Tarihi boyunca siyasal gündemi yoğun olan Amed, siyasal olarak halen oldukça yoğun. Kültürel ve sanatsal olarak bölgede modeldi ve öncüydü; yine öyle.
1999’da HADEP’in yerel yönetim seçimlerine girmesi ve belediyeleri kazanması ile kültürel ve sanatsal çalışmaların kurumsal, örgütsel ve üretimsel niteliği-niceliği oldukça değişti. Tabii bu durum sadece kültürel sanatsal çalışma alanları için geçerli değildi.
Bölgedeki her türlü sivil toplum örgütü çalışmalarına kadar kendisini hissettirdi. Birçok çalışmanın merkezi halini aldı belediyeler. Artıları ve eksileriyle bu süreç halen devam ediyor.
2000’lerle birlikte başlayan kültür-sanat festivalleri birçok noktada aynası oldu bölgedeki kültür sanat çalışmalarının. İnsanlar müzik, tiyatro, sinema, edebiyat için sabırsızlıkla festivali bekliyor(du). Kimisi de atölyelere katılıp bir şeyler öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Sanatçılar açısından da üretimlerini sergileyecekleri bir çekim noktasıydı festivaller. Ekonomik olarak da bu dar boğazda ele geçecek üç beş kuruş iyi oluyordu. Sadece Amed’de yüzlerce konser oldu, binlerce sanatçı geldi, yüzlerce film izlendi, tiyatrolar, atölyeler ve daha niceleri...
Sezen Aksu mu gelmedi Amed’e, Goran Bregoviç mi, Marcel Khalife mi, Egidê Cimo mu, Feyzoyê Rizo mu, Dijvan Gasparyan mı, Ciwan Haco mu, Sertap Erener mi, Kazım Koyuncu mu, MKM grupları mı? Hepsi geldi Amed’e. Amedlilerin sanat alanlarında hayal edebileceği neredeyse herkes geldi ve yüz binlerle buluştu. Çok etkili ve görkemli etkinlikler oldu. (Araya sızan İbrahim Tatlısesler, Mahsun Kırmızıgüller, Özcan Denizler de oldu ama ne yapalım...)
Gelip geçti bunlar... Tükettik... Bitirdik... Artık kesmiyor bizi... Müzisyenin de en büyüğünü gördük, sinemacıların da, tiyatrocuların da... En kitlesel konserleri de dinledik, çok güzel filmleri de izledik. Yüz binler hep bir ağızdan „Herne pêş” de dedi, yuh da çekti, meşaleler de yaktı. Amed kültür-sanat festivali 10 yıl sürdü ve bu model bütün bölgeye yayıldı. Cizre’de, Van’da, Dêrsim’de de aynı şekilde uygulandı. Amed aslında bölgede sadece siyasal açıdan değil, kültürel ve sanatsal olarak da etrafını etkileme gücüne sahip olduğunu gösterdi. Çünkü Kürdistanlılar, Amed’de ne görse kendi kentlerinde de olmasını arzuluyor.
Peki bu festivallerden geriye ne kaldı? Bir konseri nasıl dinleyeceğini bilen bir kent, bir filmi nasıl izleyeceğini bilen bir kent, nerede nasıl refleksler göstereceğini öğrenmiş bir toplum oluşturdu. Artık daha seçici ve ne istediğini bilen bir sanat izleyicisi var Amed’de. Tiyatro oyunu başlar herkes yerini almıştır, bir salon etkinliğinde gösterilmesi gereken disiplini gösterebilecek bir sanatsever kitlesi oluştu bu süreçte. Konserde nerede alkışlayacağını, nerede hep beraber yuh çekeceğini bilen bir kitle var artık bu kentte. Birçok sinema yönetmeninin Amed’de yaptıkları söyleşilerine katıldım ve sonrasında yönetmenlerin sorulardan çok etkilendiklerine şahit oldum. „Onlarca söyleşiye katıldım ama burada gelen sorular daha önce duymadığım sorulardı, Amed başka bir yerden hayata baktığını bize gösteriyor“ diyor gelen sanatçılar ve edebiyatçılar. Beğenisini ifade ederken ne kadar netse, sevmediği bir sanatsal ürüne karşı bir o kadar sert ve nettir Amedli. Gelen misafir sanatçıyı onure etme ve nezaket gösterme konusunda ne kadar netse; beğenmediğinin de koltuğunun altına karpuz koyup göndermeyi ihmal etmedi Amedli.
