Peru'da 1996-2001 yılları arasında diktatör Alberto Fujimori'nin devlet başkanlığı döneminde kısırlaştırılan on binlerce kadından 2074'ü, “Biz 2074 ve daha fazla kişi” (Somos 2074 y Muchas Mas) adıyla bir kampanya başlattı. Kampanyaya İsveç'te yaşayan Perulu kadınlar da destek veriyor. 

Kadınlar, Fujimori'nin yargı karşısına çıkarılmasını, zorla kısırlaştırılan kadınların isimlerinin açıklanmasını ve bu kadınlara tazminat ödenmesini talep ediyor.

Kadınlar, adalet talebiyle Peru'nun değişik yerleşkelerinde zaman zaman gösteriler yapıyor, zorla kısırlaştırmaları sembolize eden resimler çektirerek sosyal medyada yayınlıyor ve dava açılması için ilgili savcılığa mektup ve kartlar gönderiyor. 


18 yılda hala dava açılmadı

Kampanyaya katılan Gladys Aranbiar, kadınların zorla kısırlaştırılmasının bir insan hakları ihlali olduğunu ve ihlali gerçekleştirenlerin yargı karşısına çıkarılması gerektiğini belirtiyor. 

Kısırlaştırılan 370 bin civarında kadından çoğunun farklı nedenlerden dolayı dava açma girişiminde bulunamadığına dikkat çeken Aranbiar, “Bu dava Savcı Marcelita'nın önünde. Dava açıp açmayacağına önümüzdeki ay karar verecek. Bunun nedeni çok açık. Eğer eski diktatörün kızı seçimleri kazansaydı, dava hiçbir zaman açılmayacak ve soruşturma takipsizlikle sonuçlanacaktı. Cezaevindeki Alberto Fujimori serbest bırakılacak ve geçmişte işlenen insan hakları ihlalleri dosyaları kapatılacaktı” diyor.

Aranibar, 5 Haziran'da yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ikinci turuna kalan iki adaydan, eski diktatör Fujimori'nin kızının kazanmaması için liberal aday Pablo Kuczynski'yi desteklemek zorunda kaldıklarını söylüyor.


Dünya bu kadınlara sahip çıkmalı

Kampanyaya sahip çıkılması gerektiğini belirten Perulu Emperatriz Machaca da, “Hijyenik olmayan koşullarda zorla kısırlaştırılan kadınların talepleri ciddiye alınmıyor. Bu kadınların çoğunluğu İspanyolca bilmiyor. Bunlar kandırılarak veya tehditle kısırlaştırıldılar. Dış dünyanın bu kadınlara sahip çıkması gerekir” diyor.


İtiraz edenlere şiddet uygulandı

Yvonna Törjek, kadınların zorla kısırlaştırılırken çekilen filmleri gördüğünü ve kısırlaştırma emrini Fujimori'nin verdiğini belirttikten sonra, korkunç uygulamayı şu sözlerle ifade ediyor: “Kızılderili kadınlar, Andlar ve Amazonlar'da yaşayan kadınlar kısırlaştırıldı. Yani o toprakların gerçek sahipleri kısırlaştırıldı. Ameliyat sırasında kadınlara çok az bayıltıcı ilaç verildi ve uyanıp olanlara itiraz etmeye çalışan kadınlara şiddet uygulandı. Böylelikle yerli hakların çocuk edinmesi engellendi” şeklinde konuşuyor.

Fujimori döneminde kadınlara yönelik tecavüz olaylarının da arttığına dikkat çeken Törjek, “O dönem yerli halkların kadınları, kız çocuklarının tecavüze uğramasını engellemek için cinsel organlarına patates yerleştirdiler” diyor.


'Cüzzam' yerine 'kolera' tercihi

Kampanyaya önderlik eden Carmen Blanco Valer, Fujimori'nin iktidardan uzaklaştırılmasının üzerinden uzun yıllar geçmesine karşın, zorla kısırlaştırılan kadınların tedavilerinin yapılmadığını ve suçlular hakkında dava açılmadığını söylüyor.

Seçimlerden sonra davanın açılmasını umut ettiğini dile getiren Valer, “Geçen pazar yapılan seçimlerde yeni liberal politikaların temsilcisi bir bankeri seçtik. Yani cüzzam ile kolera arasındaki seçimde, tedavisi vardır diye kolerayı seçtik. Eğer Fujimori'nin kızı seçilseydi, bu, daha önce yapılan insan hakları ihlallerine meşruiyet kazandırılacaktı. Şimdi en azından bu davanın açılması için umudumuz var” diyor.


Dayanışma çağrısı 

Kürt kadınların, özellikle DAİŞ'e karşı silahlarıyla savaşan Rojavalı kadınların Latin Amerikalı kadınlar için ilham kaynağı olduğunu ifade eden Valer, Kürdistanlı ve Türkiyeli kadınlara Peru'da zorla kısırlaştırılan kadınlarla dayanışma çağrısı yapıyor. Valer, iki yıl önce Amed'de yerli hakların sorunlarının tartışıldığı bir konferansa konuşmacı olarak katılmıştı. 


Fujimuri döneminde ne olmuştu?

Peru'da 1996-2001 yıllarının devlet başkanı Alberto Fujimori, her türlü muhalefeti vahşice bastırmaya çalışırken, toprakların esas sahipleri olan yerli halkları ortadan kaldırmak için bir dizi uygulama yürürlüğe koydu. 'Aile planlaması' adı altında çoğunluğu yerli halklardan 300 bin civarında kadını zorla kısırlaştırdı. İlkel koşullarda gerçekleştirilen bu uygulama sonucu 18 kadın yaşamını yitirdi. On binlerce kadın da kanama, ağrı gibi fiziki sorunların yanı sıra ağır psikolojik sorunlarla karşı karşıya kaldı. Kısırlaştırılan kadınların bir bölümü aileleri ve eşleri tarafından terk edilerek toplumdan dışlandı. Aradan geçen 18 yıla rağmen herhangi bir dava açılmadı.




MURAT KUSEYRİ/ANF/STOCKHOLM