128 yılın öyküsü

Forum Haberleri —

Kürt basını

Kürt basını

  • “Kürdistan Gazetesi” denildiğinde bir gazeteyi aşan, bir halkın tarih sahnesine çıkış yılları, yasak, sürgün, zindan, ölüm ve yaşamın zorluklarına karşı duran bir hafıza geleneği anlatılır.
  • Kürt basınının 128 yıllık serüveni, iki nehrin kıyısından dağların ardına, İstanbul’dan Kahire’ye, Amed’den Şam’a uzanan geniş bir hafızayı bugüne taşıyor.
  • Bu uzun yolculuk, Kürtlerin sesini, rengini, direncini ve gazetecilik geleneğini kadrajına alanların öyküsünü anlatıyor. Bir fotoğrafın içinden geçen uzun bir arşiv şeridi gibi.

ENES YILDIZ

Tarihin yüzyıllara yayılan uzun yürüyüşünde, Kürdistan’ın sevinçlerini, acılarını, umutlarını ve hayallerini kayda alanlar… Kürtlerin sesini, hafızasını ve zamanın akışına direnen izlerini geleceğe taşıyan gazetecilerin 128 yıllık yolculuğu bugün hâlâ aynı kadrajdan akıyor. Yaşamın içinden süzülen sevinci, varlığı, savaşı, direnişi, acıyı ve umudu belgeleyen; Kürdistan’ın bütün hikâyelerini ve insanın doğasında ne varsa hepsini kayda geçirenlere yazıyoruz. Bir Nisan sabahında hakikati yazıp gerçeği kayda geçirerek sonsuzluğa yürüyenlere… Güneşe, toprağa, suya ve ateşe amin deyip kalemini, kamerasını, çantasını sırtlayarak bir asrı belgeleyenlere…

Kürt basınının 128 yıllık serüveni; iki nehrin kıyısından dağların ardına, zindanlardan sürgün yollarına, İstanbul’dan Kahire’ye, Amed’den Ermenistan’a, Silêmanî’den Qamişlo’ya, Şam’dan Horasan’a uzanan geniş bir hafızayı bugüne taşıyor. Bu uzun yolculuk, Kürtlerin sesini, rengini, direncini ve gazetecilik geleneğini kadrajına alanların öyküsünü anlatıyor. Bir fotoğrafın içinden geçen uzun bir arşiv şeridi gibi. 128 yıllık Kürt basın tarihi hâlâ yazmaya ve kaydetmeye devam ediyor.

İki nehrin kıyısında hayat; savaşın, mücadelenin, sürgünün ve zindanın gölgesinde, bir asrın bütün zorluklarına rağmen akmayı sürdürüyor. Kalesini ayakta tutan, coğrafyasını ve tarihini bugüne taşıyan, halkı ve ulusu için sesini yükselten; tarihe bir not düşenlere selam olsun. Yüksek dağların ardında yürüyenlerin, bir çeşme başında soluklananların, zamanın ağırlaştığı zirvelerde aynı havayı paylaşanların hikâyelerini kayda alanlara; masa başında haber yazanlara, savaş muhabirlerine, programcılara, sanat fotoğrafçılarına ve bu uğurda tarihi belgeleyen tüm meslektaşlara…

Emek zincirinin hikayesi

Arkadaşlarının fotoğraflarını çekip geleceğe not düşenler… Bu coğrafyanın belleğini taşıyanların izleri, bugün hâlâ gazeteciliğin en güçlü damarlarından biri. Trenlerin dumanından vapurların sisine, gemi güvertelerinden sınırların ötesine uzanan uzun bir yolculuk; bir sesin, bir gazetenin, bir fotoğraf karesinin içinden geçen bu 128 yıllık öykü, Kürtleri ve Kürdistan’ın basın geleneğini bugüne taşıyan emek zincirinin hikâyesi olarak karşımıza çıkıyor. Dünyanın dört bir yanında yükseltilen, bedeli ödenen ve nesiller boyunca aktarılan bu çaba; Kürt gazetecilerin 22 Nisan gününü bir kez daha anlamlı kılıyor.

Bu coğrafyanın hikâyesi, iki nehrin kıyısında bir ozanın sesiyle, bir dengbêjin nefesiyle başlıyor. Bir kadının kimliği, rengi, gölgesi; eski bir çerçinin çarşısı, çarşamba pazarının telaşı… Göçebe çadırlarında çamurdan, tunçtan, demirden, denizden ve kendi devrinden taşınan izler; alfabesi, ayazı ve awazıyla birlikte deklanşöre basıldıkça tarihe işleniyor.