Doğrusu festivaller sadece balık ikram etmedi. Çok güçlü olmasa da balık tutmayı da öğretti. Atölyelere katılan yüzlerce genç, alanında uzman eğitmenlerden müzik, sinema, fotoğraf, tiyatro öğrenme fırsatı buldu. Asıl olanın üretim olduğu bir alanda kültür-sanat festivalleri kente gelen misafirlere „kentimize ne bırakacaksınız?“ sorusunu da sordu. Bu vesileyle son on yılda birçok genç; fotoğrafçı, sinemacı, tiyatrocu, müzisyen oldu diyebiliriz. Asıl olan da bunlardı aslında. Festivallerin yapabileceği şeyler yapılmıştı. 6. festivalden sonra tekrar yaşanmaya başladı kent açısından. Meşhur Diyarbakır Kültür Sanat Festivali’nin pek bir çekiciliği kalmamıştı. Şehir dışı hatta yurt dışından binleri Amed’e çeken festivaller artık kentliyi dahi etkinliklere getirmekte yetersiz kalıyordu. Ama buradan sadece olumsuz bir sonuç çıkarmak yanlış olur, çünkü festivallerin oluşturduğu zemin zamanla yeni bir döneme evrildi ve tüm sanat disiplinlerine dair ayrı etkinlik, festival ya da konferans dönemi başladı. Müzik festivali, film festivali, tiyatro festivali... Kentte sanat akademilerine duyulan ihtiyaç açığa çıktı. „Şehrimize gelip üretimlerini sergileyen sanatçıları izledik, dinledik. Peki biz nasıl üreteceğiz?“ sorusunun yanıtını aramaya başladı Amedli.
Böylelikle Kürdistan’da son 30 yılı gören/yaşayan kuşak artık kamera kullanmayı öğrenmek istiyor, film çekmeyi öğrenmek istiyor, tiyatro yapmak, müzik yapmak, edebiyat yapmak istiyor. Belki de yaşananların hesabını bu şekilde sormak istiyor. Bir şeyleri bu şekilde değiştirmek istiyor. İçindeki zehri atmak istiyor. Velhasılı kelam bu kuşağın bir yandan da eli kalem tutmaya başladı, kamera kullanmayı öğrendi, sahnelere çıkıp tiyatro yapmayı öğrendi, öğreniyor.  
Cegerxwîn Akademisi ve Aram Tîgran Kent Konservatuvarı: Amed’de son iki yıl için düşünülürse gözle görülür, elle tutulur kültür-sanat çalışmalarından biri sanat akademilerinin kurulmasıdır. Sinema, müzik, tiyatro, govend, resim gibi disiplinlerde eğitimlerin verildiği akademilerde eğitimler Kürtçe verilirken, alternatif sanat alanları da yaratılmış oluyor. Her geçen yıl çıtanın biraz daha yükseldiği bu akademilere diğer şehirlerden öğrenciler de alınmaya başlandı. Eğer Kürdistan’daki diğer şehirler etkilenecekse Amed’den, Amed öncü ise sanat akademilerinden nasibini alması oldukça önemli görünüyor. Van’dan sanat akademisi sesi gelmeye başladı bile...
Amed’de üretimi göze çarpan önemli duraklardan biri de hiç şüphesiz şehir tiyatroları. Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışmalarını yürüten şehir tiyatroları açısından da HADEP-DEHAP-DTP-BDP belediyeleri öncesi ve sonrası olarak iki dönemin yaşandığını söylemek gerekiyor. Önceki belediyeler tarafından neredeyse kapısına kilit vurulan tiyatro, 1999’daki yerel yönetim anlayışıyla birlikte ciddi olanaklara kavuştu. Kürt tiyatrosu açısından düşünüldüğünde genellikle İstanbul merkezli yürütülen tiyatro çalışmalarına Amed’de şehir tiyatroları ile eşlik etti. Belediyenin de imkanlarını arkasına alan Şehir Tiyatroları son yıllarda gerek „Çîrokek Zivistanê“ gerekse „Hamlet“ ile kendisinden söz ettirmeyi başardı. Son yıllarda Kürtçe oyunların sayısını arttıran grubun her geçen yıl performansı biraz daha artıyor. 
