Herhalde tüm Avrupalılar Türkiye’yi şaşkınlıkla izliyordur. Ağzını açan Türk yetkilisi Avrupa’yı suçluyor. Hatta öyle ileri gidenler var ki, Türkiye’deki demokrasinin ve İnsan Haklarının Avrupa’dakinden ileri olduğunu söylemektedirler. AKP iktidarı her zaman olduğu gibi hem suçlu hem güçlü pozisyonunda. Bunu içerde de dışarıda da bir siyasi tarz haline getirmiş durumda. Türkiye’de böyle yaparak herkesi susturduğu gibi, Avrupa’yı da dünyayı da susturacağını sanıyor. Yedi kocalı Hürmüz haline gelmiş Avrupa’nın karakterini de çözdüğünden, istediğim gibi hakaret ederim, suçlarım kimsenin bir şey yapacağı yok diye düşünüyor.

Türkiye ne kadar Belediye Eşbaşkanı ve siyasetçi varsa tutukluyor, sivilleri sorgusuz sualsiz öldürüyor, şehirleri yakıp yıkıyor, ne kadar demokratik kurum ve dernek varsa kapatıyor, sonra da Avrupa’ya bunları normal gör diyor. Kendisi hiçbir değer ve ölçü tanımıyor, Avrupa’ya da bunları dayatıyor. Avrupa’ya “bırak şunu-bunu sadece çıkarlarımızı düşünelim” diyor. Yani egemenlerin, diktatörlerin ve soykırımcıların karşılıklı çıkarları dışında aramıza başka bir şey koymayalım diyor. Bu kadar yüzsüz ve kirli bir politikayı herkese dayatıyor. Özcesi her siyasi güce, benim uyguladığım Kürt soykırım politikasına karışmayın, sizinle her türlü ortaklığı yaparım diyor.

AKP iktidarının bu kadar bağırıp çağırdığına bakanlar her halde bunlar hiçbir şey yapmamış, bu nedenle Türkiye’ye yönelik eleştiriler ya da tutumlar haksız yapılmış sanır. Aslında bağırıp çağırmayla yaptıklarını unutturup, üstünü örtüp gündemin kendi söyledikleri etrafında şekillenmesini hedefliyor. Kendi yaptıkları değil de kendi söyledikleri konuşulsun! Yani arsızlık ve şirretlik yapıyor. Tüm dünyanın kendisi gibi değersiz, ahlaksız ve vicdansız olmasını sağlamaya çalışıyor.

Türkiye otoriter faşist bir diktatörlüktür. Muhalif binlerce derneğin kapatılması Türkiye’nin tek sesli hale getirilmesinin en somut ifadesidir. AKP-MHP ittifakı ile etrafındaki şovenist, milliyetçi çevrelere yaşam hakkı var. Bunun dışında herkesin yeri ya cezaevidir ya da evine kapanması ve her türlü zulmü seyretmesidir. CHP tutumu ve söylemleriyle hala bu AKP-MHP faşist iktidarını meşrulaştırma görevi gördüğü halde onların bazı eleştirileri de derhal vatan hainliği ve teröristlere destek vermekle suçlanıyor ve susturuluyor. Şu andaki Türkiye tablosu budur. Bu eleştirilince, bu uygulamaların bırakılması istenince benim iç işlerime neden karşılıyor, deniyor. Soğuk savaş döneminin diktatörleri nasıl konuşuyorlardıysa şu anda Türkiye yöneticileri ve siyasetçiler de öyle konuşuyorlar. 

Türkiye’de her gün onlarca ve yüzlerce insan bir partinin ya da derneğin üyesi olması nedeniyle tutuklanıyor. Dünyanın neresinde böyle bir şey var ki, sen bunu normal karşıla diyorsun. Halbuki sadece bunun için bile olsa kıyamet koparılması gerekiyor. Ancak Avrupa böyle bir şey başka yerde olduğunda kıyamet koparırken sıra Türkiye ve Kürtlere geldiğinde sessiz kalıyor. Aslında Avrupa’nın aldığı karar hafiftir, daha sert tutum takınması gerekirken sessiz kalıyor. Bu politika da tutuklamaların, her türlü baskı ve zulmün sürmesine icazet veriyor.

Avrupa yeri geldiğinde kadın haklarını ve özgürlüğünü savunduğunu söyler. Bu konuda da tutarsız ve çifte standartlı yaklaştığı açıktır. Bugün dünyada kadının özgürleşmesi ve demokratik yaşama katılması için en büyük mücadelenin verildiği yer Kürdistan’dır. Ama Türkiye tüm kadın derneklerini kapatıyor, kadın hakları için mücadele veren aktivistleri zindanlara atıyor; kadın mücadelesi yürütenleri susturuyor, eziyor ama Avrupa’dan ciddi bir ses yok. Avrupa parlamentosu yetersiz de olsa tutumunu ortaya koyan bir karar aldı. Ancak bu karar birçok Avrupalı yetkili tarafından tırtıklanıyor ve gevşetiliyor; çıkarlarımız zedelenmesin denilerek daha baştan boşa çıkarılıp etkisizleştiriliyor. 

Türkiye’nin bu politikalarına daha fazla ses çıkarılmazsa sadece Avrupa değil tüm dünya bir değerler yozlaşması yaşayacak. Zaten kapitalizmin tüketim toplumu aşamasında hiçbir değer, ahlak ve vicdan kalmıyor. Tek değer tüketmek ve bu temelde kar elde etmek oluyor. Herkes daha fazla kar ve çıkar elde etmek için hiçbir değer tanımıyor. Türkiye dayatmalarıyla bu durumu tam dibe vurur duruma getiriyor. Eğer Türkiye’nin yaptığını dünyada başka bir ülke yapsaydı başına neler getirmezdi ki! Yugoslavya’ya yapılanların yüz katı Türkiye’ye yapılırdı.

Ortadoğu’daki çeteleşmeyi ve fanatizmi en çok körükleyen; IŞİD, El Nusra ve El Kaide gibi insanlık dışı hareketlere zemin sunan, gübrelik olan kesinlikle Türkiye ve özellikle AKP iktidarıdır. Her gün yaptığı suçlamalar ve değerlendirmelerle Müslüman gençlere ve topluma Avrupa’yı hedef gösteriyor. Aslında din ve mezhep karşıtlığını bizzat AKP iktidarı ve onun faşist şefi Tayyip Erdoğan yapıyor. Tayyip Erdoğan’ın konuşmaları her gün insanlık karşıtı ve kendine İslam maskesi takan on değil yüz örgüt çıkarır. Her gün binlerce IŞİD canisi yetiştirir. Şu anda AKP iktidarı söylemleriyle, medyayı ve iletişim araçlarını kullanma biçimiyle Ortadoğu’da her türlü faşist çetenin hamisi durumuna gelmiştir. Sadece IŞİD ve El Nusra’yla ilişkileri ile AKP iktidarı tam açıklanamaz. Söylemleri ve yaptıklarıyla Ortadoğu’daki insanlık dışı çetelerin yaratıcısı ve büyütücüsü haline gelmiştir. Bu gerçeklik görülüp ortaya konulmadan hiç kimse AKP’ye doğru tutum alamaz. Alınan tüm tutumlar palyatif ve hafif kalır. AKP ve faşist şefinin bir kulağından girer diğerinden çıkar. 

AKP iktidarı her türlü insanlık dışı saldırıyı, özgürlük ve demokrasi karşıtlığını normalleştiriyor, herkesi de buna ortak etmeye çalışır.