
Yurtdışında HAYIR nasıl örgütlenecek / 3. Bölüm
OSMAN OÐUZ / HABER MERKEZİ
Hafız Ahmet Turhallı, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu’nun (Federasyona Civaka Îslamiyê Kurdistan, CÎK) başkanı. Federasyon olarak referandumda Hayır demek gerektiğini düşünüyorlar ve bunu İslami açıdan gayet net açıklıyorlar.
Turhallı, Avrupa’daki Kürt İslam camiasının yakından tanıdığı bir isim. HDP’ye destek verdikleri 7 Haziran seçimleri öncesinde de kendisini federasyonun Hagen’deki merkezinde ziyaret etmiş ve görüşüne başvurmuştum. Referandum konusundaki görüşlerine geçmeden önce, Turhallı’yı tanıtmak için o zaman söylediklerimizi tekrar edelim:
“Turhallı, gülümseyerek konuşan insanlardan. 1997’den bu yana Almanya’da. Kürdistan’da devletin baskıları sonucunda ailesinden çok sayıda insan yaşamını yitirmiş, sakatlanmış, sürgüne çıkmak zorunda kalmış. Kendisi de devletin baskılarına maruz kalmış ve soluğu Almanya’da almış. Almanya’ya geldikten sonra da Kürt Özgürlük Hareketi’ne kendi meşrebince dahil olmuş.”
Bir Müslüman neden Hayır der?
Turhallı’ya sorduk: Bir Müslüman, referandumda neden Hayır demeli? “Çok neden var” dedi ve tane tane anlattı:
* Müslüman olan katillere Hayır demeli.
* Müslüman olan, hırsızlara Hayır demeli.
* Müslüman, zalimlere Hayır demeli.
* Müslüman, insanların hakkına hukukuna göz koyanlara Hayır demeli.
* Müslüman, Allah’ın ayeti olan dilleri inkar edenlere Hayır demeli.
‘Tüm münkerler bunlarda’
“Münker”, Arapça’da ve İslami literatürde “Allah’ın razı olmadığı şeyleri” karşılayan bir sözcük olarak kullanılıyor. Turhallı, AKP yönetimindeki Türk devletini “Bütün münkerlerin içinde olduğu bir yönetim” diye tarif ediyor ve devam ediyor: “Dolayısıyla Müslüman olan, münkere, yıkıma, yakmaya, ölüme Hayır diyecek. Eğer iyi bir şey olsaydı, inşa olsaydı, adalet, insan haklarının garanti altına alınması olsaydı, biz Evet diyecektik. Fakat biz okuduk, baktık; burada sadece diktatörlük var. İslam’da ise bir ayet var: Allah, birbirine danışmayı, hakikat üzerinde ittifak etmeyi emreder. Oysa bunlar, kendilerini dayatıyorlar. Dolayısıyla biz, kendilerini dayatanlara, diktatörlük yapmaya çalışanlara Müslümanlar olarak Hayır diyeceğiz. Bütün Müslümanların da Hayır demesi gerekiyor çünkü bu şer’dir. Şerde hayır aranmaz.”
‘İslami açıdan zorunluluk’
CÎK’in Hayır’a dair çalışmaları henüz başlamamış; zira bir yandan Kürdistan’ın yakılıp yıkılan kentlerine yardım kampanyalarına öncülük ediyorlar. Fakat Hafız Ahmet Turhallı, bir hafta içinde çalışmalara mutlaka başlayacakları bilgisini veriyor ve ekliyor: “Çünkü bizim için bu, İslami açıdan bir zorunluluk. Bu zulmün engellenmesi gerekiyor. Allah bize zulmün engellenmesi için emirlerde bulunuyor; bizim de bu emirlere riayet etmemiz gerekiyor. Bu zulme karşı çıkmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye çalışmaktır.”
DİDF ‘Almanyalı’ bir Hayır’ı örgütlüyor

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu, 1980 yılında Almanya’da kurulan en eski Türkiyeli göçmen örgütlerinden biri. Çalışmalarında Almanya’daki göçmenlerin “göçmenlikten kaynaklanan sorunlarını” temel alması ve hatta giderek “göçmen” kimliğinden daha çok “Almanya’da yaşayan emekçiler” kimliği üzerinden çalışmaları yapması ile tanınan federasyon, referandumda ise “Hayır” oyu kullanılması çağrısı yapıyor.
