Türkiye’nin savaş kışkırtıcılığı

Dizi Haberleri —

7 Ekim 2020 Çarşamba - 09:59

  • 27 Eylül günü sabahın erken saatlerinde Azerbaycan ordusu, ağır silahlar ve bombalarla Ermenistan tarafından kontrol edilen Karabağ’a saldırmaya başladı. Ermenistan, bu gelişmenin ardından savaş durumu ve seferberlik ilan etti.

Hovhannes Gevorkian*
Çeviren: Osman Oğuz

27 Eylül günü sabahın erken saatlerinde Azerbaycan ordusu, ağır silahlar ve bombalarla Ermenistan tarafından kontrol edilen Karabağ’a saldırmaya başladı. Ermenistan, bu gelişmenin ardından savaş durumu ve seferberlik ilan etti. 1988-1994 yılları arasındaki 30 bin ilâ 50 bin insanın yaşamını yitirdiği ve Ermenistan’ın yalnızca Karabağ’da değil ayrıca çevresindeki bölgelerde de kontrolü ele geçirdiği savaşın hatıraları da halen taze.
Ermenistan ve Azerbaycan 1920’li yılların başında yeni kurulan Sovyetler Birliğinin parçası haline geldiler ve Josef Stalin, halkın o dönemde yüzde 90’ı Ermenilerden oluşmasına rağmen bölgeyi Azerbaycan Federal Cumhuriyetine devretti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin 80’li yılların sonunda yıkılması ardından Karabağ’da da bağımsızlık hareketleri gündeme geldi. 1991’de yapılan bir halk oylamasında halkın çoğunluğu, Azerbaycan’dan bağımsız olmak isteğini dile getirdi. Savaş, Ermenilerin Artsah olarak adlandırdığı bölgede, Bakü’nün halkın bu kararını görmezden gelmesi ardından 12 Mayıs 1994’de kırılgan bir barış antlaşması imzalanana değin yoğunlaşmaya devam etti.

Moskova-Ankara vekâlet savaşı
Bölgede o günden bu yana küçük çatışmalar yaşanıyor, ayrıca Azerbaycan Nisan 2016’da daha büyük bir müdahaleyle bölgeyi yeniden fethetmeyi denedi. Bu saldırı Ermenistan tarafından yenilgiye uğratıldı ama dört gün içinde 200 kişi yaşamını yitirmişti. Ermenistan ile Azerbaycan arasında bugüne kadar hiçbir diplomatik ilişki kurulmadı, sınırlar karşılıklı kapatıldı.
Türkiye bu denklemde kendisini Azerbaycan’ın koruyucu gücü olarak pazarlıyor ve Ermenistan sınırını o da kapalı tutuyor. Ermenistan ise Rusya’yı en yakın müttefiklerinden biri olarak görüyor; hatta Moskova’nın Ermenistan’da bir askeri noktası ve Ermenistan ekonomisi üzerinde, yarı devlet işletmesi Gazprom başta olmak üzere özellikle enerji sektöründe, büyük etkisi bulunuyor. Son çatışmalar bir açıdan da Moskova ile Ankara arasında bir vekâlet savaşı. Rus Dışişleri Bakanı Sergej Lavrov iki tarafla da yoğun görüşmeler yapar ve ateşkese uyulmasını talep ederken Türk hükümeti, tüm gücüyle Azerbaycan’ın tarafında olduğunu sürekli ilan ediyor.
Savaşın yeniden alevlenmesinin nedenlerinden biri, Erdoğan rejiminin iç politikadaki zayıflaması. Yerel ekonominin zayıflamasıyla güçsüzleşen Türk hükümeti, dışarıya doğru giderek daha saldırgan hale geliyor ve haftalardır çatışmayı tahrik ediyor. Haziran ayında Ermenistan’ın kuzeyindeki Tavuş bölgesinde askeri çatışmalar yaşandığında Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar, savaş yanlısı bir tonla haykırıyordu: “Ermenistan bu açtığı kumpasın altında kalacak, bu kumpasta boğulacak ve yaptıkları için hesabını mutlaka ödeyeceklerdir.”

Türk müdahaleciliği yeni değil
Türkiye’nin komşu ülkedeki bu müdahaleleri yeni de değil. Turgut Özal hükümeti (1989-1993) döneminde de Türkiye, kamuya açık biçimde Azerbaycan’ın tarafında olup müdahale edeceği ve Ermenistan’ı bombalayacağı spekülasyonu yapıyordu. 1993’teki savaşın ortasında Özal, “Eğer Ermenistan 1915’te dersini almamışsa...” diyerek açık biçimde tehdit ediyor, yanlış anlamaya mahal olmayacak biçimde Jön Türk hükümetinin gerçekleştirdiği ve tahminlere göre çoğunluğu Ermeni ama ayrıca Asurilerin ve başka Hristiyanların da aralarında olduğu 1,5 milyon insanın yaşamını yitirdiği soykırıma işaret ediyordu. Bugün Özal’ın yerini, Haziran 2020’de açıkça kitlesel katliamlarla tehdit eden Recep Tayyip Erdoğan alıyor: “Dedelerimizin yüzyıllardır Kafkasya’da da sürdürdüğü misyonu devam ettireceğiz.”

