20 metrekarede 3 mevsim
Dosya Haberleri —

ZELALAYSESURUCU
- Urfa, Amed, Mardin, Batman ve Şırnak gibi illerden kesin rakamlar bilinmemekle birlikte yüzbinlerce mevsimlik tarım işçisi çuvallara sıkıştırdıkları döşek, minder ve erzaklarıyla ilkbahar, yaz ve sonbahar olarak üç mevsim Türkiye'nin farklı illerindeki tarlalara doğru yol alıyor.
AYŞE SÜRÜCÜ*
Bu yaşananlar Mezopotamya halklarının kaderi değil, emeği ve insanca yaşamı hiçe sayan sömürge uygarlığının ve iktidarlarının gerçeğidir…
Mevsimlik tarım işçilerinin barınma-beslenme, temiz suya erişim, elektrik sorunu ve kötü çalışma koşullarının yanında bu yıl pandemi koşulları da sorunlarına eklendi. Mevsimlik tarım işçilerinin aslında amelelik ile geçen çalışma koşulları ortadayken çokta "işçi" diyemeyeceğimiz bir durum açığa çıkıyor. Bir tarım işçisi, bir fabrika işçisi ile kıyaslandığında emeğinin karşılığında herhangi sağlık güvencesi, iş ve çalışma haklarına sahip değil; kısacası özlük hakkı bulunmayan tarım işçileri aslında işçi değil amele olarak görülür. Bir tarlada karın tokluğuna, emeğinden doğan tüm haklarından muaf bir şekilde amelelik yapmak zorunda kalırlar.
Urfa, Amed, Mardin, Batman ve Şırnak gibi sosyo-ekonomik yetersizliği olan illerden kesin rakamlar bilinmemekle birlikte yüzbinlerce mevsimlik tarım işçisi çuvallara sıkıştırdıkları döşek, minder ve erzaklarıyla ilkbahar, yaz ve sonbahar olarak üç mevsim Türkiye'nin farklı illerindeki tarlalara doğru yol alıyor.
3 mevsim 20 metrekareye sığıyor
TÜİK verilerinde Türkiye'de 2019 yılında 5-17 yaş aralığında 720 bin çocuk işçi tespitlidir. Büyük çoğunluğunun mevsimlik tarım işçiliğinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda, mevcut tabloda yoksulluğun gereği ve gerçeği olarak önlenemeyen bir çocuk sömürüsü açığa çıkıyor. Bu önlenmediği gibi saklanmıyor da. Tarlada aileleri ile birlikte çalışan çocukların yüzde 50'si okulu tamamen terk etmişken diğer çocuklar ise düzensiz bir okul hayatı sürdürüyor.
50-70 TL yevmiye karşılığında çalışan mevsimlik tarım işçileri günde ortalama 12 saat çalışıyor. Sabah 04.30 sularında daha şafak sökmeden uyanıp saat 06.00’da ise işe başlanılır. Güneşin ilk kıvılcımı doğarken ellerinde çapa ve heybeleriyle tarlada çoktan iş başındadır.
Gün batımında çadırlarına döndüklerinde çok dinlenebilecekleri bir alan olmadığı gibi çoğu kez gidilen bölgelerde işçinin çadırında elektrik yok, en az 7-8 kişilik bir aile 3 mevsimini 20 metrekarelik çadıra sığdırıyor.
Kadınlar için tablo daha ağır
Tüm bu ağır koşuların arasında gün boyu tarlada çalışan kadınlar akşam çadırlarına gelince hamur yoğurup ekmek pişiriyor, çamaşır, bulaşık yıkıyor, çocukların topladığı çalı çırpı ile yakılan ateşte yemek ve çay yapıyor. Böylece kadının bitmeyen iş yükü toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin teamülleri gereği gün boyu sürüyor. Yani çoğunluğu kadın ve çocuk olan tarım amelelerinin üç mevsimi politik, sosyal hatta sıradan gündelik hayattan da uzakta sağlıksız ve ağır koşullar altında çalışarak geçiyor.
Güvenlikçi politika, ırkçılık, ayrımcılık…
Ve yine mevsimlik tarım işçileri, Kürt oldukları için çoğu zaman gittikleri şehirlerde ırkçı muamelelere maruz kalıyor.
Bir süre önce Derik'ten Yozgat'ın Çekerek İlçesi'ne gelip orman işçiliği yapan mevsimlik Kürt işçiler kendilerinden ''ayakbastı parası'' almak isteyen muhtarların organize ettiği saldırganların ırkçı saldırısına uğradı. Aileler, kaymakamlık tarafından 'can güvenliğinizi sağlayamayız' denilerek, gece saatlerinde Yozgat’tan çıkarılarak Mardin-Derik'e gönderildi.
