67 cezaevinde 331 tutsağın sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevine bugünden itibaren bütün cezaevleri dahil oluyor.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra 114 gündür de Amed’deki evinde sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde de yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 76, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 75, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 66. gününde.
2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 59, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi de 56. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 45. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak, 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak, 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak, 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak, 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme dahil oldu. Böylece 67 farklı cezaevinde kalan 331 tutsak açlık grevinde. Tutsaklar adına açıklama yapan Deniz Kaya, bugünden itibaren tüm Türk cezaevlerinde eyleme başlayacaklarını bildirdi. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 101 gündür, Mexmûr’da ise İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 41 gündür eylemde. Açlık grevinin tek bir talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Birşey yapmak iyi hissettiriyor
76 gündür açlık grevinde olan Necla Atak, halsizlik, unutkanlık ve bel ağrılarının her geçen gün arttığını fakat hissiyat olarak toplumsal özgürlük için birşey yaptığını bilmenin, iyi hissettirdiğini söyledi.
Cezaevlerinde 16 Aralık’ta başlayan açlık grevi eyleminin ilk grubunda yer alan isimlerden biri de Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Necla Atak. Eyleminin 76. gününe giren Atak, daha 23 yaşında. Geverli bir ailenin 6 çocuğundan biri olan Atak, ”Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak”, ”Örgüt kurmak ve yönetmek”, ”örgüte üye olmak” iddialarıyla 2017’den beri tutuklu ve hakkında 200 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Atak, açlık grevine girme nedenlerini Mezopotamya Ajansı’na (MA) gönderdiği mektubunda kaleme aldı. İlk kez açlık grevi eylemine girdiğini, 2012’de cezaevlerindeki açlık grevi eylemi sürecinde dışarıda olduğunu hatırlatan Atak, şöyle devam etti: ”Beni çok etkileyen bir süreçti. Bir toplumun özgürlüğü için bedenini açlığa yatırmaları beni çok duygulandırmıştı. Her dakika bir ömür gibi geliyordu. O dönem çadırlar kurulmuştu, her anımı o çadırlarda geçirerek seslerine ses vermek istiyordum. Sessiz kalarak suça ortak olmamak için sürekli o çadırlarda uyuyordum. Açlık grevlerine dair bir çok şeyi merak ediyorsun. Örneğin sağlıklarını, morallerini, ne yaptıklarını… Her şeyi merak ediyorsun. Ancak en çok merak ettiğim iradelerini bu kadar güçlü kılan duygu ve düşünceleriydi.”
Toplumsal bir taleptir
Öcalan’a uygulanan tecridin aslında Kürt halkına ve iradesine uygulandığının üstünde duran Atak, “Halkın iradesi olan Sayın Abdullah Öcalan tecride alınarak, aslında toplumun sözü kesilmek istenilmiştir. İnsanlık dışı bu tecridin son bulmasıyla ancak toplum yeniden huzura kavuşacaktır” dedi. Girdikleri açlık grevinin “Buna dur demenin, son vermenin duruşu” olduğunu vurgulayan Atak, tecridin sonlanmasıyla ancak tüm sorunların çözüleceğine inandıklarından tek taleple eyleme girdiklerini ekledi.
Her türlü bedeli göze aldıklarını dile getiren Atak, ”Talep, toplumsal bir taleptir. Talebimiz kabul edilene ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılıp, gerekli yaşam ve çalışma koşulları sağlanana kadar bu eylemimiz devam edecektir” dedi.
Atak, eylemlerinin 75’inci gününe girdiğine dikkat çekip, şunları belirtti: ”Ciddi bir sağlık sorunu yaşamasam da, halsizlik, unutkanlık ve bel ağrıları durumlar her geçen gün artıyor. Fakat hissiyat olarak toplumsal özgürlük için birşey yaptığını bilmek, iyi hissettiriyor.”
Atak, bununla birlikte şeker, tuz, B1 ve B12 vitaminlerinin düzenli olarak verilip, sağlık kontrollerinin yapıldığı bilgisini paylaştı.
