Türk cezaevlerindeki Kürt tutsakların anadilde eğitim ve savunma hakkı ile Öcalan'ın özgürlüğü talebiyle 12 Eylül'den beri sürdürdükleri açlık grevine kayıtsız kalan Türk Başbakan, ilk kez önceki akşam ve dün konuştu. Başbakan Erdoğan, taleplere kapısını kapattı, Kürtlere ve eylemcilere hakaret eden, tehditler savurdu. Erdoğan'ın açıklamalarına tepki gösteren insan hakları savunucuları ve BDP, Türk devletinin daha önce katliamlarla sonuçlanan müdahalelerini hatırlattı.
Erdoğan, Çankaya Köşkü'nde yapılan 29 Ekim Resepsiyonu'nda gazetecilerin açlık grevlerine dair sorularını yanıtladı. Erdoğan, "Aç kalan falan yok, herkes her şeyi yiyor. Müdahale gerektiğinde yapılır" dedi.
Erdoğan dün de partisinin Grup Toplantısı'nda konuya değindi. Tutsakların taleplerinin siyasi olduğuna işaret eden Erdoğan, "Bunların hepsi istismar. Cezaevinde ölmekle şantaj yapılamaz. Devlet şantaja da tehdide de dayatmaya da pabuç bırakmaz" dedi. Kürdistan'da dünkü eylemlerin kendisini çok üzdüğünü ifade eden Erdoğan, "Sonra da ‘devlet müdahale etmesin’ deniyor. Nasıl etmeyelim. Onu da çözeceğiz. böyle yürümesi mümkün değil" diye konuştu. Erdoğan konuşmasına hakaret ve tehditlerle devam etti.

BDP: Zihniyetleri değişmiyor

Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarına sert tepki gösteren, BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, "Bakan Ergin’in açıklamasından sonra beklenti olmuştu. Erdoğan’ın açıklamaları bu beklentilerin tamamını götürebilecek niteliktedir. Daha önce darbe dönemleri ve 2000’li yıllardaki ölüm oruçlarında da ilgililer ‘yiyorlar’ demişti. O ciddiyetsiz yaklaşımın sonuçları tazeliğini koruyor. Erdoğan’ın açıklamaları bu zihniyetin devam ettiğini gösteriyor. Zihniyetleri hiç değişmiyor. Bu açıdan son derece kaygı verici bir açıklamadır” dedi.
Mücadelenin yaratacağı baskı sonucu hükümete geri adım attıracaklarını vurgulayan Baluken, "Kürt halkı taleplerin yerine getirilmesi konusunda kararlıdır. Halkımız kararını vermiştir önemli olan budur. Hükümetin kararının ne olduğu değil, halkın karırının ne olduğu önemlidir. Geciktirebilir, bedeller ortaya çıkartabilir ancak halk karar vermiştir” şeklinde konuştu.
Müdahale olasılığına da dikkat çeken Baluken, şunları söyledi: “Müdahale olasılığı şuur kapandıktan sonra oluyor. Hükümetin kayıtsızlığı da bundandır. Bunu bekliyorlar. Şuur kaybında da hekim ile tutsak arasındaki ilişkiye bağlıdır. Üçüncü gücün müdahalesi asla kabul edilemez. Erdoğan’ın açıklaması uluslararası bildirgelere de aykırıdır. Zaten müdahalenin getireceği daha büyük sorunları biz hükümet yetkililerine aktardık. Zoraki müdahale bütün cezaevlerinde daha büyük olaylara yol açabilir. Erdoğan da bunu görmek zorundadır. Umarız bu hatanın içine girmezler.”

HDK: Derhal adım atın

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, Başbakan'ın ‘gerekirse müdahale ederiz’ açıklamalarının devrimci tutsakların diri diri yakılarak katledildiği ‘Hayata Dönüş’ operasyonunu anımsattığını belirtti. "Artık ölüm öncesi çizgideyiz. Bu çizgiyi aşmamak için tüm ülke düzeyinde kadın, erkek, her dilden ve her inançtan insanlarımızın güçlü çığlığına ihtiyaç var" denilen açıklamada, derhal adım atılarak ölümlerin durdurulması gerektiği ifade edildi.