Hafızanın kadrajına alınıyor

Kürdistan, bu uzun soluklu hikâyenin merkezinde duruyor. Kavak ağacının gölgesinden palamut ağacının sertliğine; mezar başında duran bir annenin direncinden kararlılıkla yoluna devam eden insanların iradesine uzanan sahneler hafızanın kadrajında yerini alıyor. Zaman kimi gün işlek bir caddenin kalabalığında, kimi gün kanatları kırık bir martının sessizliğinde beliriyor. Sürgüne giden bir aydının vapurda bıraktığı gölgede, ağır bir yolculuğa çıkan bir insanın yüreğinde yankılanıyor. Bu hafıza; sabahın erken saatlerinden akşamın karanlığına, şehirden sokağa, sokaktan Kürt'ün yüreğine uzanan bir yolculuk olarak sürüyor.

Bir zamanlar kerpiç duvarlı, toprak kokulu evlerin ninnisi, neşesi, halayı, hatırıydık. Göçebe, sürgün, direnişçi; dilini, kimliğini, varoluşunu, bir halkın güzel zamanlarını ve yarım asrı aşan serüvenini kayda geçirdik. İki nehrin ozanı, iki şehrin şairi; halkına hak arayan aydını, melodisini bir ıslıkta saklayan çalgıcısı, resmini geleceğe taşıyan her bir fotoğrafçısı… Hepsi bu kadrajın içindeydi. Bunlar, Kürdistan’ın haberini, ayetini, kasidesini, türküsünü, hayalini, umudunu, yaşam serüvenini yazan bir kuşağın izleriydi.

Eksik kalan, yarım kalan, yersiz kalan ne varsa; belirsizliğiyle değil, eşsizliğiyle bu hafızanın parçası oldu. Amed’in meydanlarında, yüksek dağların ardında, Rojava’nın düz ovalarında her biriniz varsınız. Kameranız, kaleminiz, fotoğrafınız, filminiz… Tarihe not ettiğiniz her şey burada duruyor. Göğe, gazeteye, güne, tarihe; saklı umuda, yüreğinizin derin köşesine; nehirlere, ovalara, taşa, toprağa, şehre, uygarlığa, güneşe, ateşe, iyiliğe emanet edilen her şey bu hikâyenin içinde yer alıyor.

Tozlu çöllerden Şam’ın sokaklarına; Amed zindanlarından Kürdistan dağlarına; Silêmanî’nin ışıklı kentine, Erivan Radyosu’nun frekanslarına uzanan bir ses hattı… Sesimizin ulaştığı her yer bu öykünün durağına dönüşüyor.

“Kürdistan Gazetesi” denildiğinde bir gazeteyi aşan, bir halkın tarih sahnesine çıkış yılları, baskı, yasak, sürgün, zindan, ölüm ve yaşamın tüm zorluklarına karşı ayakta kalan bir hafıza geleneği anlatılır. 1898’den bugüne uzanan bu yolculuk, imkânsızlık içinden yükselen bir sesin dirilişi olarak kayda geçiyor. Bu, insanın dirilişi; hakikatin ve yaşamın rengidir.

Bu öyküyü siz taşıdınız

Ve şimdi… Bir düş yolcusu gibi yola çıkanlara, kalemini işletenlere; doğudan batıya, kuzeyden güneye, dünyanın her yerinde kendi tarih bilincini sürdürüp ebedileşmeye doğru yürüyen tüm Kürtlere… Bir ırmağın, bir iklimin, bir mevsimin izini sürenlere; bulutları, karın yağışını, kadın gölgesini; yürüyeni, şiirini söyleyeni, şarkısını taşıyanı; çayını tazeleyip baharı müjdeleyen çocukları aynı kadraja alan tüm meslektaşlara… Bu 128 yıllık öykü, sizin kadrajınızdan bugüne taşındı.

Miqdat Mithat Bedirxan’dan Apê Musa’ya; Mazlum Doğan’dan Mahmut Önderlere; Gurbetelli Ersöz’den Halil Dağ’a, Armanc Kerboran’a, Sarya Onur’a, Aso’ya, Tanya’ya, Gülistanlara, Mazlum Bagoklara, Kemallere, Eylül’e, Agir Banê’ye, Denizlere, Cihanlara, Nazım’a… Ve adı yazılmayan, binlerce Kürt gazetecinin anısına, hatırına, hakikatine… Bugünlere kadar hakikatin izini yazıp tüm zamanları kaydedenlere…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.