Bir toplumun, tarihsel köklere sahip, kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel alışkanlıklarına, bilgi ve davranışlarına gelenek deniyor. Toplumlar güncelde ne kadar değişim dönüşüme uğrarsa uğrasın, genetikleri ile ne kadar oynanırsa oynansın kökleri kadim geleneklerinden koparılamaz. Kürtler örneğinde bunun en somut örneği direniş geleneğidir. Kürdistan Özgürlük Hareketi, bu direniş geleneğinin ürünüdür, güncelidir.

Kürtlerin direniş geleneğinde sürgünler, katliamlar ve asimilasyon kadar zindanlar da yer tutar. Özellikle Kürdistan’ın boydan boya isyanı yaşadığı 19. ve 20. yüzyılda zindanlar Kürtlerin yaşamının en acılı ve trajik sayfalarından birini oluşturur. Akıl almaz işkenceler karşısında bireysel direnişler ve teslimiyetler iç içe yaşanır. Kürdistan Özgürlük Hareketinin gelişimi ve 12 Eylül Darbesi sonrasında yaşanan zindan deneyimleri de Kürt toplumunu çok yönlü etkilemiştir ve kapsamlı sosyolojik analizleri hak eder. Bu deneyimler zindanlarda esir ve tutsak olan binlerce insanı olduğu kadar onların ailelerini içine alan daha geniş bir toplumsal kesimi etkiledi. Bir de zindanların yarattığı direniş geleneğinin öncülük ettiği, şekillendirip yön kazandırdığı özgürlük mücadeleleri vardır ki, onların etkilediği kesim milyonlarla ifade edilir. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinin 15 Ağustos hamlesini, bu hamlenin kapsamlı bir özgürlük mücadelesini doğurması gibi. Bugün 20 cezaevinde 171 tutsağın başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerinin yarattığı ve yaratacağı etkileşim alanı da son derece geniştir. Asla tutsaklarla ve aileleri ile sınırlı kalmayacaktır.

Toplumsallığı yaratan tüm pozitif geleneklerin yıkımıyla geliştirilen faşizm, kapitalist modernitenin 21. yüzyılda toplum kırımda en vahşi uygulamasıdır. Bireysel ve toplumsal özgürlüklerin savunusu için zindana girenler, faşizmin gözünde bu vahşetin meşru kurbanları oluyorlar. Çünkü onlar toplum kırımı teşhir, durdurma, geriletme ve susturma amacıyla faaliyet yürütmüşlerdir. İlk hedeftirler. Bu yüzden faşizm, en vahşi yüzünü zindanda esaret altındaki özgürlük savaşçılarına yöneltiyor. Kendini kanunsuzca ve pervasızca ortaya koyuyor. Tutsaklara "Esat Oktay Yıldıran’ın Diyarbakır zindanında yapamadıklarını biz burada size yapacağız’’ tehdidini savuranlar, bu faşizmle besleniyor. Ancak faşizm toplumsal doğanın kadim, köklü geleneklerine aykırı olduğu için yenilmeye mahkûmdur. Diyarbakır zindanlarında Allah’ı ve peygamberi izne ayıracak kadar unutan ve kendini aşılmaz yasa sanan Esat Oktay, Kemal Pir’den bir ah duyamadığı an çöktü. Kemal Pir ve ölüm orucundaki yoldaşları şahsında yoğunlaşan toplumsallığın gücü faşizmi yendi.     

Bu yenilmeyen zindan direniş geleneğinin gücü Kürtlerin son on yıllarda yürüttüğü mücadeleye öncülük etti, ediyor. Rêber Apo, bu öncülüğü, zafere taşırmak için mücadele ve özgürlük felsefesini sürekli geliştirdi. On binlerce özgürlük savaşçısı; Diyarbakır zindan direnişinde onurlu yaşam uğruna dirhem dirhem eriyen Kemal, Hayri, Ali ve Akif’e borçlarını ödemek için 35 yıl kesintisiz mücadeleye aktı. Korkunun emaresini bile duymadan Esat Oktay’ın yüzüne tüküren Sara’nın cesareti, kadın özgürlük mücadelesinin ruhu oldu. Zulmün diz çöktüremediği tüm insanlık değerleri, Kürdistan Özgürlük mücadelesinde yaşadı, büyüdü ve tüm insanlığa onurlu yaşam seçeneklerini sundu.

Mücadele devam ettikçe faşizmin işkence ve zulmü yenilmeye mahkûmdur. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin en temel geleneklerinden biri, "Düşmanın zindan politikasını kesin yenilgiye uğratmak’’tır. Bu geleneğin yaratıcısı ve yürütücüsü Kürdistan Halk Önderi Abdullah Öcalan’dır. Bu gelenek uğruna zindanda, dağlarda, toplumsal alanda binlerce insan varlığını ortaya koydu. "Kendi varlıklarını zindan direnişinin zaferine adayanlara’’ gönül borcu hissederek dağlara çıkan dört kuşak var bugün mücadelenin her alanında. Günümüzde pervasızlaşan faşizmi durdurmanın ve yenilgiye uğratmanın tek yolu, onurlu ve özgür yaşamdan yana olanların tüm alanlarda bu geleneği canlandırması ve şaha kaldırmasıdır.

57 gündür süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olanlar 1998 yılında geliştirilen Güneşimizi Karartamazsınız eylem çizgisini yaşatıyorlar. Çünkü onlar geliştirilen yeni komplonun Önderlik etrafında geliştirildiğinin farkında. Her komplo ve faşist saldırı karşısında bir direniş geleneği oluşur. 1998’de oluştuğu gibi, bugün Şakran ve diğer cezaevlerinde oluştuğu gibi. Bizlerin görevi, zindandaki direnişçilerin taleplerinin gerçekleşmesi için mücadeleyi yükseltmektir. İşkence, zulüm ve insanlık onuruna yönelik tüm saldırılar ancak mücadele edilerek durdurulabilir. Zindanın yenilmeyen direniş geleneği ile zindandaki faşist uygulamaları boşa çıkarma geleneği birlikte, iç içe yürüdü, birbirini büyüttü her zaman. Bugün her alandaki demokrat, devrimci, feminist, anarşist herkesin, insani değerlerden vazgeçmeyen tüm inanç gruplarının, bireysel bazda sistem karşıtlığını benimseyen herkesin, AKP faşizmi ve zulmü ile hesaplaşma sorunu olanların açlık grevlerindeki tutsakların eylemine ses vermesi gerekir.

23 Şubat’ta Sincan F Tipi Cezaevinde, süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlayan tutsak kadınlar yazdıkları mektupla hepimize bu çağrıda bulunuyor: “Halkımız yeni bir saldırıyla karşı karşıya… Halkımızla birlikte direniyoruz, direneceğiz… Unutulmamalı ki Cizre ve Sur’a sessiz kalındığı için bugün yeni Cizreler yaşanıyor. Bugünkü katliamları izlemek yarın daha kapsamlı saldırıları hazırlayacaktır.” İmralı zulmünün durdurulma talebini içeren bu çağrı, yenilmeyen zindan direniş geleneğinin sesidir. Bu sesi layıkıyla cevaplamak da; Kürdistan özgürlük mücadelesinin zindandaki zulümleri ve düşman politikalarını boşa çıkarma geleneğinin görevidir.