Bakok’ta şehitler için yapılan bir mezarlığa saldırılarak yakılmış, dağıtılmış; bazı cesetler çıkarılarak götürülmüştür. Hem de Kürt sorununun çözümünden ve Kürtlerle barıştan söz edildiği bir dönemde! Kürt halkının gerilla mezarlıkları konusunda hassasiyeti bilindiği halde bu saldırının yapılması irdelenmeye değer bir konudur.

Türk devletinin Kürt düşmanlığı, hakları için mücadele veren Kürt’e her türlü zulmü ve uygulamayı reva gören anlayışı, ölen gerilla cesetleri ve mezarlara kadar uzanan insanlık dışı tutumları ortaya çıkarmaktadır. 1990’lı yıllarda askerlerin gerillaların kafasını kesip üzerinde fotoğraf çektirdiklerini biliyoruz. Gerilla cesetlerinin iplere bağlanıp nasıl yerlerde sürüklendiğini daha yakın zamanda gördük. Yıllar önce Antalya’da gerilla cesetlerinin gömüldükleri yerlerden çıkarılıp köpüklerin önüne atıldığına bile tanık olduk. Gerilla cesetlerine böyle yüzlerce, hatta binlerce hakaret yapıldığı bilinmektedir. Gerilla ölüsüne böyle yaklaşanların canlısına nasıl yaklaşacağı tahmin edilir.
İnsan öldüğünde artık et ve kemiktir. O artık yaşayan insandan farklı bir cisimdir. Bu haliyle ne olumlu ne de olumsuz bir söz ve eylemde bulunabilir. Bu açıdan düşmanlar açısından bile bir olumsuzluk yapacak durumda değildir. Bu açıdan insanlık tarihinin en temel kültürlerinden biri ölüler ve mezarlarına saygıdır. Bütün inançlarda, kimliklerde, kültürlerde ortak olan tek bir şey varsa o da ölüye ve mezara saygıdır. Bu nedenle küs olanlar, kavgalı olanlar bile ölen kişinin cenazesine ve mezarlığına gider. Kürdistan’da ve Anadolu’da kan davalı olmak gibi bir durum yoksa ölü evine ve mezarlığına herkes gider. Gitmeyen ayıplanır.
Normal düşünen herkes bu mezarlığa yapılan saldırıyı kabul etmez, kınar, protesto eder. Ölüden, mezardan ne istiyorsun! Derler. Böyle bir kültürün olduğu coğrafyada mezarlıklara saldırılar oluyorsa bunun kapsamlı değerlendirilmesi, ele alınması, nedenleri ve sonuçlarının anlaşılması gerekir.
Gerillaların cenazesine saldırı en başta da Kürt halkına karşı düşmanlığın derinliğini gösterir. Şovenizmin Türk toplumunun, asker ve polisinin içine ne düzeyde yerleştirildiğini gerilla cesetlerine yaklaşımdan anlayabiliriz. Mezarlıklara bu düzeyde saldırı yapılmışken Türk devlet yetkilileri, hükümeti ve siyasi partilerinin tepki göstermemesi aslında Kürtlere nasıl yaklaşıldığını çok iyi anlatır. Herhalde askerlerin gömüldüğü mezarlıklara bir saldırı olsaydı kıyamet koparılırdı. Cumhurbaşkanından siyasi parti sorumlularına ve sivil toplum örgütlerine kadar herkes kınar ve basın günlerce bu konuyu işlerdi. Ama konu Kürtlere ait mezarlıklar olduğunda en iyimser yaklaşımla görmezlikten gelinmektedir.
Kürtlerle Türk devleti arasında en azından yüz yıla dayalı ciddi bir sorun vardır. Kopukluk ve güvensizlik had safhadadır. Böyle bir durumda barış en başta da muhatabına saygıyla başlar. Eğer ölüsüne ve mezarlığına bile saygı yoksa, böyle bir yaklaşım göstermek bile gerçekleşmiyorsa hangi barıştan söz edilebilir? Senin dirine değil, ölüne de saygı göstermem deniliyorsa bu neyle açıklanabilir? Hangi Kürt bu devlet ve hükümetin Kürt’e doğru yaklaşacağına inanır?
