5. YILINDA ANTEP KATLİAMI
Dosya Haberleri —

ANTEPKATLIAMI
- Dîlok'ta 40'ı çocuk 56 kişinin katledildiği Kürt düğününe yönelik katliam, Ankara Katliamı iddianamesinde istihbarat bilgisi olarak yer almasına rağmen engellenmedi.
BARIŞ BALSEÇER
Antep’in Şahinbey ilçesinde 20 Ağustos 2016 yılında DAİŞ tarafından Besime ve Nurettin Akdoğan çiftinin kına gecesine yönelik MİT-DAİŞ bombalı saldırısında 40'ı çocuk 56 kişi yaşamını yitirdi, 94 kişi ise yaralandı. Güvenlik gerekçesiyle Kayseri’de görülen davada 9 kişi yargılandı. İkisi tahliye ve beraat ettirilirken 7 kişi ise çeşitli cezalara çarptırıldı. Temmuz 2020 tarihinde ise İstinaf Mahkemesi, yargılanan 7 kişinin cezalarını çok bulup indirime gitti. Yargıtay’a temyiz başvurusu yapıldı.
DAİŞ neden üstlenmedi?
Dosyanın avukatlarından Mehmet Alagöz, dava sürecinin oldu bittiye getirilmeye çalışıldığını belirterek, diğer DAİŞ saldırılarında olduğu gibi sorumluların yargılanıp cezalandırılmadığını vurguladı. DAİŞ’in Antep’te toplantılar gerçekleştiğini, eleman temin ettiğini ve tedavi olduklarına dair birçok bilginin bilindiğini; Ankara Gar Katliamı dosyasında, emniyetin elinde Beybahçe saldırısına ilişkin istihbarat raporu olduğunu, tüm bunlara rağmen emniyetin fiziken tedbir aldığına dair herhangi bir bilginin dava dosyasında yer almadığını belirtti. DAİŞ’in bu katliamı hala resmi olarak sahiplenmediğine de dikkat çeken Alagöz "Ama biliyoruz ki bu katliam doğrudan Kürt halkını hedef alarak yapılan bir katliamdır" dedi.
Dosya kaçırıldı
Katliam sonrası Recep Tayyip Erdoğan’ın katliamı işleyen faile dair "Saldırgan çocuk. Barselona forması giyiyordu" açıklamalarının hiçbiri soruşturma dosyasında bulunmadığı bilgisini paylaşan Avukat Alagöz, gerçek faillerin yakalanıp, yargılanacaklarını düşünmediklerini sözlerine ekledi. Alagöz, dosyanın resmen Antep’ten kaçırıldığını ifade ederek, Kayseri’de görülen ilk duruşmadan tek bir aile dışında, hiçbir kayıp ailesinin haberinin olmadığını söyledi.
Alagöz, "Müvekkilimiz olan ailemiz ilk duruşmaya girebildi. O dönem Cumhuriyet Gazetesi ‘Tek bir aile mahkemeye katıldı’ diye bir haber yaptı. Oysa dediğim gibi bir aile dışında, hiçbir ailenin davanın Kayseri’ye alındığından haberi yoktu. Kayıp aileleri zan altında bırakıldı bir nevi. Yakınlarını, çocuklarını kaybeden bu ailelerin tümü, yoksul, emekçi Kürt aileleri. Davanın Kayseri’ye alınması, ailelerin davayı takip etmemesi için yapılan bir taktikti" diye belirtti.
DAİŞ emirinin eşi aklandı!
Soruşturma aşamasında dosyada kısıtlılık kararı alındığını, dosyayı görmelerinin engellendiğini söyleyen Alagöz şunları söyledi: "Dosyayı görmemiz kesinlikle engellendi. Ailelere ‘ekonomik destek sağlanacağı’ sözü verilerek, ailelerin katliam ile ilgili sorular sormaları engellenmeye çalışıldı. Yargılama boyunca katliamın arka planındaki kişi veya kişilerin açığa çıkarılması talepleri karşılanmadı, kovuşturma genişletilmedi, hızlı bir yargılama yapıldı."
