşı mahçup akıyor hala. Günler masumiyeti, haftalar çıplak ayaklı çocukların arşınladığı göç yollarını geçiyor kayıtlara. Ve zaman sürüp gittikçe gelecek, işgal altında bir tarihe devrediyor şimdiyi.

Waşokanî kampındayız…

Akşam yemeği için yer sofralarına toplanan ailelerin bir gözü umudun kapısında. Çölün çoraklığını yeşerten çocuk bağrışmaları o kapının önünde toprak rengine bulanmış, zamanın çölüne kapılmış bu mekanda.

Ve Waşokani kampında umudun gayreti hakim. Eve dönebilmek için…