Siyasette herşey alabildiğine hızlı değişir. Zamana uygun politika en elzemidir. Temel hatlar değişmese de seçim dönemlerinde aritmetik, aritmetik değişmese bileşenler, bileşenler değişmese kişiler değişir. Bu değişim karşısında sürekli yenilenmek ve zamana cevap olmak kaçınılmaz olarak beklenendir. Bu yenilik zamanla ve önceki dönemin muhasebesiyle yapılır. Bu aynı zamanda bir dönemeci de işaret eder. Çıta düşer ya da yükselir. HDP'de yeni bir dönemeçten geçiyor şimdi. Kürt özgürlük mücadelesiyle Türkiye sol, sosyalist, devrimci mücadelesinin birleştiği bir hat oluştu HDP ile. Vedat Türkali'nin HDP için kullandığı çok sevdiğim ve hep kullandığım sözüyle "Maya iyi maya"ydı ve tuttu. HDP yeni bir mücadele hattı ve dili yarattı. Şimdi bu hat kendini tekrardan yeniliyor ve yeniledikçe gelişiyor.

7 Haziran ve 1 Kasım milletvekili listeleri bileşen yapısı Türkiye'deki halklar ve inançların temsili açısından önemli bir listeydi. Ancak seçimlerden sonra Önderliğe yönelik ağırlaştırılmış tecrit, özyönetim süreci, dokunulmazlıkların kaldırılması, kayyum uygulamaları, belediye eş başkanlarının tutuklanması, HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanması sürecinde yaşanan öncülük sorunları da bulunmaktadır. Bu süreçlerin bütün yükünü sadece milletvekillerine yüklemek elbette ki haksızlık olur. Ancak 24 Haziran listelerinin tüm bu süreçlere ilişkin bir özeleştiri taşıması beklentisi de bulunmaktadır. Adaylığına net gözüyle bakılan Ahmet Şık, Erkan Baş, Veli Saçılık, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Oya Ersoy gibi isimlerin listelerde yer alması ve listelerin Onur Hamzaoğlu, Leyla Güven ve daha birçok isimle halkın önüne çıkılması özeleştirinin somut ifadesi olarak algılanacaktır. Tüm bu isimlerin yanında elbette ki Alper Taş'ın yer alması önemli olacaktı. Kendisinin bireysel olarak buna uzak olmadığını ancak birey olarak da davranmayacağını görmek zor değil. ÖDP ve Haziran Hareketi’nin mevcut şartlarda demokratik tek seçenek olan HDP'de güçbirliğine gitmeleri beklenirdi.

HDP'ye ve Demirtaş'a desteğini açıklayan EHP, Kaldıraç, Partizan, Halkevleri, EMEP, TİP, TÖP, Devrimci 78'liler, Nor Zartonk, Alınteri ve ismini yazmakla bitiremeyeceğim halklar ve inançların temsilcilerinin oluşturduğu bu birliktelik sadece seçim ittifakı değil, ortak mücadele hattının örülmesidir. Bu anlamda 7 Haziran öncesini de aşan bir araya gelişlerin toplumun en önemli demokratik ittifakını yarattığını görerek bu temelde kıymet biçmek gerekir. Bu mücadele hattı faşizme karşı birleşik mücadele cephesidir. Üst düzey görüşmelerle değil doğrudan tabandan güç alarak kurulduğu için de uzun ömürlü bir birlikteliğin ilk günlerindeyiz diyebiliriz. Topluma sunulan 2 sağ ittifaka karşı topluma demokratik bir seçenek sunan bu 3’üncü seçenek, demokratik mücadele birliğidir. Türkiye halkları ve inançları HDP şahsında bugün bir araya gelen bu mücadele birliği ile seçeneksiz bırakılmamıştır. Bu ittifakla açılan alan bu güçlerin mücadele zeminini de güçlendirmektedir ve açılan bu alan bütün demokrasi ve özgürlük sonuna kadar kullanılmalıdır. ÖDP'de ancak bu zeminde kendine yer bulabilir yoksa yeni bir daralmayla yüzyüze kalmak durumunda kalabilir.

Bu zemin hem HDP hattının kendini yenilemesi hem de yeni güçlerle genişlemesi ve ortak mücadelenin "Radikal Demokrasi" çerçevesinde ilerlemesi için büyük bir fırsattır. Partilerin demokrasi tanımlamaları değişse de, yaşanan faşizm koşullarında "Radikal Demokrasi" çizgisinde mücadele yürütebileceklerine inanıyorum. Bu hiç bir gücün kırmızı çizgisi olmayacağını ve radikal demokratik tutuma tüm güçlerin katkı sunabileceğini düşünüyorum.

Türkiye cephesinde durum böyleyken Kürdistan cephesinde henüz görüşmelerin sonuçlanmamış olduğunu izliyoruz. İttifak görüşmelerinde sonuç alınmadığı söylense de, bu zeminin halen var olduğunu, tabandan böylesi bir birliğe yönelik talep olduğu görülüyor. İlkeler temelli ve seçimle sınırlı olmayan bir ittifakın yaratacağı etki elde edilebilecek sandalye sayısının çok ötesinde bir sonuç yaratacaktır. O nedenle de bu görüşmelerin olumlu sonuçlanması seçimin bir amaç değil, birlik için bir fırsata dönüştürüleceğine inanıyorum.

Ortaya çıkan bu tablo bütün demokrasi ve özgürlük güçlerinin bir araya gelebileceğini de ortaya koymaktadır. Esasta Türkiye'deki ve Kürdistan'daki güçlerin HDP şahsında bir araya gelişi, uzun yıllardır devlet tarafından uygulanan ayrıştırma politikalarını da boşa düşürecektir. Kürdistan'a sıkışmışlıktan bir çıkış olarak HDP'nin Türkiyelileşip  Türkiyelileşmediği, Türkiyelileşme hedefi gibi kavram ve tanımlamalar bugün anlamının yitirmiştir. HDP ve şahsında bir araya gelen bütün güçler Türkiye'deki bütün halklar ve inançların, tüm sınıfların eşit temsil edildiği bir yapıya dönüşmüştür. Mesele alınan oyun oranı değil, bileşeni ve temsiliyetidir. O nedenle HDP Türkiye'deki ve Kürdistan'daki bütün halkların, inançların, ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin gerçek temsilcisidir. AKP, CHP ve MHP'de Türkiye'deki bütün kesimlet bir arada değildir. Türkiyelileşme bir hedef beyanı veya bir başarı anlatısıysa AKP-CHP-MHP bunu başaramamıştır. Bu kavramın da artık bir geçerliliği kalmamıştır diye düşünüyorum. HDP bir tarihi dönemeçten geçerken çıtayı yükselterek ilerliyor ve büyüyor.

D'hondt sisteminin bu seçimde nasıl işleyeceği, İYİ Parti’nin söylendiği kadar seçim aritmetiği etkileyip etkilemediğini, HDP'nin baraj sorununu ayrı bir yazıda değerlendirebiliriz belki.

Unutmayalım! Bir Oy HDP'ye Bir Oy Demirtaş’a.