Adil bir yargılama ortamının oluşturulmadığının altını çizen Alagöz şöyle devam etti: "Dava dosyasında yer alan 11 kişiden 2’si, 1 Mayıs 2016 tarihinde Antep düzenlenen 1 Mayıs İşçi Bayramı’ndaki bombalı saldırıdan yargılanan kişiler. Kalan 9 kişiden Hamza Nuri Çalıkuşu ile katliam sanıklarından ve polis operasyonunda kendisini patlatan DAİŞ Gaziantep emiri Kadir Cabael’in eşi Fadile Cabael, sağlık nedeniyle tahliye edildi. Aceleye getirilerek dosya kapatıldı".
Bomba üzerinde parmak izi var
Fadile Cabael’in sağlık sorunları dolayısıyla beraat ettirildiği ve tahliye edildiğini vurgulayan Mehmet Alagöz, bu kişinin hastalığına dair raporun tutanaklara geçtiğini fakat şu ana kadar bu raporu gören tek bir avukatın olmadığının altını çizdi.
Alagöz, "Oysa dava dosyasında bombanın taşındığı poşet üstünde Fadile’nin parmak izlerinin tespit edildiği bilgisi yer alıyor. Saldırganın EBABİL kod ismini kullandığını da söyleyen Fadile. Saldırgan ile on gün aynı evde yaşamışlar. Buna rağmen beraat kararı verildi". Alagöz, beraat kararını hukuki olarak açıklamanın mümkün olmadığını belirtti.
Katliamın arka planı ortaya çıkmadı
Kayseri Ceza Mahkemesi’nin 7 sanık hakkında ağır cezalar verdiğini ama bu kişilerin olayın figüranları olduğunun altını çizen Alagöz, "Arka plandaki beyinler ortaya çıkarılamadı" dedi. Verilen cezaların İstinaf Mahkemesi tarafından indirime giderek onaylandığını söyleyerek eleştiren Alagöz, "Hatta İstinaf Mahkemesi, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği cezalarda indirime gidilerek onayladı. İstinaf da yerel mahkeme gibi dosyayı kapatmak için hızlıca karar verip topu Yargıtay’a attı" diye konuştu.
DAİŞ hala Antep’te
Rojava’da 2014 yılından itibaren özellikle de Kürtlerin bir statü sahibi olmasını kendi açısından tehlike olarak gören Türkiye, Kürtlere karşı o dönem sınırlarını dünyanın dört bir yanından gelen DAİŞ çete mensuplarının geçişlerine açtı. Sonrasında ise Türkiye’de Kürt, demokrat ve sosyalistlere yönelik Amed, Suruç, Ankara ve son olarak Antep katliamları gerçekleşti. Saldırı zincirinin bir devamı olan Antep Katliamı, o dönem koşulları ve kentteki mevcut durumu HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul ile konuştuk.
Erdoğan Antep’ten tehdit etti
HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 10 barajını aşarak meclise girmesi ve AKP’nin tek başına hükümeti kurma çoğunluğunu kaybetmesi sonrası erken seçim kararı alındığını hatırlatan Toğrul, AKP’nin MHP ile anlaşması sonrası kaos ortamı yaratılarak 1 Kasım erken seçimine hazırlık yapıldığını dile getirdi. Recep Tayyip Erdoğan’ın, 8 Mart 2015 tarihinde Antep’teki toplu açılış töreninde söylediği "400 vekil verin bu iş huzur içerisinde çözülsün" cümlesinin katliamlar sürecini anlamakta önemli bir ipucu olduğuna dikkat çeken Toğrul, 400 vekil almanın yolu olarak kaosun seçildiğini ve "ekonomik bunalım, krizler yaşanacak" açıklamaları ile insanların korkutulmaya çalışıldığını vurguladı.
DAİŞ'in arka cephesi
O dönemde Antep’te bulunan Burç Tabiat Parkı ve Ormanlık Alanı’nda çete mensuplarının teorik ve pratik silahlı eğitimler aldığı, çete liderlerinin bir kısmının Ankara ve Antep’te MİT yetkilileriyle görüşmeler yaptığının da basına yansıdığına dikkat çeken Toğrul, Türkiye’nin o dönem temel siyasetinin çeteler aracılığıyla Kürtlerin Rojava’daki statüsünü engelleyebileceği varsayımı üzerine dayandığını belirtti. Toğrul, "Maalesef Türkiye’nin hem iç hem de dış politikasında çetelerle işbirliği yaptığı bilinen bir gerçekti" dedi.
