27 Kasım gecesi Halep ile Efrîn arasında bulunan Zehra köyüne yönelik ‘kimliği belirlenemeyen’ uçaklar tarafından bir hava saldırısı düzenlendi. Misket bombaları ve roketlerle düzenlenen saldırının hedefinin kim olduğu, neyi amaçladığı ve tabii ki kim tarafından yapıldığı üzerine çeşitli söylentiler var.
Saldırıdan dakikalar sonra ilk yayılan bilgilere göre Türk savaş uçakları tarafından yapılmıştı. Halep’in doğusundaki çete noktalarına yönelik Rusya-Esad rejiminin ortak operasyonu sonrası 9 stratejik noktanın ele geçirilmesi, Suriye rejiminin Türk yönetimini hedef alan açıklamaları, 2 gün önce Bab kuzeyinde TSK’nın kurduğu Dana askeri üssüne yönelik yine ‘kimliği belirlenemeyen’ uçaklarca yapılan saldırıdan Esad rejiminin sorumlu tutulması, Zehra saldırısının TC tarafından yapıldığına kanıt olarak sunulan argümanlardı.
Ardı sıra Rusya’ya ait savaş uçaklarının verilen yanlış koordinatlar sonucunda Zehra’yı vurduğu bilgileri yayıldı. Yine eşzamanlı olarak DAİŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon’a ait savaş uçaklarının bölgeyi ‘yanlışlıkla’ bombaladığı yönlü bilgiler de paylaşıldı.
Kanımca çok bilinmeyenli bu olayda net olan tek husus bu saldırının ‘kimliği belirlenemeyen’ uçaklarca yapılmadığıdır. Neredeyse dünyanın tüm ordu ve istihbaratlarının gözlediği bir alanda bir uçağın kimliğinin belirlenememesi gibi bir durum söz konusu değildir. O zaman baştan uçakların nereden geldiği ve kime ait olduğunun ‘bilinmediği’ vurgusuna dayalı teorileri bir kenara bırakmak doğruya ulaşmamızı kolaylaştırabilir.
Tabii bence bu saldırı ‘yanlışlıkla’ da yapılmış bir saldırı değil. Farklı bir hedef olsa yine bu ihtimali gözetebiliriz, fakat Zehra gibi bölgeyi yakından takip eden herkesin gayet iyi bildiği bir köyün ‘yanlışlıkla’ vurulması da söz konusu olamaz.
O zaman olayı buradan çözmeye başlamak daha yerinde olacaktır.
Zehra’nın Esad rejiminin en zorlandığı süreçlerde bile bırakılmamasındaki temel etken şüphesiz Hizbullah ve İran’ın varlığıydı. Nubul ve Zehra, Şia İran ve Hizbullah askerleri tarafından korunuyordu. Zorlandığı zamanlar olsa da tecritte kaldığı süreçlerde bile SUK saldırılarına karşı direnebildi.
O zaman Türkiye, Suriye, Rusya, Koalisyon denklemine İran’ı da katmamız gerekiyor.
İran’ın Rusya ve Esad rejiminin Türkiye’yle işbirliği geliştirmesinden rahatsızlık duyduğu iyi biliniyor. Halep’ten desteğini çekmesi şartıyla Türkiye’nin QSD güçlerine saldırmasına ve Bab’a doğru ilerlemesine göz yuman Rusya’yla çıkarsal bir çelişki yaşayan İran’ın son dönemlerde etkinlik kurma çabası artıyor. Bu anlamıyla Zehra saldırısının Rusya’nın ittifakı olmasına rağmen politikalarına karşı duruşu nedeniyle İran’a bir mesaj vermesi olarak yorumlanabilir.
Esad rejiminin İran ile yakın ve sıkı ilişkileri nedeniyle İran karşıtı bir duruş sergileme ihtimali çok düşük. Rusya istese bile rejimle İran’ın arasını açabilecek bir etkinlik kurması zor gibi.
Koalisyon uçaklarının da Rusya varlığı nedeniyle Minbic’in en batı ucu Arima kasabasından öteye geçmediği, bir kazaya sebebiyet vermek istemediği biliniyor. Bu anlamıyla kaynayan kazanın içine atlamak istemesi mantıklı değil.
Gelelim son ihtimale.
Rakka hamlesinin başlamasıyla birlikte Türk devleti işgal hareketini Bab ve Minbic’e doğru genişletmeye başladı. Her ne kadar hedefinin Bab olduğunu iddia etse de Minbic ve Efrîn’de savaşmak dışında bir pratiği olmadı. Bu Osmanlıcılık hayali Rusya ve Esad rejimi açısından kullanılabilir bir zaafiyet olarak adlandırılsa da İran’ın böyle bakmadığı, tarihi çelişkileri nedeniyle karşı çıktığı ortada. Türk devletinin tam da İran’a dışişleri ve istihbarat düzeyinde ziyaret geliştirdiği gün savaş uçaklarıyla İran’ın Halep çevresindeki karargahını hedeflemesi bu pervasızlığını pekiştirecek bir pratik olurdu.
Herkesin kendince haklı nedenlerle savunabileceği bu saldırının bölgeyi daha da karışıklığa sürüklemekten başka bir amacının olmadığı ise net olan diğer bir husus. Kim yapmış olursa olsun amacı savaş alevlerini daha da yükseltmektir. Barışı uzak ve ulaşılamayacak bir noktaya ötelemektir.