Gerilla şehitliklerine saldırı köleliğe isyan eden Kürt’e saldırıdır. Hak talep eden ve özgürlük isteyen Kürt’e düşmanlıktır. Gerilla mezarlıklarına tahammülsüzlük bundandır. Siz neden sömürgeciliğe ve kültürel soykırıma karşı çıktınız diye öfkeyle gerilla cesetlerine ve mezarlarına saldırılmaktadır. Bu zihniyet, en büyük düşmanlığın Kürt’ün kendi kimliğine ve kültürüne sahip çıkmasına olduğunu bir daha gözler önüne sermektedir. Türkiye’de en büyük düşmanlık konusu budur. Eğer böyle olmasaydı gerilla mezarlarına bu düzeyde bir saldırı olmazdı.
Kürt Halk Önderi Kürt sorununun çözüm koşullarının oluştuğunu düşünerek bir süreç başlatmıştır. Çatışmasızlık sağlanmış, gerilla güçlerini sınır dışına çekme başlatılmıştır. Adil bir barış için ortam yaratılmıştır. Çözüm için adım atılması önündeki engeller kaldırılmıştır. Bu ortam aynı zamanda karşılıklı güveni sağlayacak yaklaşımlar gösterilmesini gerektirir. Eğer mezarlıklara yönelik saldırılar varsa bu, mevcut ortama uygun bir tutum gösterilmediğini ortaya koyar.
Savaş ortamında binlerce gerillanın cenazesi Türk devletinin görüp hakaret yapamayacağı biçimde gizli yerlere gömülmüştür. Bu nedenle cenazeleri mezara gömülmeyen binlerce Kürt ailesi vardır. Birçok ana çocuğumun bir kemiğini göreyim, başımı değdireceğim bir mezar olsun diye acı çekmektedir. Berfo ananın yıllarca “oğlumun kemiklerini istiyorum” demesi, bu toprakların bir gerçeğidir. Savaş durunca gerillalar arkadaşlarının bir mezarı olsun, anaları mezarı başına gelsin düşüncesiyle gerilla cesetlerini gizledikleri yerden çıkarıp bir köyün yakınına götürüp mezarlık yapılmasını sağlamıştır. Dikkat edilirse ilk gerilla mezarlıkları gündeme geldiğinde başta hükümet yetkilileri ve devlet sorumluları olmak üzere birçok çevre sanki büyük bir suç işlenmiş gibi bu mezarlıklara saldırmışlardır. Mezarlık yapılması en büyük suçlardanmış gibi bir algı yaratmışlardır.
Aslında bu yaklaşım Türkiye’de Kürtlerin haklarına ve sorunun çözümüne nasıl yaklaşıldığını göstermektedir. Hala Kürtlerin hak mücadelesinin sindirilmediğini, hak mücadelesi verenlerin en büyük suçlu görüldüğünü ortaya koymuştur. Kürtlerin hak talep etmesini haklı görmeyen, hatta en büyük suç gören zihniyet hala sürmektedir. Gerillaların gömüldükleri şehitliklere böyle bir hak mücadelesini hatırlattığı ve Kürtler açısından bu mücadelenin onure edildiğini düşündükleri için saldırılmıştır. Kürtlerin hafızalarında hakları için mücadele edildiğini gösteren hiçbir şey olmasın istenmektedir. Nasıl ki Şeyh Said ve Seyit Rıza’nın mezarlıkları hala verilmiyorsa, gömüldükleri yerlerinin bilinmesi istenmiyorsa bu nedenledir. Bu, aslında Kürt’ün kökünün kazınmak istenmesidir. Öyle ki ileride bu topraklarda Kürtlerin hakları için mücadele veren hiçbir iz kalmasın istiyorlar. Bu, aslında bu topraklarda Kürt izi bırakmama anlamına gelmektedir.