Antep'in DAİŞ’in örgütlenme ve arka cephesi olduğunun belgeleriyle ortaya çıktığını kaydeden Mahmut Toğrul, bunda Antep’in metropol ve bir sınır kenti olması etkili olduğunu belirtti. Toğrul, "Afganistan Savaşı’nda Taliban için Peşaver neyse, DAİŞ için de Antep aynı anlama geliyordu" dedi.
Devlet herşeyi biliyordu göz yumdu
Antep’te DAİŞ eliyle birçok olayın yaşandığını ifade eden Toğrul, Êzîdî kadın ve kız çocuklarının satışa sunulduğu internet sitelerinin Antep’te kurulduğunun ortaya çıktığını belirtti. DAİŞ’in faaliyetleri bilinse dahi devlet yetkilileri tarafından sadece izlemekle yetinildiğinin altını çizen Toğrul şöyle konuştu: "İşin doğrusu Antep’teki DAİŞ çetesinin örgütlenmesine o dönemdeki mülki idari yetkilerinin hemen hemen her ayrıntıyı bildikleri, DAİŞ elemanlarını adım adım izledikleri, teknik ve fiziki takip yaptıkları, DAİŞ ile ilgili Antep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan bir davada ortaya çıktı. Yetkililerin tüm bilgilere sahip oldukları ama engellemek istemediklerine dair ciddi bilgiler bulunuyor. Devlet ve mülki idari yetkililer tarafından bütün bunlar biliniyor olmasına rağmen maalesef bu katliamlar engellenmek istenmedi. İç ve dış politika bu çete aracılığıyla dizayn edilmeye çalışıldı."
Aralarındaki tek fark sakal boyları
Antep’teki DAİŞ tehlikesinin hala canlı olduğuna vurgu yapan Toğrul, Suriye’den gelen mültecilerin sadece yüzde 10’unun kamplarda kaldığını, çoğu kampın şu an boş olduğunu belirtti. Kampların boşaltılması ile birlikte DAİŞ çete mensuplarının da kentin dört bir yanına dağıldığını söyleyen Mahmut Toğrul, "DAİŞ mensupları kentte hala büyük bir risk oluşturuyor" dedi. Toğrul, DAİŞ’in sadece isim değiştirdiğini ve şu an 'Suriye Milli Ordusu' (SMO) adı altında legalize edilmeye çalışıldığını da sözlerine ekleyerek, "Sakallarını kısaltıp kendilerine ‘ılımlı İslamcı" diyorlar ama DAİŞ ile aralarındaki tek fark sakal boylarıdır" diye konuştu.
Çetelerle ortaklık devam ediyor
Çeteler ile Türkiye'nin ortaklığının Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê işgal saldırılarında da ortaya çıktığına dikkat çeken Toğrul, "Bu kişiler işgal sonrasında Girê Spî ve Serêkaniyê’den göç ettirilen Kürt halkının evlerine, topraklarına yerleştirilen DAİŞ çete mensupları ve aileleriydi. Barış Pınarı adı altında gerçekleşen işgal ile yoksul Kürt halkı yerlerinden edildi. Halkın geride bıraktığı herşey bu çeteler tarafından talan edildi. Şimdi de insanlık suçlarına imza atan bu çeteler işgal bölgelerine yerleştiriliyor. Aynı süreci işgal edilen Efrîn’den de biliyoruz. Zeytinliklerin gasp edildiğini, evlerin talan edildiğini, sivil halkın fidye için kaçırıldığını, tecavüz edilen, katledilen onlarca kadını tüm kamuoyu biliyor" dedi.
"Türkiye maalesef şu anda da sürekli iç politikada sorunu 'bekaa meselesi' olarak tarif ediyor" diyen Toğrul, aslında "bekaa sorunu" ile tarif edilenin Kürtlerin dünyanın neresinde olursa olsun bir statü ve hak sahibi olmalarının engellenmesi olduğunun altını çizdi ve ekledi: "Çeteler yine Türkiye’nin emrinde, Türkiye’nin talep ve istekleri doğrultusunda kullanılmaya devam ediliyor."







