Yılanların şahından izinsiz onun şehrine girdiğini anlayan genç, öldürüleceğini hissedince affedilmek için çırpınmaya başlar. Gencin şehirlerine geliş hikayesini dinleyen Şahmaran, gencin kötü bir niyete sahip olmadığını ve arkadaşlarının ihanetine uğradığını anlayınca, şunları söyler: “Biliyorum, benim ölümüm senin elinden olacak, buna rağmen seni öldürmeyeceğim. Sarayımda, yanımda kalacaksın.”
Birkaç yıl sarayda kalan genç, annesini özlemeye başlayınca evine dönmek ister. Şahmaran ilk etapta genci göndermek istemez ama çok ısrar edince şöyle der:
“Tamam, git. Ancak şunu unutma: Sana yerimi soracak olan adam beni öldürmek istiyor. Yerimi ona asla söylemeyeceksin.”
Genç, kimseye yerini söylemeyeceğine ve dikkatli olacağına dair söz vererek saraydan ayrılır. Dev bir yılanın sırtına binen genç, kısa bir zaman sonra kendini evinin kapısında buluverir. Ülkesinin kralının ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve hekimlerin hastalığına bir türlü çare bulamadığını öğrenir. Uzak diyarlardan gelen bir Yahudi büyücü, kralı iyileştireceğine dair söz vermiştir. Ona göre kralın tedavisi, Şahmaran’ın kesik başıdır. Kral da bu nedenle bütün imkanlarını Şahmaran’ın öldürülmesi için seferber etmiştir. Büyücü, yılanlarla birlikte yaşayan insanların bazı izler taşıdığını biliyor. Bu nedenle de herkesi kontrolden geçirmek için kraldan destek alır. Sıra Şahmaran’ın kentinden gelen gence geldiğinde, soyunup büyücüye görünür. Gencin bedenindeki siyah damgaları gören büyücü, yılanlar arasında kaldığını anında anlar. Bu da gencin, Şahmaran’ın yerini bildiği anlamına gelir. Derhal sorguya alınır. Genç ise bildiklerini inkar edip, Şahmaran’dan haberinin olmadığını tekrarlar. Ancak büyücü ısrarla Şahmaran’ın yerini söylemesini ister. Ama genç konuşmaz.
Bir süre sonra kuyunun başına gidip, Şahmaran’a yaşananları anlatır. Şahmaran ona şöyle der:
“Bunların tümü ölümümün yakın olduğunu gösteriyor. Onlar kellemi istiyor, özellikle başımdaki zehiri istiyorlar. Bu zehirin büyücünün eline geçmemesi için yıllardan beri yerin altında saklanıyorum. Ama yerim bir kez daha ortaya çıktı. Ben seni tanıyorum, sana sırrımı anlatacağım. Sen beni öldürüp başımı keseceksin. Kellemi alıp büyücü ve krala götüreceksin. Büyücü, kellemi suyun içinde haşlayacak ve kellemin içinde haşlanan sudan bir bardak dolduracak. Üç kez aynı şeyi tekrarlayacak, üç bardak su elde edecek. İlk bardağı sana verecek. İçinde zehir var. İkinci bardakta şifa var, onu krala verecek. Üçüncü bardakta ise bilgelik var, onu kendisi için alacak.”
Genç, Şahmaran’ın söylediklerini bir bir yerine getirir. Ancak olacakları önceden öğrendiğinden bardakları değiştirir. Büyücü bilgelik dolu bardağı değil, zehirli sudan içer ve ölür. Kral, ikinci bardakla şifa bulup eski sağlığına kavuşur. Üçüncü bardaktan içen genç de büyük bir alim olur.
Yaşlandığında ise kazandığı bilgeliği sonraki nesillere aktarmak için Dicle nehrinin kenarına oturup, bütün bildiklerini yazar. Yazacakları bittiğinde sert bir rüzgar eser, tüm kağıtlarını uçurur ve Dicle’nin sularına döker. Tek bir kağıt kalır elinde. Oradan yayılmaya devam eder bilgelik.
