Acaba süt mü içiyoruz?

Dosya Haberleri —

13 Ocak 2021 Çarşamba - 23:00

  • “Almanya’da 1980’lerde 35 ineği olan bir çiftçi ailesinin mali durumu iyi kabul ediliyordu. Şimdi bu pek bir anlam ifade etmiyor. Çünkü çok çalışmak ya da sağlıklı besinler değil, rekabet önem kazandı.”

 

EMRULLAH BOZTAŞ

İnsanın süt ile macerası sekiz bin yılı aşkın bir zaman önce başladı. İlk çiftçiler ineklerin yavruları için ürettikleri sütün tadının güzel olduğunu, zor zamanlarda kullanılabileceğini, onları evcilleştirdiğinde keşfetti. İşte o zamandan sonra beyaz yaşam iksiri süt, her dinden kutsal metinlere girdi.

Günümüzde marketten süt almak, dağda çobanların hayvan sürüleri ile yolculuk yapması, süt için aylarca gezmesi kadar doğal. Çobanların el kol hareketleri, inekleri çağırmak için kullandıkları sesler de yüz yıllardır değişmedi.

Ancak son 20-30 yılda halkın, hayvanlar ve sütçüler ile olan ilişkisinde önemli bir değişim yaşandı. Yalnızca Avrupa’da 100 milyar euroluk bir süt pazarı oluştu. 2017’de 168,5 milyon ton süt üretildi.

Süt çok istenen bir metaya dönüştü ve ticarette rekabet gün geçtikçe büyüyor. Bu üretim artışının hayvanlar, çevre, siyaset ve en önemlisi de bizim üzerimizdeki etkilerini sanayiciler, çiftçiler ve bilim insanları yüksek tonda dile getirir oldu.

 

  • ”1987’de Danimarka’da 37 bin çiftçi 5,5 milyon ton litre süt üretiyordu. Günümüzde ise 3 bin 500 çiftçi aynı miktarda sütü üretiyor.” 

 

Tarım endüstriye dönüştü

Tarımsal ürün ve sanayi birbirine taban tabana zıt gibi görünse de birleşik bir sektöre dönüşmüş durumda. Danimarka, Hollanda, Almanya ve Fransa süt endüstrisi ve sanayinin kümelendiği merkezler durumuna geldi.

Süt, sektör ve endüstriye dönüştükçe üreticilere baskı da büyüyor. Çok uluslu şirketler, reklamları daha göz alıcı hale getirip pazarı büyüttükçe, market raflarında süt ve süt ürünlerinin yeri daha fazla çoğalıyor. Çarklar, rafların dolması, daha fazla kâr ve daha fazla materyal için harekete geçiyor. Doğal üretim de bundan olumsuz yönde etkileniyor. Çiftçiliğin şekli köklü olarak değişmek zorunda kalıyor. Artık meralarda otlayan inekler ve organik gıda bulmak bir mucizeye dönüşmüş durumda. 

Avrupa’nın birçok ülkesinde dev ölçekli mandıralar birbiri ardı sıra kurulurken, çalışan sayısında bir azalma yaşanıyor. Otomasyon ve robotlar insanın yerini alırken, süt hayvanları ile insan teması en aza indi. Yem, süt sağım, dışkı temizleme makineleri ve diğerleri süt endüstrisinin yeni görünümü.

Modern denilen bu mandıralarda canlıların ve makinelerin sürekli kontrol edilmesi gerekiyor. Az sayıda çiftçi sürekli çalışmak zorunda. Çiftçilere süt endüstrisinin dayattığı gerçek, ‘ayakta kalabilmek için mümkün olan en yüksek kalite sütü olabilecek en ucuz şekilde ve bol miktarda üretmek.’ Avrupalı süt üreticisi çiftçi fiyat kontrolünden ve bunun yarattığı baskıdan büyüme eğilimine girmek zorunda kalıyor. Daha fazla süt üretmek için daha fazla büyüme ve çoğalma eğilimi bir tür ekonomik kansere dönüştü. İşin özü, daha fazla, daha fazla, daha da fazla.

 

  • “İnsanlar göz alıcı reklamlar ile manipüle edildikçe, market raflarında süt ve süt ürünlerinin yeri daha fazla çoğalıyor. Çarklar, rafların dolması, daha fazla kâr ve daha fazla materyal için harekete geçiyor.”

 

Sütün kaymağı endüstri devi firmalara

Süt üreticilerini piyasa ile buluşturan en önemli bağ aracı firmalar, taşıma ve işleme. Danimarka şirketi Arla ve Fransız Danone Avrupa’da olduğu gibi dünyada da ortaklıklar yoluyla süt pazarının en güçlü oyuncuları. Bu şirketler taşıma, işleme, pazarlama alanında tekel.

Avrupa’da süt ve ürünlerini satan şirketler son 10 yılda hızla büyümeye başladı. Sayısız firma oluştu ve bazıları piyasadan silindi. Bu küçük firmalar dev ölçekli firmaların bünyesine katılarak eridi. Süt endüstrisi milyon tonlarca sütü topluyor, sterilize ediyor, homojenleştiriliyor, pastörize ediyor ve kutulayıp pazara sunuyor.