Bu açıdan Başbakan’ın inkarı ortadan kaldırdık sözü bir kandırmadır. İnsanların binlerce yıllık emek ve fedakarlıklarıyla yarattıkları değerler hatırlanmasın diye hala Kürdistan kelimesi yasaktır. Bu mezarlara saldırıyla Kürdistan yasağı arasında da bir zihniyet bağı vardır.
Gerilla ölürken saygı göstermeyenler gerillanın dirisiyle nasıl barışacaktır? Gerilla mezarlıklarına saldıran zihniyet, buna zemin sunan zihniyet Kürt sorununu tabii ki çözemez. Kürt sorununu çözmek gerilla mezarlarına saygıyla başlar. Gerilla mezarlarına saldırmak, onların özlemine, talebine, umuduna, isteğine düşmanlıktır. Bunlar da esas olarak Kürt halkının talebi ve isteğidir. Gerillayı gerilla yapan, halka sevdiren halkın bu taleplerini dillendirmesidir. Bu açıdan gerillaya yaklaşım Kürt halkının özlem ve taleplerine yaklaşımdır. Gerilla anasına bir mezar bile çok görülecek, ondan sonra sorun çözülecek ve barış gelecek denilecek! Gerilla anasıyla barışmadan ne çözüm ne de barış olur.
Türk devlet yetkilileri ikide bir asker aileleriyle görüşerek Türkiye toplumunu çözüme hazırladıklarını söylüyorlar, peki, esas olarak barışılması gereken Kürt toplumuyla ve bu toplumun en acı yaşamış analarıyla barışılmayacak mı? Mezarlıklara saldırılarak bu analara acıların en büyüğü yaşatılacak, ondan sonra bu sorunu çözeceğim denilecek! Buna kim inanır? Zaten Kürtleri inandıracak hiçbir adım atılmamıştır. Bırakalım adım atılması, dil ve söylem bile değiştirilmemiştir.
Bir daha anlaşılmıştır ki gerilla ölüsüne ve mezarlarına saygı duyulmadan çözüm zihniyeti gelişmez. Kürtlerin hak ve Özgürlük Mücadelesi anlaşılmadan, buna saygı duyulmadan sorun çözülmez. Kürt halkı açısından en değerli olanlar Türk devleti tarafından en büyük düşman olarak görülürse sorun çözülemez. Kürt halkı “bize her şeyi kazandıran bu çocuklarımızdır” derken, Türk devleti bunlar en kötü insanlardır, bu nedenle bir mezar yerine bile layık değil derse sorun çözülemez.
Mevcut çatışmasızlık sürecine en büyük saldırı, bu süreci boşa çıkaracak en kötü tutum budur. AKP Hükümeti adım atmayarak bu süreci boşa çıkarmış ve anlamsızlaştırmıştır. Artık bir sürecin var olup olmadığı belli değildir. Çünkü sadece çatışmasızlığın varlığı sürecin devam ettiği anlamına gelmez. Çünkü bu çatışmasızlığın bir siyasi karşılığı olmamıştır. Bu nedenle Kürtler açısında bir sürecin varlığından söz edilemez. AKP ise sadece oyalama için bir süreçten söz etmektedir. AKP için adım atmadan bu sürecin devam etmesi temel politika haline gelmiştir. Süreç tutumlarla boşa çıkarılmış ve sabote edilmişken gerilla şehitliklerine saldırı bu boşa çıkarmanın tuzu biberi olmuştur.
Türk devleti açısından zihniyet değişikliği en başta da gerilla cenazelerine yaklaşımla belli olur. Bu saygı gösterilmeden zihniyet değişikliği olmaz. Bu nedenle çözüm de gerçekleşmez. Bu açıdan Kürt halkı şehitliklere saldırıya en sert tepkiyi vermelidir. Bu saldırı en temel serhıldan gerekçesidir. Çözüm için de barış için de şehitliklere sahip çıkmak en başta gelen görevdir. Türk devleti şehitliklere saygı gösterirse belki o zaman bir zihniyet değişikliğinden söz edilebilir.