Van Belediye Başkanı Bekir Kaya da tutuklandı. Hem de sözde Kürt sorununa çözüm aramak üzere Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüştükleri gün evine yapılan polis baskınında gözaltına alınışının ardından. Böylece AKP-CHP yakınlaşmasının ne anlama geldiği ve Kürtler açısından ne tür sonuçlar vereceği de netleşmiş oldu. CHP’nin başlattığı bu yakınlaşma konusunda neden AKP’nin daha çok heyecan duyduğu da açıkça görüldü. Şimdiye kadar CHP’nin gizli desteğinde sürdürdüğü Kürt siyasal soykırımını bundan böyle CHP’nin açık desteğiyle sürdürmeyi umut ediyor ve bunun heyecanını yaşıyor.
AKP, Kürt siyasal soykırım operasyonunu sonuca götürmek için bir yandan MHP ve CHP gibi koltuk deyneklerine ihtiyaç duyarken, diğer yandan da özel savaş kapsamındaki yalancı açılımlarına da devam ediyor. Bir yandan Van halkının seçilmiş başkanı Bekir Kaya’yı zindana koyarken, öte yandan “Kürtçenin seçmeli ders olacağından” söz ediyor. Hem de Kürdistan’da! Yani Kürtlerin anayurdunda!
Dünyada eşi bulunmayan ve tümüyle Kürt toplumuna ağır hakaret anlamına gelen bu soykırım uygulamasını açıklamak ve savunmak ise bir ulusal hain olan Hüseyin Çelik’e düşüyor. Neymiş, İngiltere’de doğup büyüyen bir Afrikalı İngiliz okullarında kendi anadilini seçmeli ders olarak okuyabiliyormuş! Sapla samanı birbirine karıştırmak işte buna denir! Belliki burada sözkonusu olan İngiltere’de doğup büyüyen bir Kürdün İngiliz mekteplerinde hangi dille eğitim göreceği değil, Amed’de, Cölemerg’de, yani Kürdistan’da doğup büyüyen bir Kürdün hangi dille eğitim göreceğidir. Anlaşılıyor ki, Hüseyin Çelik gibi satılmış beyinler bu ince ayrıntının farkına varamıyor.
Kürt toplumuna kendi anayurdunda anadili ile eğitim yapamayacağını söylemek en büyük insan hakları ihlalidir, açık bir kültürel soykırımdır. “Kürtçeyi ancak seçmeli ders olarak okuyabilirsin” demek ise, sadece Kürtlere anayurtlarında anadilleri ile eğitim görmelerinin yasaklanmış olduğunu gösterir. Dolayısıyla anadili yasaklanmış bir toplumun seçtiği belediye başkanının yeri de ancak zindan olabilir. Özgür bir toplumun dili yasak olamayacağı gibi, anadilinde eğitim yapamayan bir toplumun da sanki özgürmüş gibi ortalıkta dolaşması mümkün de, anlamlı da olmaz. Dolayısıyla Kürt halkının seçilmiş iradesi olarak Bekir Kaya mevcut koşullarda olması gereken yeri bulmuştur.
Bekir Kaya ve arkadaşlarının da tutuklanmasıyla zindanlardaki seçilmiş belediye başkanı ve milletvekillerinin sayısı dört kişi daha artmıştır. Siyasal soykırım operasyonları kapsamında son üç yıl iki aylık sürede tutuklanan Kürt aydın ve siyasetçi sayısı ise herhalde onbine yaklaşmıştır. Ne 12 Mart ve ne de 12 Eylül faşist-askeri darbeleri döneminde bu kadar Kürt siyasetçisi tutuklanmıştır. Belliki bütün bunlar AKP’nin “İleri demokrasisi” ve CHP ile izdivacı aşkına yapılmıştır.
Bekir Kaya da dahil onbin civarı Kürt aydın ve siyasetçisinin tutuklanmış olması Kürtlere fazla zarar vermez. Verse verse Tayyip Erdoğan’ın Abdulhamid dönemine benzeyen şu ünlü “İleri demokrasi”sine verir. Çünkü Kürtler tarih boyunca çok zindan görmüşlerdir. Hz. İbrahim ve Eyûp’tan beri Tayyip Erdoğan gibi Nemrutların yaptırdığı çok zindan eskitmişlerdir.
Zindanda veya dışarda olmak mevcut koşullarda Kürtler açısından çok fazla bir değişiklik arzetmemektedir. Çünkü kimliği ve dili yasaklanmış kültürel soykırım altında bir halk olarak her yer Kürtler açısından bir zindan gibidir. Dolayısıyla Kürtler zindanda olmaya alışıktır. Son otuzüç yıllık sürede ise çok güçlü bir zindan direniş geleneği yaratmayı başarmıştır. Şimdi zindana konmuş herkesin bu güçlü geleneğin gereklerine göre hareket etmesi zorunludur.