Hüseyin Avgan, DİDF’in merkez yöneticilerinden biri. “Referandumda bütün gücümüzle Hayır’ın daha güçlü çıkması için çaba sarf edeceğiz” diyor ve devam ediyor: “Çünkü yapılmak istenen değişikliğin Türkiye’de yaşayanlar açısından hiçbir yararı olmadığı gibi bunu Avrupa’da yaşayan Türkiyeliler açısından da zor bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriyoruz. Çünkü Avrupa’da yaşayan Türkiyeli işçi ve emekçilerin esas çıkarı demokratik bir Türkiye’de. Bugüne kadar uygulanan bütün politikalar, sadece Türkiye’de yaşayan halkları mağdur etmemiştir, birbirine karşı kışkırtmamıştır; aynı zamanda Avrupa’da yaşayan emekçileri de Türkiye’den kaynaklı sorunları buraya taşıyarak karşı karşıya getirme çabaları yoğun biçimde sürmüştür.”
Türkiye’deki rejimi “faşist diktatörlük” olarak tanımlayan Avgan, “DİDF, bütün Hayır diyenlerin sayısının da artması için üzerine düşeni yapacak. Bir yönüyle kutuplaşmanın önünü alma çabası içindeyiz; diğer yandan da her kesimden emekçiyle yeniden bir araya gelme çabasını sürdürerek bir Hayır kampanyası gerçekleştireceğiz” diyor.
‘İşimiz referandumla bitmez’
“Avrupa’da Hayır Platformu”nun ilk toplantısına katıldıklarını ve “hiçbir sembolün ve örgütün öne çıkarılmadığı” birliğin faydalı olduğunu düşündüklerini belirten Avgan, yerellerin de es geçilmemesi gerektiğini belirtiyor: “Bu oluşum, esasen merkezi olarak yapılacak işleri koordine etmekle sınırlanmalı. Çünkü bugünden bile bazı yerellere baktığımızda bu bileşeni aşan çok daha geniş birliklerin oluştuğunu görüyoruz. Bugüne kadar belki hiçbir şekilde bir araya gelemeyecek ve gelmemiş kesimlerin yerellerde Hayır platformları içinde yer aldığını ve bunun esas olarak teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü sorun sadece referandumda Hayır çıkması sorunu değil; aynı zamanda bunun ardından da ortak mücadelenin örülebilmesi sorunu. O anlamda yerellerdeki birlikler, bizim açımızdan çok daha önemli.”
Referandum kampanyası için ilk adımları attıkları bilgisini de veren Avgan, “Şunu söylemekte yarar var” diyor ve ekliyor: “Aynı zamanda her örgütün kendi cephesinden Hayır’lar örgütlemesinin daha geniş kesimlere ulaşmayı sağlayacağı düşüncesindeyiz. Onun için kendi özel sayımızı, bildirimizi, Hayır kampanyası materyalleri de önümüzdeki günlerde baskıya vereceğiz. Her örgüt kendi Hayır’ını da öne çıkarırsa daha geniş kesimlere ulaşabiliriz.”
‘Çeteler eliyle yapılan provokasyonlara karşı’
“Bugün belki 7 Haziran’dan çok daha fazla umuda, çok daha fazla bir araya gelmeye ihtiyacımız var” diyen DİDF yöneticisi, bu süreçte “kazanma umudunun” yeniden gelişeceği inancında. Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’da da emekçileri birbirine karşı provoke etmeye çalıştığını kaydeden Avgan, bu savını ise şöyle gerekçelendiriyor: “Erdoğan, işçileri, emekçileri demagoji ve provokasyonla örgütleyerek bölmek istiyor. Burada da bugünden örgütlenmelerine bakıldığında bu görülüyor. Osmanien Germania gibi, Turan e.V. gibi kriminal, faşist çetelerle yakınlaşmaları, onları çalışmalarının içine sokmaları, bir yanıyla provokasyonların zemininin hazırlanmasıdır; ama diğer taraftan da Türkiye’de olduğu gibi bölücü, parçalayıcı söylemlerle emekçileri bölmeye çalışmaktır. Türk ve Kürt halklarının eşit ve kardeşçe yaşamasını isteyen kesimlerin bu dönem içinde gerçekten soğukkanlı davranması gerekiyor. Hiçbir koşulda, bizden kaynaklı hatalardan dolayı emekçilerin Tayyip’in politikasından etkilenmesine zemin hazırlanmamalıdır. Bunu başarabilirsek ben referandumda da iyi bir atmosferin oluşacağına kesinlikle inanıyorum.”
