HDP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş seçim çalışmalarına cezaevinden katılmaya çalışıyor. Avukatları aracılığıyla gönderdiği notlarla kampanyasını yürütmeye, kitlelere seslenmeye çalışıyor. Ancak bu kısıtlı imkanlar elbette ki bir kampanya yürütmeye elverişli değil. Kendisinin deyimiyle kampanyayı yürüten kadınlara ve gençlere moral desteği sunmaya çalışıyor. Bu haksız ve hukuksuz tutuklamanın garabeti, utancı ise bütün topluma yüklenmiş durumda. Her geçen gün bu haksızlık daha fazla görünür olmaya başlıyor. Zaten görülmesi gereken de bu. Seçilirse Cumhurbaşkanı olacak biri kaçma şüphesiyle herhangi bir hükmü bulunmadan rehin alınmış durumda. Erdoğan'ın ve devletin 7 Haziran travması, bir daha 7 Haziran'lar yaşanmasın diye önlerine koydukları plan Demirtaş'ın tutsak edilmesi ve HDP'nin çalışmalarına her alanda müdahale edilmesi. Sınırsız ve fütursuz saldırılarına rağmen Demirtaş ve HDP direnmeye, var olmaya devam ediyor. 

Selahattin Demirtaş, Kürt Siyasi Hareketi’nin yetiştirdiği en önemli figürlerden biri. HDP ile birlikte de artık Türkiye siyasi hayatının vazgeçilmez bir ismine dönüşmüş durumda. Peki bu duruma nasıl gelindi? Siyaseten çizilmiş hatları ve sınırları nasıl yıktı?

BDP'den HDP'ye geçerken Eş Başkanların kimler olacağı konusunda yapılan tartışmalar sonucunda Sayın Figen Yüksekdağ'ın ve Sayın. Selahattin Demirtaş'ın eşbaşkanlığında karar kılındı. İki isimde geldikleri mücadelelerin kültürüyle klasik parti başkanlığını aşan bir öncülük geliştirdiler ve hemen akabinde gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş HDP'nin adayı oldu. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın bütün detaylarıyla oluşturduğu HDP projesini en iyi anlayan isimlerden oldu Demirtaş ve Yüksekdağ. Artık Özgürlük Mücadelesi ile Türkiye'deki sol, sosyalist, devrimci yapılarla halklar ve inançlarla, emekçiler ve ezilenlerle ortak bir mücadele hattına girmenin zamanı gelmişti. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi de HDP projesinin tanıtılması için büyük bir fırsattı ve kampanya HDP'nin tanıtım kampanyasına dönüştürüldü. Başarılı geçen kampanyadan sonra oylar yüzde 10 bandına dayanmıştı. Bu Sayın Öcalan'ın ortaya koyduğu projenin Türkiye'nin temel ihtiyaçlarına nasıl cevap olabildiğinin, barış zemininin nasıl yaratılabildiğinin ve darbelere karşı nasıl mücadele edileceğinin de en güçlü cevaplarını taşıyordu. 

7 Haziran'da böylesi bir zeminde gelişti. Yüksekdağ ve Demirtaş'ın ortaya koyduğu ve artarak devam eden performansıyla HDP  yüzde 13.1 oy alarak AKP'nin tek başına iktidar olması engellendi. Ancak bu sonuçlar yok sayıldı ve 1 Kasım seçim kararı alındı. Büyük bir savaş ve kaos atmosferinde gerçekleşen 1 Kasım seçimlerinde tüm engellemelere, oy çalınmasına karşılık HDP barajı aşmayı başardı. 

7 Haziran-1 Kasım arasındaki süreçte Demirtaş ve Yüksekdağ her gün bir kaç defa olmak üzere sayısız suikast ihbarı aldılar. Ama tüm bunlara rağmen seçim programlarının hiç birini iptal etmediler. Belki de şimdiye kadar en fazla suikast ihbarı alan parti liderleri olabilirler. Kendileri bu konuları öne çıkarmasa da, şimdiye kadar ki mücadelelerini hangi koşullarda yürüttüğünün bilinmesinde belki fayda vardır. 

1 Kasım seçimlerinden sonra ise savaşın daha fazla yükseldiği bir dönem yaşandı. Özyönetim direnişleri sürecinde HDP'nin yeterli duruşu göstermediği ve katliamları engelleyemediği eleştirileri yapıldı. Bugünlerde Demirtaş "O dönemde çatışmaları durdurmak için daha cesur çıkışlar yapabilirdik" diye dönemin özeleştirisi veriyor. 

15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ile hükümet, 2014 MGK'sında oluşturulan Çöktürme Planı için uygun zemini buldu ve DBP'li belediyelere kayyum atadı. Belediye eşbaşkanları tutuklanmaya başlandı. Bu milletvekillerinin tutuklanmasına giden sürecin işaretiydi ve öyle de oldu. 4 Kasım Darbesiyle HDP Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'la birlikte 11 milletvekili tutuklandı.

Demirtaş tutuklanma kararı yüzüne okunduktan sonra Yılmaz Güney'in meşhur sözünü haykırdı ve "Mutlaka Kazanacağız" sözü HDP'nin kampanyalarında kullanılmaya devam ediyor.

Demirtaş'ın cezaevinden yaptığı özeleştiriler de kamuoyuna yansımaktadır. Siyaset bir sorumluluk makamıdır ve sorumlu siyaset yapılmayan politikaların özeleştirisini verir. Her siyasetçinin zorlandığı hakikat ve güç denkleminde Demirtaş hakikatin yanında saf tutarak siyasi tarihe notlar ve iz bırakarak ilerliyor. Sayın Öcalan'ın çizgisi kişiler ve kurumlar bazında ilerliyor, büyüyor. Büyümek elbette ki kendisiyle birlikte başka dinamikleri ortaya çıkarır. Bu özgürlük hareketimizin tarihinde hep böyledir. Büyüme sancıları belki artarak devam edecektir. Bu hareketin büyüme ve gelişme dinamiğidir. 

Bu seçimde HDP'nin Demirtaş'ın yaşadığı hukuksuzluklar üzerinden kampanya yürütmesi yaşadığı tüm baskıyı anlatabileceği en iyi yoldur. Bu yolun kullanıldığı da görülüyor. Kitlelerin Demirtaş'ın tahliyesi için özgürlük talebini yükselttiği bir dönemdeyiz. Daha da yükseliyor ve bu seçimin ne kadar meşru olmadığı her gün sokaklarda anlatılıyor.

Demirtaş'a oy vermek demokratik siyasete daha fazla şans vermek demektir. HDP'nin barajı aşmasına da toplum karar verecektir. HDP'siz bir meclis mutlak faşizmin kendini yeniden tahkim edeceği karanlık yıllar demek. Halk nerde, ne şekilde sürece müdahale edeceğini çok iyi biliyor. Tüm partilerin kampanyalarına rağmen sandıkları koruyabilirsek seçim sonuçlarına halkın öngörüsü ve stratejisi damgasını vuracaktır. 

O nedenle; 

1 Oy HDP'ye 1 Oy Demirtaş'a

Yani; 

1 Oy Mutlak Faşizmi engellemeye 

1 Oy Demokratik Siyasete...

  Zülküf KURT