İlk meşale yakıldı
Mektubunda ‘Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’ dizelerini sevdiğini Atak, içinden geçtikleri sürecin de bu sözü özetlediği görüşünde. AKP-MHP ittifakı ile yükselen faşizmin, toplumu her geçen gün daha çok karanlığa sürüklediğini dile getiren Atak, şöyle sürdürdü: ”Bu faşizmi yıkmanın yolu, demokrasi etrafında kenetlenmekten geçiyor. Bunun nasıl olacağını da Leyla arkadaş birebir öncülüğünü yaparak bize öğretti. Mesajını alan zindan alanı ve birçok yurtsever harekete geçip, Leyla’nın sesine ses verip, bedenlerini açlığa yatırdılar. Karanlıklar için ilk meşaleyi yaktılar. Şimdi kendine ‘demokratım’ diyen ve vicdanı olan her birey bu direniş etrafında kenetlenip, direnişi sahiplenmelidir. Tarihsel bir fırsatı daha kaçırmamak için hepimiz buna mecburuz. 14 Temmuz şehitlerinin ve Cizre, Sur, Nusaybin, Gever direnişlerinin ruhuyla beslenen bu tarihi direnişi zafere ulaştırmak hepimizin görevidir. Çok yakında dağların doruklarından, Amed’in surlarından güneşin doğuşunu bep birlikte izleyeceğiz.”
Bin canımız olsa fedaya hazırız
Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Siraç Keskin, Abdullah Kaya, Agit Yılmaz, Engin Okutucu, Zinar Doğan ve Şeyhmus Can’ın eylemleri 56. gününde. Açlık grevinde olan Şeyhmus Can, ailesi aracılığıyla gönderdiği mesajda, taleplerinin şahsi olmayıp haklı ve meşru olduğunu söyledi. ”Abdullah Öcalan bizim için bir davadır’’ diyen Can, bu yüzden direnişlerinde de başarıya ulaşacaklarını belirtti. Can, ”Sesinizi bu haklar ve değerler için yükseltin. Bizim talebimiz sizin taleplerinizdir. Biz bu taleplerimizde ısrarlı ve kararlıyız. Bin canımız olsa dahi sizin için vermeye hazırız. Biz bunu bir fedakarlık olarak da görmüyor, boynumuzun borcu olarak görüyoruz. Halkımıza çağrımız şudur; sessiz kalmayın. Gelin hep beraber bu eylemi zaferle taçlandıralım. Biz Öcalan için ne yapsak da eksik kalacaktır’’ diye konuştu.
Leyla Güven yol gösterdi
Açlık grevinde olan bütün arkadaşlarını kutlayan Can, sözlerini şöyle tamamladı: ”Her ne kadar yanınızda olmasak da sizi unutmuyoruz. Her zaman sizinleyiz. Leyla Güven bu eylemin öncüsü oldu ve bize bir yol gösterdi. Eylemde olan Nasır Yağız ve Avrupa’daki dostlarımızı kutluyor ve saygıyla selamlıyoruz. Burada açlık grevinde olan arkadaşlarımızın moralleri yüksek. Başaracağız, tecridi kıracağız, faşizmi yıkacağız.’’
Sonucu ne olursa olsun
Şakran 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki Yasin Aka, 25 Ocak’tan bu yana eylemde. Aka, 2009’da 22 yaşındayken siyasi nedenlerden ötürü tutuklanıp, “Örgüt üyesi” olduğu iddiasıyla 24 yıl hapse mahkum edildi.
Yaşadıkları ekonomik sıkıntılarından kaynaklı uzun süredir oğlunun görüşüne gidemediğini belirten baba Osman Aka, en son 19 Şubat günü telefonla görüştüğü açlık grevindeki oğlunun moralli ve eyleminde kararlı olduğunu anlattı. Aka, görüştüğü oğlunun kamuoyuna yönelik şu mesajı yolladığını paylaştı: “Yaşadığımız savaşa ‘dur’ demek için Leyla Güven gibi bizim de talebimiz tecridin kalkmasıdır. Sonucu ne olursa olsun bu tutumda kararlıyız.”