‘Almanya siyaseti de önemli’
Türk devletinin son dönemde Avrupa’da DİTİB’e bağlı imamlar, öğretmen ve konsolosluk çalışanları üzerinden bir ajanlık ağı kurduğunu da hatırlatan Avgan, “bu çalışmaları boşa düşürmek” içinse şunu öneriyor: “İnsanların bu ülkede yaşadığı sorunlara, Türkiye’de yaşanan sorunlara yönelik çalışmalarla aynı düzeyde ilgi göstermesini sağlayabilirsek Erdoğan’ın çabaları boşa düşebilir. Önümüzdeki dönem, Almanya’nın da seçim yılı. Bu dönem içinde tabii ki CDU, SPD gibi partilerin Tayyip Erdoğan’a verdiği desteği teşhir çalışmasını da sürdüreceğiz. Çünkü ona verilen her destek, aslında buradaki Alman emekçisinin de yaşantısını kötüye götürüyor. Onlar da mülteci tartışmaları içinde popülist, ırkçı partilerin hedefi haline geliyor mesela. Ama aynı zamanda bu ülkede senelerdir seçme seçilme hakkından mahrum olan insanların haklarını da talep edeceğiz. Bu ikisini birleştirebilirsek, bugün Tayyip’ten de etkilenen ama kendi gerçeğine yabancılaşan işçi emekçilerle de dirsek teması kurabilme olanaklarımız biraz daha artacaktır, diye düşünüyorum.”
Êzîdîler Osmanlı ardıllarına HAYIR diyor

Avrupa’da yaşayan Êzîdîler, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde HDP çalışmalarına en fazla sahiplik edenler arasındaydı. HDP’nin “halkların, kimliklerin birliğine” dayanan programı, onlar için adeta yüzlerce yıldır yaşadıkları problemler için panzehir vaadiydi. AKP’nin politikası ise, Êzîdîler için yaşadıkları bütün kötü günlerin hatırasını taşıyor.
Êzîdî Dernekleri Federasyonu temsilcisi Yılmaz Günay’da her şeyden önce buna dikkat çekiyor. “73 ferman yaşandı, bunların çoğu da Osmanlı İmparatorluğu zamanındaydı” diyen Günay, ekliyor: “AKP de Osmanlı’nın devamı olduğunu söylüyor. Oysa bizim insanlarımızın çoğu, bu politikalardan dolayı topraklarını terk etmek zorunda kaldı; birçoğu şimdi Avrupa’da. Çünkü bu ülkede yıllarca ırkçı bir siyaset yürütüldü. Kendi kimliğini, kültürünü sahiplenmek ve dilini konuşmak yasaktı. AKP, Osmanlı’yı devam ettireceğini söylüyor. Biz ondan zarar görmüşüz. Şimdi de zarar görmeye devam ediyoruz.”
Referandumda Hayır dediklerini, çünkü anayasa değişikliği teklifinin diktatörlüğün önünü açmaya yönelik olduğunu belirten Günay, “Anayasa değişikliğiyle biz, demokrasi geleceğini düşünmüyoruz. Bize göre ülkenin demokratikleşmesinin yolu kesiliyor hatta” diyor.
‘Bu ne biçim demokrasi?’
“Demokrasi isteyenleri içeri atıyorlar, bu ne biçim demokrasi?” diye soran Günay, devam ediyor: “İnsan iradesine tekme vuruluyor. AKP’nin yaklaşımı budur. Parlamentosu kalmamış bir ülke Türkiye. Bize göre parlamento, şu anda da sadece şov gibi oluyor. Sadece bir insan yürütüyor şimdi. Bu bir felaketin yolunu açacaktır. Şimdi de Türkiye’de anayasa değişikliği, herkesi tehdit ediyor. Sadece Êzîdîler değil, Kürtler, Aleviler, Çerkesler, Süryaniler... Bütün inançlar ve hatta bütün insanlara bu diktatörlük iyi gelmez. Bunu bilmemiz gerekir. Referandumda da bütün mücadelemizi buna karşı geliştirmek zorundayız. Nasıl seçimlerde HDP’yle başarılı olduysak, referandum da yürüttüğümüz o mücadelenin devamı olacak.”
BİR ERMENİ NEDEN HAYIR DER?
