Zindan ve direnişin “insanlık tarihindeki önemi bilinmektedir. İktidarlar, zindanları ölüm kuyuları gibi kullanmış, muhalif ve onurlu insanları ‘ıslah’ ederek kendisine itaat ettirmek istemiştir. Ancak iktidara boyun eğmeyen muhalif ve onurlu insanlar, en güçlü silahları olan iradeleriyle ölümüne şerefli direnişler sergilemişlerdir. Bu direnişleriyle tarihe altın harflerle adını yazdırmışlardır.
Hayri’lerin, Kemal’lerin, Akif ve Necmi’lerin ardılları olan ateşin ve güneşin çocukları, bunca gündür bedenlerini ölüme yatırmış bulunuyorlar. Yeşil faşizme, sistemin köhnemiş zihniyetine karşı, hakikate ulaşıp-bütünleşmek için, hiçbir bireysel kaygı ve tereddüt göstermeden büyük bir kararlılıkla ve emin adımlarla yürüyorlar!..
Bir halkın önderine karşı yürütülen zalimce ve ahlaksızca yaklaşımlarını, psikolojik savaşın çirkefli yöntemlerini bertaraf etmek için ve onun özgürlüğünü sağlamak adına büyük yürekleri, bükülmeyen bilekleri ve kırılmayan iradeleriyle; güneşten aldıkları büyük enerjiyle kararlı bir şekilde onurlu bir yaşam uğruna gerekirse ölüme koşuyorlar.
Yanı başımızda gün be gün eriyor bedenler. Özgürlükle arasındaki yarım metrelik beton duvarları eritiyor, keskin iradeler ve ölümünün direniş geleneğini yükseltiyor özgürlük tutsakları...
"Güvenlik, sağlık ve özgürlük koşulları yaratılsın ve gasp edilen anadil hakkımız verilsin" diye bunca gündür açlık grevi sürüyor. Ancak renkli basın her zamanki geleneğini sürdürerek kulaklarını tıkamış, gözlerine perde çekmiş durumda.
Özgürlük uğruna bedenlerini ölüme yatıran yoldaşlarımız, görkemli direnişleriyle özgür basını da ortaya çıkaracaktır. Kararan vicdanları da aklaştıracaklardır. Basının evrensel ilkelerine aykırı davrananlar, her zaman kaybetmeye mahkum olacaklardır.
Kazanan ve başaran, “yaşamın uğruna ölecek kadar seviyoruz” şiarını temsil eden gelenek ve kültür olacaktır. Bütün direnişçilere saygılarımızla…