TİHV: İnanılmaz sorumsuzluk

TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, "İnanılmaz bir sorumsuzluk, ne yazık ki açlık grevleriyle ilgili geçmiş ve günümüzdeki hükümetin açıklamalarıyla aynı. Kaygılıyız" dedi. Açlık grevlerinin yaşamı sonlandırma anlamına gelmediğini hatırlatan Bakkalcı, "Tutsaklar taleplerini elde etmek için açlık grevlerini yaparak bir irade ortaya koyarlar" dedi. Bakkalcı, Başbakan Erdoğan'ın "Aç kalan falan yok. Adalet Bakanım gitti, aç kalan yok, herkes her şeyi yiyor" yönündeki açıklamasının doğruluğunun olmadığının altını çizerek, açlık grevlerinin katı yiyecekler dışında sadece tuz, su ve şeker alınarak yapılan bir eylem olduğunu söyledi. "Tutsaklar su, tuz, şeker ve B1 vitamini alarak talepleri elde edilince kadar bir irade ortaya koyarlar" diyen Bakkalcı, Başbakan Erdoğan’ın “Gerektiği zaman müdahale ederiz” yönünde açıklamasının ise çok talihsiz olduğuna dikkat çekti. Bakkalcı, "Açlık grevleri yapanlara izleyici konumda olmak kendisine zarar vermeyi bekleme anlamına gelir. Zorla müdahale edilme ihtimali son derece zarar vericidir. Hükümet meselenin çözümü noktasında gayri ciddi bir yaklaşım içerisindedir. Zorla müdahale gayri ahlakidir. Müdahale çok vahim noktalara götürür. Umarım kısa zamanda çözüm bulunur" dedi.

MAZLUMDER: Talepler konuşulmalı

MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ise, Türkiye'deki siyasi erkin meşru talepleri dikkate alma yöntemiyle değil şiddetle çözme yaklaşımı içerisinde olduğunu belirterek, "Açlık grevlerindeki tutsaklar sadece tuz, su ve şeker alıyor. İnsan hayatının pazarlığının söz konusu olduğu masada, karşılıklı olarak talepler konuşulabilir" dedi.

İHD: Talepler tartışılsın

İHD Genel Sekreteri Emrah Şeyhanlıoğlu da  siyasi taleplere insani yaklaşılması gerektiğini altını çizdi. Şeyhanlıoğlu, "Başbakan'ın bir sözü var 'sözün bittiği yer' diye evet şimdi durum böyledir" diyerek, taleplerin bir önce tartışılması ve konuşulması gerektiğini vurguladı. Başbakan'ın 'gerektiği zaman müdahale ederiz' yönündeki açıklamasının Türkiye'nin kuruluşundan bu yana kullanılan bir yöntem olduğunu ifade eden Şeyhanlıoğlu, "Tutsakların tek kişilik hücrelere alınması müdahale olabileceği ihtimalini ortaya koyuyor. Cezaevlerinde katliam süreçlerine girmemelidir" diye konuştu.

Neredeyse 'devlet tanrıdır' diyecek

Başbakan Erdoğan'ın muhafazakar devlet adamına dönüştüğünü belirten Yazar İhsan Eliaçık, "İktidara gelirken kırıntı kabilinde bazı düşünceler vardı, onlar tamamen gitmiş vaziyette. Başbakan 'devlet her şeydir', adeta 'devlet tanrıdır' diyecek kadar muhafazakar devlet adamına dönüşmüş vaziyette. Bu saatten sonra Kürt sorununun çözümü konusunda ondan bir şey beklemek de doğru değil. Çünkü görmüyor, meselenin nerede olduğunu anlamıyor ve devletin davranışlarına tamamen teslim olmuş durumda. Mevcut hükümet devletin davranışlarını değiştirmiyor, kendi davranışlarını devlet yapıyorlar" dedi.
"1999'daki açlık grevlerindeki tutuma doğru gidiyoruz" diyen Eliaçık şunları kaydetti: "O zaman da adalet bakanı 'devlete meydan okunmaz, devlet ezer, devlet yok eder' diye nutuklar atıyordu. Şimdi bunun aynısını bu Hükümet yapıyor. Hiç bir değişikliğin olmadığını görüyoruz. 'Hayata dönüş operasyonları' planladılar. Yine aynısı tekrar edilecek. Halbuki yapmaları gereken tek şey, açlık grevine giden insanlara ne istediklerini sormaktır. Devlet içinde merhametli bir yürek yok mu? Bu insanlar Abdullah Öcalan'ın bulunduğu yerden tecridin kaldırılmasını istiyorlar. Bu en insani haktır. Zaten tutuklamışsın, dört duvarın arasına koymuşsun, bir de tecride sokmanın cezaevi içerisinde zulüm üzerine zulüm yapmanın bir alemi yok ki. İnsanın diline karşı bu kadar kin ve öfke içinde olunmaz ki. Sorunun çözümü için Kürt'e onurunun iade edilmesi lazım."

'Tüylerim diken diken oldu'

Prof. Gençay Gürsoy ise, Erdoğan'ın konuşmalarını dinlerken tüylerinin diken diken olduğunu vurgulayarak, şunları ekledi: "Yine hamaset dolu ifadelerle tehdit etti, dışladı ve aşağıladı. Yangına körükle giden tam bir pervasızlık siyasetini sürdürdü. Grevcilerin gizli gizli yemek yediklerini ima ederek, onları en hassas noktalarında yaralamaya çalıştı. Açlık grevi yöntemine karşı olabilirsiniz; ama insan haysiyetini hiçe sayan üslup takınmazsınız. Bir insanlık trajedisiyle karşı karşıya kalma riskimiz var, ölümler olabilir; ama bütün bunları görmezden gelip, devlete karşı tehdit ve şantaj olarak görmek insanın tüylerini diken diken eden bir yaklaşım tarzı."

HABER MERKEZİ