Diktatörlük soykırım getirir

Alexis Kalk, Ermenilerin öz örgütlülüklerinden biri olan Nor Zartonk’un temsilcisi. Nor Zartonk (Türkçesiyle, “Yeni Uyanış”), 2004 yılında siyasal ve sosyal meselelerin tartışılacağı bir e-posta grubu olarak kurulup daha sonra dernekleşen, Ermenilerin bilindik bir örgütü.
Çok deneyimledik...
“HDP’yle ve diğer demokrasi isteyen kurumlarla bizim Hayır’ımız ortaklaşıyor” diyen Kalk, “bir Ermeni’nin gözünden Hayır gerekçelerini” şöyle anlatıyor: “Biz de çok iyi biliyoruz ki, demokrasinin olmadığı yerde halkların özgür olabilmesi, işçilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi mümkün değil. Tek adam düzenleri böyle. Geçmişte bunu çokça deneyimledik. Ermeniler için belki çok daha ağır deneyimler oldu. Soykırım politikaları, tek adam rejimlerinde bizim ülkemizde de yoğunlaştı, dozu yükseldi. Baktığımız zaman AKP’nin övmeyi çok sevdiği Abdülhamid dönemindeki birçok Ermeni katliamı, Hamidiye Alayları, hepsi tarihte acı hatıralarımız olarak duruyor. Aynı şekilde yine 1915’te Enver ve Talat’ın kurduğu düzen, yaptıkları o darbe, hükümeti ele geçirmeleri sonrasında uyguladıkları politikalar, planlı bir şekilde uyguladıkları soykırım. Hepsini biliyoruz.”
‘Diktatörlük soykırım getirir’
Yetkinin bir merkezde toplandığı rejimlerin her zaman soykırımlar doğurduğunu belirten Kalk, “Dolayısıyla” diyor, “bütün tarihe baktığımızda her zaman bu tarz diktatoryal düzenlerin öteki olanlara, azınlık olanlara, demokrasi, adalet ve eşitlik isteyenlere doğası gereği düşmanca yaklaştığını ve bulabildiği en vahşice yöntemlerle saldırdığını ve bu politikaları durduracak hiçbir mekanizma olmadığını biliyoruz. AKP’nin kurmak istediği tek adam düzeni de aynı bunlar gibi bir düzendir. Yargıyı ve bütün atamaları kendine bağlayan, meclisi işlevsizleştiren ve gerektiğinde tamamen devre dışı bırakabileceği bir düzenden bahsediyoruz. Bir saray rejimi. Tabii ki biz buna hayır diyoruz. Bunun halklar açısından hiçbir getirisi olmayacağını çok iyi biliyoruz.”
‘Çalışmalar başlıyor…’
Ermeni halkının yaşadığı acılardan dolayı diktatoryal yöntemlerin gelişmesi konusunda “çok daha hassas” olduğunu da vurgulayan Kalk, Avrupa’da Hayır çalışmalarına ise “yavaş yavaş başladıklarını” söyledi: “Hayır Platformu’nun parçasıyız. Onun dışında daha önce HDP seçim çalışmalarında Ermenilerle bir birlik yakalamıştık. Bir kısmı çok önce Avrupa’ya geldikleri için biraz da uzaklar aslında ülkenin gündemine. Ama bizim HDP ile yürüttüğümüz yeni yaşam çalışması gerçekten etkili oldu ve insanlar ilgi duymaya başladı. Dolayısıyla onlar da şu anda daha ilgili ve daha çok merak ediyor. Daha aktif olmaya başladılar gerçekten de. Referandum döneminde de biz yine bilgilendirici çalışmalara başladık. Bu çabamız önümüzdeki dönemde devam edecek. En önemli iş de yine sandıkları korumak. Avrupa’da bu ayrıca önemli. Çünkü mesafeden kaynaklı sorunlar olabiliyor ve insanlar daha üşengeç de davranabiliyor.”
Kapanış notu
Referandum sath-ı maili öncesinde Avrupa’daki kurumların tavrını anlamak için hazırladığımız yazı dizimiz, bugün sona eriyor. Tutumu merak edilen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na (AABK) da yer verebilmek için çaba gösterdik ama bir türlü başarılı olamadık. Bunun yazı dizisinde bir eksiklik yarattığının ayırdındayız; ancak ne Genel Başkan’a ne de yöneticilere telefonla ulaşabildik; ilettiğimiz notlara da cevap alamadık. Önümüzdeki günlerde bu eksiği gidermek istediğimizi de belirtmiş olalım.
