Med Nûçe’de Zergelê Köyü’nün bombalanmasından sonra yayınlanan resimleri görünce irkildim. Ölenlerden birinin Rojhilatlı Kürtlerden Necip olduğu söyleniyordu.

Birkaç hevale sordum. Duyduklarım doğru muydu?

Fotoğraflarına dikkatle bakıyorum. Bu konuda yazılanları dikkatle izliyorum. Artık şüphem yok.

Bu köy, benim Kandil ziyaretim esnasında birkaç gün kaldığım köy. Kandil’in ortasından geçen asfalt yola yakın, karşısı sarp dağlar, dibinde küçük bir derenin aktığı, kimi evlerinin çok eski, kimi evlerinin yeni olduğu, evlerin bahçelerinde nar ağaçlarının olduğu bu köyü biliyorum.

Necip’i ise çok iyi tanıyorum. İran’dan gelmiş bir yurtsever Kürt. Karısı ve üç çocuğuyla İran’dan kaçıp Kandil’de kendisine yepyeni bir hayat kurmuş olan, arı gibi çalışkan sevecen bir insan.

Eşi Azeri olduğu için evde herkes Türkçe de konuşabiliyordu. Evlerinde kaldığım günler, Necip erkenden bakkal dükkanına gidiyor. Eşi iki oğlunu tertemiz giydiriyor, birlikte kahvaltı yapıyoruz ve çocuklar okula gidiyor. Beni de hevaller hergün kapıdan alıp farklı kamplara götürüyor.


‘Mollo rejimi acımasız’

Necip genellikle akşamları geç geliyor. Ekmek kavgası. Dükkanında geç vakit alışverişe gelen köylüleri bekliyormuş. Fırsat buldukça İran ve oradaki Kürtler hakkında sohbet ediyoruz.

“Mollaların rejimi Kürt gerillalarına ve onlara yardım ettiğini düşündüğü halka karşı çok acımasızdır” diyor, “Çok kısa bir yargılamadan sonra insanları idam ediyorlar. Bu molla rejimi astıklarının ip parasını, eğer morgta kalmışsa, morg parasını bile akrabalarından alır” diye ilave ediyor. 

Necip de gerillalara yardım etti diye aranmaya başlanmış. “Yakalansaydım kesin idam edilirdim” diye gülerek anlatıyordu.

Necip’in en küçük çocuğu üç yaşlarında Faraşin isimli bir kız. Faraşin’in Kürtçe bir anlamı var mı?” diye soruyorum.

“Botan’da bir yaylanın adı, ferahlık, refah demektir” diyorlar.

Burası bir köy evi. Ama tuvaleti, banyosu tertemiz bir köy evi. Evin avlusunun bir köşesine nane, maydanoz gibi baharatlar ekilmiş. Kimi günler akşam yemeklerini bu evde yedim. Her sofra kuruluşunda yeşillikler de vardı.


Tipik bir köy burası

Köydeki evlerin önünde küçük bir şose yol var. Çocuklar bu yolda komşu çocuklarıyla oynuyor. Koyunlar, inekler, sabah erken karşı tepelere tırmanan keçiler... Tipik bir köy burası.

Biraz ilerde asfalt ve asfaltta birkaç kilometre yürürsen Kandil Belediyesi’ne ve hastaneye geliyorsun.

Necip’in bakkal dükkanı da asfaltın kenarında. Biraz ilerde taş yığınları var. Bu yığıntı Necip’in ilk dükkanıymış. Türk uçakları bombalamış.

“Bombalama geç vakit yapıldığı için Allahtan içeride kimse yoktu” diyor Necip. “Çoluk çocuk çalışıp, şimdiki dükkanı yaptık.”

Genelkurmay’ın yaptığı açıklamayı okuyorum:“Irak kuzeyindeki ve yurt içindeki PKK’ya ait hedefler, çok titiz bir çalışma sonucunda, görüntülü verilere dayalı olarak teyit edilmiş şekilde, ehil personel tarafından belirlenmektedir. Basında yer alan iddia yeniden değerlendirilmiş, vurulan hedefin köy olmayıp bölücü teröristlerin barınma alanı olduğu, bombanın tesir alanı içinde ve yakınında sivil yerleşim alanı bulunmadığı belirlenmiştir.”


Yalan makinası devrede

Dışişleri Bakanlığı ise “Hava harekatı sırasında PKK kamplarının yanı sıra sivil kayıpların da meydana geldiği yönündeki haberler üzüntüyle karşılanmış ve haberlerde ileri sürülen iddialar hakkında inceleme ve araştırma başlatılmıştır” demektedir.

Bu satırları yazmaya başlamadan önce (3 Ağustos) NTV’de Bülent Arınç’ı dinliyorum: “Türk uçaklarının sivil alanları bombaladığı şeklindeki haberler PKK’nın iğrenç bir yalanı, spekülasyonudur” diyordu.

Oysa sadece Med Nuçe’deki görüntüleri izlemek bile bu bombalamanın sivil hedeflere yönelik yapıldığını belirlemeye yeterlidir. Ama yalan ve riyayı meslek edinmişler, bu görüntüler için de foto-montaj derlerse hiç şaşmamak gerekir. Bu bombalama bir insanlık suçudur ve bu suçu işleyenler er ya da geç muhakkak yargılanacaklardır. Eğer yalandır, PKK propogandasıdır demekte ısrar ediyorsanız, yapacağınız basittir: Bir uluslararası gözlem heyetini bu köye gönderir inceleme yapılmasını sağlarsınız. 

Günlerdir artık vicdanı, insafı, adaleti olmayan devletin sözcüsü durumuna gelmiş yayın organlarında kaç yüz PKK’linin öldürüldüğünü okuyoruz. Rakamlar farklı olsa da 280-300’e kadar çıkıyor.


Gerilla titiz davranıyor

Kandil artık bilinmeyen, çok gizemli bir coğrafi alan değil. Silahların konuşmadığı son iki senede, Türkiye’den ve dünyadan onlarca gazeteci, yayın organı, sivil toplum kuruluşu Kandil’i ziyaret etti. Kandil, Kuzey Irak’taki bir arazi. Kilometrelerce büyüklükte, içinde köyleri, yaylaları olan bir yer.

Gerillalar da bu alanda barınmaktadır. Ama Kandil’i gezenler bilir; gerillalar hiçbir şekilde halkın yerleşim alanlarında kalmamakta, sivil halkın zarar görmemesi için çok titiz davranmaktadırlar. Onlar kendilerinin yaptığı yeraltı barınakları veya kayalara oydukları mağaralarda kalmaktadırlar. Bu nedenle de uçaklarla yapılan sayısız saldırının gerillaya verebildiği zarar yok denecek kadar azdır.  PKK dünyadaki en uzun gerilla mücadelesini veren örgütlerden birisidir. Ve uçak saldırıları karşısında ne yapılması gerektiği konusunda da çok fazla tecrübe kazanmıştır. Daha öncekilerde olduğu gibi bu saldırı da PKK’ye ciddi bir zarar veremeyecektir.

Son olarak; keşke benim aldığım bilgiler yanlış olsa, güzel insan Necip’in ve yedi Kürt köylüsünün ölmesi, onbeşinin de yaralanması haberleri doğru olmasaydı...Keşke dünyalar güzeli Faraşin, ağabeyleri, anneleri babaları Necip’in arkasından ağlamıyor olsalardı. Ne yapılırsa yapılsın, umudumuz yeşerecek, bu acılı topraklarda barış gelecektir. 


ATİLLA KESKİN