Şahmaran efsanesinin anlattıkları
Mitolojiler için çoğunlukla metafizik olup, bilimsel bir temelleri olmadığı söylenir. Ancak pozitivist düşünce tarihinde bile ayrı bir dönemin ifadesi olarak ele alınan mitoloji, aslında tarihi gerçeklerin yorumlanış biçimidir. Kendi başına bir bilim dalı olduğu gibi, hayaller üzerine değil, maddi temeli olan gerçekler üzerine inşa edilmiştir.
Yukarıda anlattığım ve doğu mitolojisinin bir parçası olan efsane, birçok yönüyle incelenmeye değer. Hikayeden de anlaşıldığı gibi, Şahmaran mitolojik bir figürdür. Bu Aryen kökenli mit, kadın gerçeği üzerine kurgulanmış. Bu açıdan tarih ve günümüz için de önem arz eder. Her ne kadar Aryenlerin Zerdüşiliği döneminde mitolojinin zirveye ulaşmış olduğu belirtilse de, Aryen halklarının mitolojisi - Hint mitolojisi bir istisnadır - birçok yönüyle irdelenmemiştir.
Mesela arı kraliçesi için kullanılan ‘MakeŞah’ adı, aynı zamanda düalizmin işaretlerini (ölüm-yaşam, bilgelik-cehalet, iyilik-kötülük vs.) işaretlerini taşır. Bu sıfatlarla kadının o çağdaki konumuna dair de ipuçları veriliyor. Yine Şahmaran’ın tanrıça düzeyinde yansıtıldığını söyleyebiliriz. Ki Şahmaran destanı, anaerkil dönemden ataerkil döneme geçişe, yani kadının işlevsiz bırakılarak erkek egemenliğinin öne çıktığı döneme rastlıyor. Erkeğin, kadının sahip olduğu veya koruduğu değerleri elinden almaya çalıştığı bir dönemin mitolojik ifadesi. Şahmaran bu yüzden uzun bir süre boyu yerin altında yaşamak zorunda kalıyor ve direniyor. Yerin altında gizlenmesine rağmen yaşam, ölüm ve bilgelik hala onun elinde. Ancak erkek, kaçınılmaz olarak kendi eliyle onu öldürecek ve ona ait tüm değerleri alacak.
Bu mit aynı zamanda cins savaşının trajik öyküsüdür. Neolitik dönem incelendiğinde Şahmaran efsanesinin gerçeği ne kadar iyi yansıttığı görülür.
Doğurarak yaşam veren, şifa sunan ve ölümden kurtaran kadının ilahi ve kutsal bir merhaleye gelmesi doğal bir seyir içinde gelişir. Ancak ne zaman ki sınıflı toplum gelişim gösteriyor, kadın tahakküm altına alınıyor. Cinslerin savaşı ve iktidar olgusunun gelişimi Sümer mitolojisinde detaylı bir şekilde ifadeye kavuşturulmuştur. Yine mitolojide temel rolün verildiği kişinin genelde bir kahin veya Yahudi olması da tesadüf değil. Zira tek tanrılı din aracılığıyla kadının köleleştirilmesi ilkin Sami toplumlarında gerçekleştiriliyor. Marduk, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed döneminde kadına yaklaşım bu açıdan dikkate değer.
Mısır, Hint ve Yunan mitolojileri gibi eski mitolojilerde yılanın kutsallığı biliniyor. Bu kutsamayı, yılanın taşıdığı zehir ve fiziki özelliklerine bağlayabiliriz. Yılan zehiri sadece insan bedeni üzerinde ölümcül etkilere sahip olmakla sınır değil, aynı zamanda şifa veren bir yönü de var. Modern tıbbın, ecza kurumlarının sembollerinde sık sık bir ağacı sarmalamış yılan görürüz. Bu da tesadüf değil kuşkusuz.
Öbür yandan Sami mitolojisinde yılanın küçümsendiğini, lanetlendiğini görebiliyoruz. Aynı yaklaşımlara o dönem kadın da karşı karşıya kalıyor. Bu hakaret bütün semavi dinlerde var olup, günümüze kadar ayetlerde varlığını sürdürmüştür. Nuh’un gemisini delen yılan, Havva’yı kandırıp yasaklı elmayı yediren yılan birer ünlü örnek. Bu öyküler İncil’den eski olup, neolitik çağdan günümüze gelen ve bu süreç içinde birçok değişikliğe uğrayan bir gerçeği ifade ediyor.