Oğlu ve diğer tutuklulara cezaevi idaresi tarafından B1 vitaminin yanı sıra iaşe olarak su-meyve suyu verilmediğini aktaran baba Aka, onlar açlık grevinde olduğu için aile olarak evde boğazlarından ekmek geçmediğini dile getirdi.
AMED
Koç’un ablası: Gurur duyuyoruz
Strasbourg’da tecride karşı 14 aktivistle birlikte açlık grevi eyleminde 75. güne giren KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’un ablası Cahide Yıldırım, kardeşiyle gurur duyduğunu ve sonuna kadar desteklediğini söyledi.
Kardeşini 30 yıldır göremeyen Yıldırım, herkesi açlık grevindeki eylemcilere ses vermeye çağırdı. Tecridin kaldırılması için bedenini açlığa yatıran kardeşiyle gurur duyduğunu ve sonuna kadar desteklediğini vurgulayan abla Yıldırım, “Bir an önce Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını, bu hukuksuzluğun son bulmasını istiyoruz” dedi.
İmralı tecridiyle AKP ve MHP iktidarının savaş konseptini dayattığını kaydeden Yıldırım, tecride karşı çıkmanın aynı zamanda barışı sahiplenmek anlamına geldiğini söyledi. 1990’lı yıllarda devletin Kürtlere uyguladığı inkar ve imha politikalarının bizzat tanığı ve mağduru olan Yıldırım, “Biz Ardahanlıyız ve savaştan çok çekmiş bir aileyiz. Devlet baskısı nedeniyle 1993’te İstanbul’a göç etmek zorunda kaldık. Köydeki evimiz askerler tarafından sürekli basılıyordu ve babamı, kuzenlerimi gözaltına alıyorlardı. En son dedemi darp ederek gözaltına aldılar ve 13 gün işkenceye maruz kaldı. Tehditlerin artmasıyla ailece İstanbul’a göç etmek zorunda kaldık” diye konuştu. O dönemde Mühendislik bölümünü kazanan kardeşi Yüksel Koç’un da devlet baskısı nedeniyle Avrupa’ya gitmek zorunda kaldığını belirten Yıldırım, bitmeyen bu zulümden ötürü yıllardır sürgünde yaşayan kardeşinin 11 yıl önce yaşamını yitiren babasının cenazesine dahi katılamadığını anlattı.
Annem çok üzülüyor
Durumu giderek kritikleşen kardeşinin konuşmakta zorluk çektiğini, bu nedenle kendisiyle telefonla görüşemediğini aktaran abla Yıldırım, çok endişeli olduğunu ifade etti. Yıldırım, kardeşinden bir haber alabilmek için sabaha kadar televizyonun önünde oturduğunu söyledi. Bu duruma en çok da 88 yaşındaki annesinin üzüldüğünü belirten Yıldırım, şunları paylaştı: “Annem sürekli Yüksel’i düşünüyor, yemek yemiyor, uyumuyor. Her gün ağlıyor ve üzüntüden ayağa kalkamıyor. Doktora da gitmek istemiyor. Ona gel anne doktora gidelim dediğimde, ‘benim oğlum orada açlık grevindeyken, ben burada doktora gitmem, yemek yemem’ diyor.”
İktidar üç maymunu oynuyor
Açlık grevindeki eylemcilerin aileleri olarak Meclis’te HDP Grup Toplantısı’na katılan, ancak polis engeli nedeniyle Avrupa’dan gelen heyetle görüşemeyen Yıldırım, iktidar ve Meclis’in açlık grevleri konusunda üç maymunu oynamasının kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Tecride karşı 113 gündür direnen Leyla Güven öncülüğünde devam eden açlık grevindeki yüzlerce insana geç olmadan ses verilmesini isteyen Yıldırım, şunları kaydetti: “Sayın Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesi en temel hakkıdır. Bu hakkı engellemek suçtur. İnsanların artık canı yanmasın, analar ağlamasın. Geç olmadan ve keşke demeden talepler kabul edilsin, tecrit kalksın. Yeter artık… Biz barıştan yanayız, savaş istemiyoruz. Hepimiz bir olalım ve korkmayalım. Allah’ın izniyle bu tecridi en kısa zamanda sonlandıracağız.”