Bu işçileri kendi kentleri olan Mardin'de güvenlikçi politikalarla devleti ''insandan'' koruyanlar, mevsimlik orman işçilerini birkaç muhtar ve bir grup ırkçıdan koruyamıyor. Kürtler için devletin güvenlik hizmetine giden yol hem meşakkatli hem çok ideolojik…
Acılara protokol uygulayan devlet
Bir süre önce Konya'da mevsimlik tarım işçilerini taşıyan minibüsün bir TIR’la çarpışması sonucu 3'ü çocuk 7 mevsimlik işçi, yola savrularak can verdi. Urfa Harran'da 7 cenaze gömülürken; şehrin yetkilileri, belediye başkanları, kendileri ile acılı insanların arasına kırmızı kurdele çektirip protokol uyguladı. İnsanların acılarına dahi protokol uygulayan devlet yetkilileri, cenaze töreninde Harranlılar ile tabutların arasına çekilen kırmızı kurdelenin hemen önündeydi. Devlet en zengin ovaların göçebe edilmiş yoksul halkıyla arasına hem sosyal, hem fiziksel hem de sınıfsal açıdan kocaman bir mesafe koydu.
Sonrasında ise hiçbir sosyal güvencesi ve insani çalışma koşulu yaratılmayan işçiler Fatihalarını tekrarlayıp mezarlıktan köylerine geri döndü.
Mevsimlik tarım işçileri protokolün, öteki olmanın her türlüsüne alışkın bırakılmıştı. Musalla taşında dahi statü arayan şehrin yetkilileri, alt-emperyal statüleri gereği Urfalı mevsimlik amelelerinin hak arayışlarının tam karşısında yer almışlardı.
Ekmeğimizin peşinden gittik, yollarda öldük
Enerji terörünün sürdüğü Mezopotamya’nın bereketli tarım kentlerinde acının yolları özünde sosyo-ekonomik sebeplere çıkıyor, yoksulluk ölüme sürüklüyor. Kazada ailesinden 7 kişiyi kaybeden Harranlı yaşlı amca, ''Kendi toprağımızda devlet bize gereken desteği vermedi. Verilene de DEDAŞ el koydu, biz de ekmeğimizin peşinden gittik ve yollarda öldük, aynı günde 7 cenaze gömdüm; eşimi, 2 oğlumu ve 3 torunumu toprağa verdim. Bu acı nasıl anlatılır, nasıl tarif edilir, bilmiyorum" dedi.
Tüm bunların en trajik yanı ise Mezopotamya’nın bereketli topraklarının sahibi olmasına rağmen kendi toprağını ekip biçemeyen insanların başka kentlerde yevmiye karşılığı mevsimlik amele olup, ucuz iş gücüne dönüşmesi; canını da yollarda, bazen bir minibüste bazen de bir kamyonun kasasında kaybediyor olması.
Bükülmeyen bileği çapadan nasır tuttu
Urfa, Türkiye'nin üçüncü büyük tarım kenti. Pamuk, buğday, nohut, mercimek, mısır ve en güzel sebzelerin yetiştiği Harran, Suruç, Ceylanpınar ve Viranşehir'in ovalarına rağmen Urfa'da her yıl yüz bini aşkın insan mevsimlik işçi olarak farklı kentlere gidiyor.
Zelal, Viranşehirli 15 yaşında binlerce mevsimlik tarım işçisi çocuktan biri. 2019 yılında Romanya'da düzenlenen Dünya Bilek Şampiyonası’nda Türkiye'yi, temsil etmiş hem sağ hem sol kolda Dünya İkincisi olmuştu. Öncesinde de Türkiye’de düzenlenen yarışmalarda birincilik almış, Urfa'yı ve Viranşehir'i gururlandırmıştı. Zelal'in bükülmeyen elleri aylardır Ankara'da çapa yaparak ve domates biber fasulye hasadında nasır bağlıyor.
Zelal 7 kişilik ailesiyle birlikte 25 metrekarelik bir çadırda yaşıyor, çünkü o da şimdi mevsimlik tarım işçiliği yapıyor. Şehrin mülki amirinden, belediye başkanına, valisine kadar devlet yetkilileri kalabalık heyetlerle Zelal’i Romanya'dan döndüğünde övgülerle karşılayıp evine kadar ziyaretler gerçekleştirmişlerdi. Peki şimdi Zelal nerede, Zelal'e ve onun gibi yüzbinlerce çocuğa nasıl bir gelecek vaat ediyoruz!
Yoksuluk göçe zorluyor
Kürt kentlerinde açılmayan istihdam alanları, devlet tarafından teşvik edilmeyen tarım, seracılık ve kooperatifçilik insanları dünyanın en verimli ve kadim topraklarında yoksulluğa ve sonunda da ekonomik göçe zorluyor.
Bu yaşananlar Mezopotamya halklarının kaderi değil, emeği ve insanca yaşamı hiçe sayan sömürge uygarlığının ve iktidarlarının gerçeğidir…
* HDP Urfa Milletvekili