Amed’e gelip de Suriçi’ne gitmemek olur mu? Dicle Fırat Kültür Merkezi her ne kadar son zamanlarda bir daralma yaşasa da, ciddiyetini ve önemini koruyor. Kentteki sanat eğitimi almak isteyenlerin ilgisi daha çok Aram Tigran ve Cegerxwîn akademilerinde olduğu için Dicle Fırat Kültür Merkezi eski çekiciliğini yitirdi denebilir. Yine de şehre gelen her sanatçının halen uğradığı ve ilham aldığı bir kurum olma niteliğini koruyor. Suriçi’ne girmişken Mala Dengbêjan’a uğramadan çıkmak olmaz. Hangi saatte giderseniz gidin, kilamların bitmediği Dengbêj Evi, dengbêj kültürünün korunması ve bir sonraki kuşaklara aktarılması açısında da iyi bir yere sahip ve birçok dengbêjin buluşma noktası.
Amed’in kültür-sanat alanında nereden nereye geldiğine bakılırsa, çok büyük bir mesafe kat edildiği somut olarak görünüyor. Türkiye’de sanatçıların İstanbul’dan sonra uğradıkları diğer bir durak artık Amed. Her sanatçı ürününün Amedlilerin huzuruna çıkmasını ister. Ankara’da, İzmir’de ve diğer şehirlerde bulamayacağın birçok sanatsal ürüne burada ulaşabiliyorsun. Amed sadece Kürtlerin değil, Türkiye’nin de önemli bir sanat merkezi durumunda.  
Kentte görünen bu; peki rakamlar bize ne söylüyor dersiniz:
Amed’deki kültür sanat çalışmalarının gelişimi ve kurumların düzeyi çok detaylandırılmadan bu şekilde anlatılabilir; fakat asıl olan genelin içinde nerede durduğumuz. Yani yüzde 70’e yakını BDP’ye oy veren Amedliler hangi tiyatro oyununu izliyor veya hangi filmi izliyora dair bir kaç rakam vermek lazım.
Değişik tarihlerde gösterilen politik sinemadan belli başlı filmlerin Amed’deki seyirci sayısı;
Min Dît: 4.100,
İki Dil Bir Bavul: 8.200,
Meş: 1.400,
Gelecek Uzun Sürer: 2.500,
Babamın Sesi: 3.100
Bahoz: 15.000
Yönetmenliğini Mahsun Kırmızıgül’ün yaptığı „Güneşi Gördüm” Amed’de yaklaşık 60 bin gişe yaparken, Özcan Deniz’in yönetmenliğini yaptığı „Evim Sensin” halen gösteriliyor ve şimdiden izleyen sayısı 40 bini geçti. „Kurtlar Vadisi Irak” ise Amed’de 75 bin kişi tarafından izlenmişti.
Belediyenin şehir tiyatrosu herkesin bildiği gibi sezon oyunlarının büyük bölümünü Kürtçe sahneliyor. Amed Şehir Tiyatrosu’nun oyunlarını izleyen izleyici sayısı 2010-2011 sezonunda toplam 16 bin kişi iken, Devlet Tiyatroları’nın aynı sezonda ulaştığı izleyici sayısı 55 bini geçiyor.  
Bu tarz örnekler vermeye devam edersek günlük Kürtçe gazetemiz Azadiya Welat’ın tirajıyla, Posta Gazetesi’nin Amed tirajlarını yan yana getirmek gerekiyor sanırım. Karşımıza pek farklı bir sonuç çıkmayacağı için altını çizmeye gerek yok sanırım.   
Eminim bunların sosyolojik ve siyasal birçok sebebi vardır ama ikna olmak da zor. Halimize ağlamak için de belirtmiyorum bunları, „başardığımız çok şey var ama yapmamız gereken de daha çok şey var“ demek isterim.
Bu rakamlardan sonra Amed’de yaşayan, bu çalışmaların içinde olan bir film yönetmeni olarak iğneyi de çuvaldızı da kendime batırmaya karar verdim ama....