Türk taktiği: İslamcı çeteler
Erdoğan’ın “misyonu sürdürmekten” ne anladığı, 25 Eylül’de bine yakın cihatçıyı Ermenistan’a karşı savaşmak üzere Bakü’ye göndermesinden anlaşılabilir. Türkiye’nin İslamcı savaşçıları kullanması ise ne yeni ne de şaşırtıcı: YPG’li Kürt savaşçı Azad Cudi de yazdığı kitapta Kobanê’de ölen DAİŞ’lilerin kökenine dair yaptığı araştırmaları aktarıyor. Cudi, savaşçıların birçoğunun Suriye ya da Iraklı olmadığını, Çeçenistan ve Türkmenistan’dan gelen paralı askerler olduğunu tespit ediyor. Aynı deneyimi bundan 20 yıl önce Monte Melkonian da Ermenistan ile Azerbaycan arasında savaş patlak verdiğinde yapacaktı: Ölen savaşçıların pasaportlarını kontrol ederken birçoğunun Türkiye, Çeçenistan ya da Türkmenistan’dan geldiğini tespit etti. Bunlar, bazıları “Bozkurtlar” olmak üzere paralı askerlerdi; Türk hükümeti tarafından Ermenileri öldürmek ve 1915’teki soykırımı devam ettirmek üzere Ermenistan’a gönderilmişlerdi.
Azerbaycan’ın Tavuş’a yönelik Haziran ayındaki saldırısı, hazırlıksız ve koordinasyon yoksunuydu ama o günden bu yana Azerbaycan ile Türkiye, Nahçıvan’da ortak askeri tatbikatlar yapıyor. Türkiye, bu özerk bölgede bir askeri üs kurdu. Şimdiki saldırının daha iyi planlandığına ve daha büyük bir alana yayıldığına şüphe yok. Haftalardır Azerbaycan, özellikle Türkiye ama ayrıca İsrail tarafından silahlandırıldı; bugünkü saldırıların gündeme gelmesi an meselesiydi. Türkiye, Azerbaycan’la pantürkist bir ittifak kurmaya çalışıyor ve Erdoğan’ın bu kartı oynaması tesadüf değil. Azerbaycan’ın müslüman toplumunun yüzde 85’i Şii, bu aslında Sünni İslamcı Erdoğan’ın resmine uymuyor; fakat kemalist milliyetçi CHP’nin resmine uyuyor. CHP’li Muharrem İnce, “Kalbim, ruhum, dualarım Azerbaycan ile birlikte, Ermenistan’ın bölgenin istikrarını tehdit eden saldırganlığını şiddetle kınıyorum” diyor. Bunlar, Erdoğan’ın kullandıklarıyla neredeyse aynı cümleler ve Türkiye’de merkez muhalefetin kararlı biçimde Erdoğan’ın savaş politikalarının ardında durduğunu gösteriyor - bu, Rojava söz konusu olduğunda da başka biçimde değildi.

Diktatörün son kartı
Ermenistan’ın seferberlik ve savaş hukuku uyarınca gösterdiği reaksiyon, uzun sürecek bir savaşın hiç değilse ihtimal dahilinde olduğunu gösteriyor. Yükselen milliyetçi atmosfer, bir yandan da elbette iç politik hedeflere hizmet ediyor. Arstah için savaş, Ermeni ulusal kimliğinin ve yeni cumhuriyetin inşa mitinin bir parçası. 
Diğer yandan Azerbaycan’da savaştan dolayı yerinden edilmiş 700 bin insan yaşıyor ve devlet başkanı İlham Aliyev’den yıllardır yalnızca Karabağ’ın “özgürleşmesinin” an meselesi olduğunu duyup duruyorlar. Bu nedenle Aliyev’in açıklamaları da ne şaşırtıcı ne de yeni. Aslında seküler kimliğiyle bilinen Azerbaycan diktatörünün savaşı sürdürmek ve dikkati iç politikadaki sorunlardan uzaklaştırmak için İslamcı paralı askerleri kullanması, çaresizliğinin ürünü: Makamını 2003 yılında babası Haydar Aliyev’den devralan İlham Aliyev, ülkede hiç de sevilen bir figür değil ve her türlü muhalefeti sindirmek için elinden geleni yapıyor. Büyük oranda petrol ihracatına bağımlı olan ülke, derin bir ekonomik kriz yaşıyor ve bu durumda saldırılar, köşeye sıkışmış diktatör için son kartı oynamak anlamına geliyor. Erdoğan sayesinde yetenekli ve istekli bir destekçisi de bulunuyor.

* Yazı, ilk olarak Lower Class Magazine’de Almanca olarak yayımlandı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.