8 Mart ruhuyla hapishanelerle dayanışmaya

Forum Haberleri —

5 Mart 2021 Cuma - 23:00

Diktatör Erdoğan liderliğinde AKP-MHP-Ergenekon ittifakı bir karabasan iklimi yaşatsa da, her 8 Mart’a olduğu gibi, bu yıl da kadınlar umudu büyütmeye devam edecektir. Bu anlamda hapishanelerde direnen kadın tutsakların direnişi tarihi bir öneme sahiptir.

ELİF AKGÜL ATEŞ

Yeni bir 8 Mart’ı, hapishanelerde yaşanan ağır sorunların gölgesinde karşılıyoruz. Demokratik çevrelerde dahi henüz gerekli duyarlılığı yaratamasa da, tecride ve keyfi uygulamalara karşı başlatılan açlık grevleri, yüzüncü gününü geride bırakarak kritik eşiğe doğru yol almaktadır.

Diktatör Erdoğan’ın şefliğinde AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, iktidarını, toplumun hücrelerine kadar derinleştirmeye çalışırken, en çok da hapishanelere yönelmektedir. 12 Eylül faşizmi döneminde olduğu gibi, bugün de hapishaneler toplumsal mücadelelerin en önemli alanları haline gelmiştir. Başta Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan olmak üzere, rehin alınan binlerce halk temsilcisi şahsında böyle bir süreç yaşanıyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın faşist saray rejimi hapishanelerde sonuç alabildiği oranda, amacına ulaşacağını düşünüyor. Hukukun esamesinin kalmadığı, idarenin keyfiyetine göre işleyen hapishanelerde, tutsakların bedenleri üzerinde iktidarın farklı biçimlerdeki fiziksel ve psikolojik müdahalesi gittikçe katılaştırılmaktadır.

Tecrit uygulamaları yanında, keyfi disiplin cezaları ile infaz yakmaya kadar varan yoğun hak ihlallerinin gün geçtikçe boyutlandığı, kamuoyuna sıkça yansımaktadır. Yine en onur kırıcı ve aşağılayıcı uygulamalardan olan çıplak arama, doktora gitme, duruşmalara katılma dahil bütün aşamalarda rutin bir uygulama haline getirilmiştir. Açık ki bu uygulamalar, faşizan iktidar bakımından stratejik önemde ele alınmaktadır. İnsan bedenine bu düzeyde bir müdahale, kişilikten sıyırmayı ve otorite karşısında itaati dayatmaktadır. İktidarın beden üzerinde en fütursuz inşa girişimidir.

David Le Breton, “Deri insanın öyküsünün sismografisidir. Dünyayla ilişki bağlamında anlamın geçiş yeridir. Deri sadece bir yüzey olmakla birlikte, benliğin mecazi anlamda derinliğidir, içselliği temsil eder” diyor.

Dolayısıyla mahremiyeti hepten ortadan kaldıran çıplak arama, tutsakların bedenine yönelik bir müdahale olarak, gerçek manada özbenliği yıkmayı hedeflemektedir. Bu iğrenç pratikler, onur kırıcı bir deneyim olarak yaşatılmak istenmektedir. Özellikle tutuklamalar esnasında rutin bir uygulama haline getirilmesinin asıl nedeni, tutuklanan kişi de daha ilk anda psikolojik çöküntü yaratmaktır. Benliğin aşağılanması, özgüveni sarsmaya dönük bir harekettir.

Kuşkusuz bütün bu uygulamalar, kadınlar açısından çok daha ağır boyutlarda yaşanıyor. Hakkari Belediyesi Eşbaşkanı Dilek Hatipoğlu, çıplak arama dayatmasını kabul etmediği için darp edildi. Darp edilmiş halde duruşmaya katıldı. Bu örnekte de görülen, bir halkın temsicisine yapılan bu aşağılık muamele, özü itibariye temsil edilen halk iradesine yapılmıştır.