Bu direniş geleneğinin temelinde 1981-84 direnişi vardır. Bu büyük geleneği Mazlumlar, Kemaller, Hayriler, Ferhatlar yaratmıştır. Bu fedailik çizgisindeki kahramanca direniş geleneği Kenan Evren cuntasının 12 Eylül faşist-askeri rejimini ideolojik yenilgiye uğratmayı başarmıştır. Mazlum Doğan’ın deyimiyle, cuntaya karşı zindanlarda geliştirilen eylemler mutlaka kitlelere ulaştırılmalıdır. 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişinin ölümsüz komutanı Kemal Pir’in deyişiyle, sömürgeci devlete öyle bir kazık çakılmıştır ki tarihi boyunca çıkarması mümkün değildir.
Görülüyor ki, sömürgeci soykırım rejimine karşı direnme kararı zindanlarda verilmiştir. Faşist-sömürgeci rejime ilk büyük yenilgi zindanda yaşatılmıştır. Kürdün özgür yaşam aşkı ve iradesi zindanda oluşmuştur. Tarihi büyük zindan direnişi 15 Ağustos 1984’te gerilla olmuş, 1990’dan itibaren serhildana kalkan halk haline gelmiştir. Kürt insanı teslimiyeti ve ihaneti zindanda yenmiştir.
1982’de Amed zindanında temelleri atılan bu zafer çizgisi, 15 Şubat 1999’dan beri İmralı direniş gerçeğinde ete kemiğe bürünmüştür. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Üçüncü Önderliksel Doğuş” dediği tarihin en büyük çıkışı burada gerçekleşmiştir. Sadece Kürtlere değil, tüm insanlığa yön veren özgürlük çizgisi burada yaratılmıştır. Hem de dünyada benzeri bulunmayan ağır tecrit ve psikolojik işkence koşullarında. İnsan bilincinin ve iradesinin her türlü engeli aşmaya ve zorluğu yenmeye kadir olduğu burada kanıtlanmıştır.
Demek ki bir devrimci militan, özgürlük savaşçısı açısından zindanda veya dışarda olmak fazla fark etmemektedir. Kürt özgürlük mücadelesi tarihi göstermiştir ki, en büyük karar zindanda verilmiştir, en büyük zafer zindanda kazanılmıştır, en büyük direniş zindanda gösterilmiştir, en büyük çıkış zindanda yapılmıştır, en net ve yol gösterici düşünce zindanda yaratılmıştır. En büyük tarihi devrimci görev zindanda yerine getirilmiştir. Yeterki sorumluluk duyulsun, görev aşkıyla yaşansın, insanın sonsuz yaratıcı gücü ve çabası ortaya konsun! Bu durumda özgür insan gerçeğini durdurmaya hiçbir gerici güç, baskı ve zulüm yetmez.
Bu bakımdan Bekir Kaya’nın tutuklanıp zindana konmuş olması hiçbir şey değiştirmez. O yine Van halkının Sevgili Başkanıdır. Bir özgürlük tutkulusu olarak tarihi görev ve sorumluluğu devam etmektedir. Tıpkı sayıları onbine ulaşan diğer dava arkadaşları gibi. Nerede ve hangi koşullarda olursa olsun bir Başkan olarak Van halkına hizmet etmeye devam edecektir.
Dikkat edelim, dört duvar arasına konmak, en ağır zulüm ve tecrit özgürlük savaşçılarını durduramamıştır. 12 Eylül faşist-askeri rejiminin benzeri bulunmaz baskı ve zulmü zafer kazanan Amed zindan direnişini engelleyememiştir. Dünyada örneği olmayan İmralı tecriti, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın insanlığa yol gösteren özgürlük teorisini yaratmasının önünü alamamıştır. Demekki zindanda olmak sadece mekan değişikliğidir, mücadele koşullarının ve dolayısıyla yöntemlerinin değişmesi anlamına gelmektedir. Yoksa mücadele edip etmeme konusunda bir değişikliğe yol açmamaktadır.
Aynı durum bugün için de geçerlidir. Zindanda olmak hiçbir aydın ve siyasetçi için görevinin bittiği anlamına gelmemektedir. Tersine kendilerini zindana düşüren nedenlerden de ders çıkartarak daha doğru ve başarılı mücadele etmeyi gerekli kılmaktadır. Bu da sorumluluk demektir, planlı olmayı ve sonsuz yaratıcılıkla her koşulda çalışabilmeyi ifade eder.
Onbin civarında tutuklusu olması, Kürt özgürlük ve demokrasi hareketi için bir kayıp değildir. Tersine bu onbin kişi, geçmişte olduğu gibi bugün de zindanı zafer çalışmalarının yapıldığı alan haline getirebilir. Yeterki bunun sorumluluğu duyularak örgütlü ve planlı çalışılabilsin. O halde zindandaki aydın ve siyasetçilerin görevi devam ediyor. Herkes görevine sahip çıkmayı ve başarı çizgisinde çalışmayı mutlaka gerçekleştirmelidir. Amed ve İmralı zindan direniş çizgisi ancak böyle sürdürülebilir!..
Zindanda olmak