Bugün bayram, bugün Dünya Barış Günü!
Bayramlar benim için coşkulandığım, yaşam sevincimin kanatlandığı zamanlar olmadı. Belki de hayatım boyunca hiçbir bayrama huzurlu ve mutlu girmediğim içindir. Bu bayram da öyle oldu… Bu seferki buruk bir bayram olmasının dışında protesto ettiğim bir bayram oldu. Kürt anneleri bayram kutlamıyor. Ben de bir Kürt annesiyim. Benim evladım, dağda veya askerde değil, ancak yarın bunun böyle olmayacağı ne malum! Ben de çocuğumu gerilla veya asker olarak bir savaşın ortasında görmek istemiyorum. Çocuğumun herhangi bir vatan, herhangi bir devlet, bir ideoloji uğruna ölmesini istemiyorum. Bir evladın nasıl büyütüldüğünü ancak bir anne bilebilir.
Kürt anneler kendi çocukları ölmesin ve kendi seslerine bigâne kalan Türk annelerinin de çocukları ölmesin diye bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha dağlarda, yollarda, meydanlardalar. Bir kez daha ölüm meleği elinde tırpanı ile ülkemizin ve geleceğimizin üzerinde dolanıyor.
Başbakan’ın tehditlerinden sonra sınır ötesi ve içerde havadan, karadan askeri operasyonlar başlatıldı, ‘mübarek ramazandan, bayramın erdeminden’ söz eden inançlı Erdoğan’ın uçakları bayram günü de Kürtlerin başına bombalar yağdırdı. Erdoğan’ın kimyacı Genelkurmayı sitesinde 160 Kürt gencini katlettiklerini neredeyse müjdeler gibi duyuruyor.
Erdoğan’ın asker ve polislerinin operasyonlarında; Güney Kürdistan’da aralarında altı aylık bir bebeğin de olduğu 4’ü çocuk 6 kişilik Solin ailesinden sonra önceki gün canlı kalkan olarak sınıra giden Yıldırım Ayhan yüzlerce kişinin gözleri önünde üniformalı bir cellât tarafından soğukkanlılıkla katledildi. Polis aynı vahşi refleksle Ayhan’ın cenaze törenine de saldırdı. Zırhlı araçlarla gaz bombası, tazyikli su ve biber gazıyla cenaze alayına hücum edildi, mezarlık yakıldı, evler hedef alınarak kapılar, camlar kırıldı. Erdoğan’ın ‘mübarek ramazanında’ yaslı onlarca Kürt yaralandı. Gaz bombalarından dolayı Van şehrinin semaları uzun süre dumanlarla kaplanırken, Erdoğan’ın polisi sanki ‘mübarek ramazanda’ haçlı ordularına saldırıyormuş gibi gerçek mermiler kullandı.
Bütün bunlar olup biterken, Van valisi, kendisini arayıp ipini koparan polise müdahale etmesini isteyen milletvekillerine “makamında yok’’ yalanı savuruyordu. Başbakanı ‘mübarek’ olan bir devletin valisi yalancı, polisi de vatandaşına düşman oluyor essah!
Sormak lazım… “Kürt sorununda’’ tenzili mefhuma gidip “terör” teranesine ricat eden bir Başbakan acaba kaç gencin daha ölmesi ile sorununu çözüp Kürtleri teslim alacak?
Beşir Atalay “90’lı yıllara dönülmeyecek. Hukuk dışı bir şey olmayacak” diyor da bu yaşananlar guguk dışı mı oluyor? 90’lı yıllarda da Atalay hukuku vardı. Kin, linç, tutuklama, yok etme, sınır ötesi, operasyon hukuku vardı. Türk devletinin tepesinde kadın da olsa, erkek de olsa, Kemalist de olsa, İslamcı da olsa, hatta Kemalist kadın-İslamcı erkek (Çiller-Erbakan koalisyonu) de olsa söz konusu olan Kürt sorunu ise gerisi teferruat olmuştur.   Hakkâri Valisinin Ayhan’a verdiği ölüm emri Beşir Atalay’dan, Tayip Erdoğan’dan muaf mıdır? Bu hukuk hangi hukukun guguku oluyor acaba? Erdoğan “tarafınızı belirleyin, pozisyon alın” derken herhalde şike yapan Fenerbahçeli taraftarlara seslenmiyor! 
Biz de Başbakan’a diyoruz ki; azıcık vicdanı, azıcık onuru olan bir insanın tarafı savaş olamaz. Ülkesinin en büyük askeri operasyonlarını yapmakla övünen, 6 aylık bebeklerin katline ferman yazan T.C Başbakanı, biraderi Beşar Esat’a akıl izan dersi verir, Kaddafi’yi önce korumaya ardından on pula satmaya meyleder, Sudan’ın savaş suçlusu diktatörüne ağabeylik ederse, Somali seferine de aç timsahlar güler!
 Savaştan beslendiler, ceplerini kan satarak doldurdular, kendi çocuklarına çürük raporları alıp, yurtdışında sahte öğrenci ya da işçi diye gösterip savaşın ateşinden uzak tutarken, rüyalarında bile görmedikleri Kürdistan dağlarına salıp öldürdükleri Anadolu çocuklarının cenaze namazlarına siyah gözlükleri ile saf tutup, kadrajların tam ortasında, ölü asker annelerine sarılıp “vatan uğruna şehit oldu’’ diye cehennemi münafıklığın tiyatralını oynadılar…
Türkiye tarihi diktatörler geçidi oldu, bu ülkedeki Kürtler bu devletin Kürdistan’da üretebildiği tek standart memurla yani cellâtlar ile tanıştı sadece. Mustafa Kemal, İnönü, Gürsel, Demirel, Evren, Çiller, Ağar, Kozakçıoğlu, Büyükanıt ve niceleri gelip geçtiler. Adlarınız değişti ama payidar kalan zulmünüz oldu. Zulmünüz artsın ne diyeyim! Kürtler için bir cellât daha, bir eksik bir fazla ne fark eder, yıkılmasını engellemeye çalıştığınız insan düşmanı ceberut “kutsal devletinize’’ de bu yakışır!    Bilmen gerek başbakan; bir anne için evladından daha kutsal vatan yok! 6 aylık iken parçalanmış bir bebeğin cesedinden daha büyük günah yok! 20 yaşında bir delikanlının cesedinden daha kutsal bir devlet yok! Barış istemekten daha büyük sevap yok! Sizin günahlarınızı engellemek isterken, yani silahlarını kadınlara, analara doğrultmuş polisinin kurşunlarına bedenini kalkan edip “barış’’ dileyen Vanlı Yıldırım’ın eyleminden daha yüksek bir ahlak yok! Ve onu, onun barış çabasını katletmekten daha büyük bir ahlaksızlık da!
Zulmün artsın başbakan! Ejderha olsan Kürdistan’da bu saatten sonra değil sana eğecek bir baş, sana minnet edecek bir taş bile olamaz.