İktidar uygulamalarında çıplak arama yöntemiyle yaşatılan utandırma hali, politik bir muhtevaya sahiptir ve en katı, en kuralsız baskı yöntemidir. Oysa utanma kendi doğallığı içinde ahlaki bir değerdir. İnsanlar arası ilişkide yerleşik ahlaki normlara aykırı davranışlar sonucu yaşanır. Ahlaki değerleri politikanın önceliği olarak gören erdemli politikacılarla, toplum arasında da utanma duygusu önemli bir yer tutar. Yine ilişkilerde bir diğerine gösterilen insani dikkati, önemi içerir. Ar duygusunu yitirmemiş biri için, bir başkasına karşı yapılmış bir hata, söylenmiş yanlış bir söz utanma gerekçesidir. Böyle bir durumda insan, utandığı an sahip olduğu ahlaki hassasiyeti yansıtır.

Utanma kimi zaman da maruz kalınan bir davranış neticesinde yaşanır. Çıplak aramaya maruz kalarak zamanında konuşamayanların durumu budur. Kadınlar açısından bunun anlaşılmayacak bir yanı yoktur. Bu duygu, tecavüze, tacize ve enseste uğramış kadınların yaşadığı travmadır. Konuşamayıp, derin bir suskunluğa gömülerek kendilerine dönme halidir. Bunu anlayamayacak bir kadın, kadınlığından soyunmuştur.

Bu bağlamda biyolojik olarak bir kadın olan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, kadınlar açısından bir utanç simgesi olarak hafızalara kazındı. Çıplak aramanın en yoğun biçimde gündeme geldiği yakın zamanda yaptığı açıklamalar, her bakımdan utanç vericiydi. Kadınların mağduriyetine, iktidarın eril zihniyet kalıpları içinde meşruiyet kazandırmakla kalmadı, zamanında dile getirilemeyişini “onursuzluk ve yalancılık” olarak niteledi. Sorunu kadınlar aleyhine bu şekilde ele alması, aynı zamanda kendisinin iktidarın dişlileri arasında düşürüldüğü acınası durumun göstergesidir.

Kimi zaman da zihnin kapılarının ardına kadar açıldığı bir anda, ağızdan dökülen sözcükler, ahlaki değerlerden hepten soyunmamış biri için en utanılası utanma gerekçesidir. Ancak ahlaki değerler bakımından tam bir düşüşü yaşayanlar için bunun bir geçerliliği yoktur.

Utanma duygusunu yitirdiği anlaşılan Özlem Zengin örneğinde görülen budur. Bir zamanlar kadın sorununda hassasiyet göstermiş görünse de, irinli düşünceleri gizlendikleri yerden bir şekilde dışarı taşarak, ortalığa saçılmıştır.

Gezi sürecinde kamuoyuna yansıyan, ancak bir kurgu olduğu anlaşılan Kabataş meselesi hatırlardadır. Gerçek olması halinde asla kabul edemeyeceğimiz, başörtülü bir kadının taciz edilerek saldırıya uğradığı söylenmişti. Özlem Zengin o zaman şöyle söylüyordu: “O kadar çok başörtülü kadın tacize uğradı ki, onlardan bir tanesiydi Kabataş'ta yaşananlar. (...) Bunu yapanlar kadınlardı. Zaten tuhaftır başörtüsüne düşman olanlar daha çok kadınlar. Kadınlar kadınlara şiddet uyguluyor, inanılır gibi değil.” Bunun söyleyen birinin kadın düşmanlığı her bakımdan tescillenmiş durumda.

Diktatör Erdoğan liderliğinde AKP-MHP-Ergenekon ittifakı bir karabasan iklimi yaşatsa da, her 8 Mart’a olduğu gibi, bu yıl da kadınlar umudu büyütmeye devam edecektir. Bu anlamda hapishanelerde direnen kadın tutsakların direnişi tarihi bir öneme sahiptir. Dolayısıyla bu 8 Mart’ta hapishanelerdeki kadın tutsaklarla dayanışmak, onların seslerine ses olmak her zamakinden çok önem kazanmıştır.

Dışarıdan güçlü bir dayanışmayla büyüterek, tecrit başta olmak üzere dayatılan her türden faşizan uygulamaları kırmak, en başta gelen görevlerimizdendir.

8 Mart tüm dünya kadınlarına kutlu olsun.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.