1987 de yalnızca Danimarka’da 37 bin çiftçi 5,5 milyar litre süt üretiyordu. Günümüzde ise 3 bin 500 çiftçi aynı miktarda sütü üretiyor. Süt piyasası ve pazarı, fiyatların belirlenmesi Arla’nın kontrolünde. Uzak noktalara satış yapmanın yol ve yöntemlerini icat ediyor. Bu da küresel piyasalara hükmetmek için güç ve siyasi etkiye sahip olmak demek.

 

Geleneksel üretime ne oldu?

Geleneksel üretim yapan klasik çiftlikler bu ortamda ayakta kalabilir mi? Hem sağlık hem de doğal yaşamın korunması açısından anlatılan ile yaşanan arasında çok büyük farklar oluşmuş durumda.

Avrupa’da birçok çiftçi, aile şirketini yada çiftliğini işletiyor. Burası onlar için hem yaşama hem de üretme alanı olarak varlık gerekçesi. Mecburiyetler bu klasik köy yaşamının da sonunu getiriyor. 1980’lerde 35 ineği olan bir çiftçi ailesi Almanya’da iyi durumda sayılıyordu. Şimdi bu pek bir anlam ifade etmiyor. Çünkü çok çalışmak ya da sağlıklı besinler değil, rekabet önem kazandı. 30 yıl önce herkes daha fazla üretmek için uğraşırken yeni trend geleneksel üretim yapan çitçiler için “durmalıyız”a dönüşmüş durumda. Tabiat bu çoğalma endeksini kaldırabilecek durumda mı?

Sorun şu noktada kilitlenmiş durumda; tüm sütü tek bir işletmeye satmak zorundasınız. Ne kadar para alacağın ise sonradan piyasaya göre belirleniyor. 'Süt fiyatları düştü' denirse artık şansınıza. Süt endüstrisinde, üreticinin güç ve etkisinin olmadığı bir yaşam şekilleniyor.

Avrupalı çiftçilerin bir çoğu, “Eskiden hayvanlar merada otlardı ama sayılar bu kadar artınca bu mümkün değil. Bunca hayvanın meraya götürülmesi mümkün değil” diyor. Bu “doğal” ürün kodu taşıyan süt, çiftlik ya da mandıradan hiç çıkarılamayan, gün ışığını camlardan yansıdığı kadar gören hayvanlardan elde ediliyor. İneklerin merada otlamalarına tüm çiftçiler ‘en doğrusu budur’ deseler de sonuç piyasa baskısı ile şekillenen hayvanların sınırsız sömürüsüne dönüşmüş durumda. Şirketler hükümetlerin tercihlerini şekillendiriyor. Aile şirketleri bu strateji ile maksimum üretim sınırlarına ulaşsa da veriler yeterince kazanmadıklarını işaret ediyor.

 

  • “Süt ile oluşan sektörün bugünkü cirosu 1,4 veya 1,5 trilyon ile tanımlanıyor. Şu an için bu en büyük sektör. Ne otomobil ne kimya endüstrisi küresel bazda bu endüstriye ulaşamaz düzeyde.”

 

Endüstriyele alternatif yok mu?

Bu döngü içinde yerel ve organik üretim çiftlikleri ya da bireysel üreticiler de var. Burada yerel türler ve beslenme biçimleri hayvanların evcilleştirildiği ilk zamanlardaki gibi. Daha az mı kazanıyorlar? Hayır. 

Geleneksel üretim yapıp teknoloji ve Kapitalist Modernitenin büyüme sanrısına kapılmayan çiftlikler de halen var. Buralarda hayvanlar tüm yazı meralarda geçirip ondan sonra ağıllara alınıyor. Doğaldır ki yaşadıkları hayat daha çekilebilir ve insanlar ile birebir bağ kurdukları için de duygusal olarak daha yerinde.

Bu tür yerli ırk ineklerin yaşam süreleri 20 yıla ulaştı. Bu canlılar ölmeden önce yaşlanma fırsatı buluyor. Çiftlik yaşamı da buna göre şekilleniyor, sütler çok uluslu tekellere doğrudan satılmıyor ve ürüne dönüşüyor. Yerel pazarlarda karşılaştığımız peynir ve süt ürünlerinin böylesi çiftliklerden gelme olasılıkları oldukça büyük.

Tanıdık çiftçi-güvenli gıda algısı da kökleşiyor. Birçok çiftçi organik tarım ve hayvancılığa dönerek tekrar karlı ve insancıl olmaya yöneliyor, yeni trend bu. Yüksek kalitenin ilk ayağı merada beslenen, doğal ve stressiz hayvanlardan elde edilen kaliteli süt. Geleneksel peynir ve süt ürünleri tat ve aroma olarak çeşitleniyor, rağbet görüyor.