Türkiye, Erdoğan'ın önderliğinde Rojava'ya dönük açık bir saldırı pozisyonuna geçmiş durumda. Kobanê'deki son katliam bunun en açık göstergesi. Til Ebyad'ın IŞİD'in elinden çıkmasıyla Türkiye'nin destek yolları kapanacaktı. IŞİD'i destekleyen ve ayakta tutan Türkiye'ydi. Bu açıdan IŞİD katillerini Kobanê'ye açıktan sivil halka karşı katliam için harekete geçirdiler.

IŞİD'in Kobanê'ye giriş amacı tamamen halka saldırıp katliam yapmaktı. Halkın dönüşünü engellemek ve Kürtlerin kazamınlarının kalıcı olmayacağını göstermekti. Burada Türkiye'nin tutumunu görmek ve doğru sonuç çıkarmak çok önemlidir. Özellikle Kürt halkının ve demokratik kamuoyunun bu konularda uyanık olması, ne olduğunu anlaması çok önem taşıyor. Türkiye bu katliamı kınayıp Kürt halkının acılarını paylaşma ve bu katiller sürüsünü desteklemekten vazgeçme yerine ne yaptı? 

Erdoğan'ın tepkisi ne oldu? AKP basını nasıl bir tutum aldı? Bunlar birbiriyle bağlantılı ve çok önemli. Kürt halkının dostlarını ve düşmanlarını tanıma açısından tekrar tekrar bu konular üzerinde düşünmesi gerekir. Kobanê boşaltılmıştı. 150 binden fazla insan evlerini, topraklarını terk etmişti. Hala geri dönebilmiş değiller. Til Ebyad'daki Kürtler yerlerinden sürülmüşlerdi. Halep'te ve daha birçok bölgeden Kürtler sürülmüşlerdi. Türkiye'yi yönetenler bundan hiç rahatsız olmadılar. Ama Til Ebyad düştükten sonra hepsi bir ağızdan PYD, IŞİD'den daha tehlikelidir demeye, PYD'nin terörist olduğunu tekrarlamaya başladılar. Bununla da yetinmediler. PYD'yi kötülemek ve IŞİD'e desteklerini sürdürmek için PYD, Türkmenleri köylerinden sürüyor. Etnik temizlik yapıyor kara propagandasını öne sürmeye çalıştılar.

Türkmenler uzun zaman IŞİD'in zulmü altındayken hiç sesleri çıkmayanlar, özgürlükler ve demokrasi için direnen PYD'yi birden bire düşman ilan ettiler. Peş peşe güvenlik zirveleri düzenlendiler. Kürtleri aynı oranda tehdit etmeye devam ettiler. Erdoğan "Bedeli ne olursa olsun kuzey Suriye'de bir devlete izin vermeyiz" demeye başladı. Devleti kim kuruyordu? Kürtler. Halbuki Kürtlerin devlet kurma gibi ne bir projeleri ne de bir programları vardı. Kendilerini yönetme ve savunma temelinde kanton yönetimleri oluşturmuşlardı. Yıllardır direnen ve kendilerini yöneten Kürtler devlet kurmadılar da Til Ebyad'dan IŞİD'i sürünce mi devlet kurmuş oluyorlardı? 

Burada sorun IŞİD'in darbe alması ve onlara giden destek yollarının kesilmesi sorunuydu. AKP, IŞİD'e olan desteğini artık gizleyemecek duruma düştü ve deşifre oldu. PYD, Türkmenleri sürüyor palavraları da bu acizliklerinin ve suçüstü yakalanmalarının öfkesinden kaynaklanmaktadır. Nerede bu topraklarından sürülen Türkmenler? Kürtler kendi topraklarına daha geri dönemezken, Türkmenlerin bölgelerine yerleştirecek nüfusu nereden bulmuşlardı?

Manzara çok açık. Erdoğan klasik Kürt düşmanlığı üzerinden politika üretmeye çalışıyor. Ancak Kürtler politik arenaya kendi kimlikleri ve güçleriyle girdikleri için meydanı boş bulamıyor ve rezil oluyorlar. Bundan birkaç yıl önce aynı saldırganlık ve kırmızı çizgiler Güney Kürdistan için de söylenmişti. Askeri güçlerini sınıra yığıp Kürtleri korkutacaklarını ve sindireceklerini sanıyorlar. Halbuki Önder Apo Kürtlerin ve Türklerin ortaklığı ve barışı için koşulları olgunlaştırmış ve görüşmeler bir yere gelmişti. Erdoğan, Kürtlerle, PYD ile dostluk ve ittifak yapıp barış sürecini daha pekiştirmeli ve güven ortamını artırmalıydı. Bu hem Türkiye'nin içinde barışı ilerletir hem de demokrasiyi güçlendirirdi. 

Erdoğan'ın önderliğinde ve onun basını eliyle savaş tamtamları çalınmaya başlandı. Savaş hazırlıkları ve tehditler Kürtleri korkutup durdurabilecek mi? İlginç, Erdoğan ve AKP sanki Tansu Çiller ve Doğan Güreş'li yılları, JİTEM'li, Hizbul-kontralı, faili meçhullu karanlıkları, yakılıp yıkılmış binlerce köyü arkada bırakmış zalimlikleri sanki unutmuşlar gibi. Bu zulüm çağlayanı Kürt halkının üzerine boşaltılırken teslim alınamadı. Şimdi katliam ve saldırılarla bu halkı teslim alacaklarını mı sanıyorlar? Üstelik bölge dengeleri ve uluslararası koşullar eskisi gibi lehlerine olmadığı bir zamanda. Kürtler eskiye göre daha bilinçli, örgütlü ve direniyorken. 

Türkiye'yi yönetenlerin Önder Apo'ya büyük bir minnet borcu var. En azından iki yıldır Türkiye'ye asker cenazeleri gelmiyor. Kürtler o kadar katliama uğrar ve sürekli cenaze kaldırıyorken bu ortamın sağlanması tarihi değerdedir. Bu ortamdan anlaşılan Türkiye'yi yönetenler memnun değiller. Çatışmalı ve cenazeli bir dönem arıyorlar. Yaşam ve varolma savaşı veren Kürtlere kimliksizliği ve inkarı dayatmaya devam ediyorlar. 

Kürtler inkarı ve boyun eğmeyi kabul etmeyecekler. Türk devleti ve yöneticileri savaşı ve tehditleri, katilamaları Kürtlere reva görürken Kürtlerin direnmeden başka bir tercihleri olamaz. Tamam, onlar düşman. Yapacaklarını yapıyorlar. Onların yanında ihanet eden, kravat takıp meclise giren Kürtleri de var. Tüm ihanet odaklarına ve zalimlere karşı direnmek ve örgütlenmek de meşru ve doğal bir haktır. Kürdistan halkının, Türkiye'li devrimci demokratik güçlerin her zamankinden daha fazla birliğe ve dayanışmaya ihtiyaçları var. Gevşeme ve seyretme zamanı olmadığı iyi bilinmelidir.