Aleviler Diyanet müdahalesine izin vermemelidir

Forum Haberleri —

17 Ağustos 2021 Salı - 23:00

  • AKP-MHP faşist iktidarı, bu yolla UNESCO’ya Alevilerin Sünni İslam'dan ayrı bir inanç olmadığı mesajını vermek istiyor. Aleviliğin Türk İslam anlayışının bir bileşeni, mezhebi olduğunu göstermeye çalışıyor.

CİHAN EREN

Aleviler yas-ı Muharrem’i yaşıyor. Son yıllarda olduğu gibi bu yıl da merkezinde oruç ve anmaların olduğu hizmetlerde bulunuyor. Hizmetleri kabul olsun. 

Bilindiği gibi, UNESCO bu yılı, Pîr Hace Bektaşi Veli Yılı ilan etti. Aleviler bu yılki Muharrem’e, bu karar çerçevesinde planlanmış anma ve etkinliklerin, nerede, nasıl ve kimlerin katılımıyla olsun gibi konuları tartışarak da girdi. Alevi kurumları, Ocakları kendi içinde bu tartışmayı sonlandırmış ve belli bir planlamaya ulaşmışken, yeni bir gündemin içinde buldu. Bu gündem, devletin Diyanet üzerinden Alevilere müdahalesiyle başladı. Diyanet, Muharrem’de iftar vereceğini ve UNESCO tarafından ilan edilmiş Pîr Hace Bektaşi Veli yılı kapsamındaki etkinliklere katılacağını açıkladı. Beklendiği gibi Aleviler Diyanetin bu yaklaşımına tepki gösterdi. 

Diyanetin bu yaklaşımına karşı Alevi kurumlarından, Pîrlerinden gelen açıklamalara hak vermek, destek olmak gerekir. Diyanetin yapmak istediği etkinliğin, AKP-MHP planlaması olduğu kesindir. CHP’nin de buna dolaylı destek verdiği düşünülebilir. Bu politikaya karşı Aleviler ortak sesle ve daha güçlü meydan okursa boşa çıkarabilirler. 

AKP-MHP neden böyle bir adım atıyor? Böyle bir cesareti nereden alıyor? Bu sorulara cevap vermeden, Diyanet eliyle yapılmak istenen tam olarak anlaşılamaz. Ve karşısında da birlik içinde güçlü mücadele verilemez. 

Türk devletinin Alevi inancı ve kültürel değerleri içinde özellikle de Pîr Hace Bektaşi Veli’ye ilgi duyduğu sır değil. Artık geleneksel hale gelmiş Pîr Hace Bektaşi Veli anma ve etkinliklerine Kültür Bakanlığı üzerinden el attığı biliniyor. Bu yıl Diyanet üzerinden yapılmak istenen, bu müdahalenin daha tehlikeli bir boyut kazandığını gösteriyor. 

Devletin, bu yıl Diyanet aracılığıyla Pîr Hace Bektaşi Veli etkinliklerine dahil olmasının asıl nedeni UNESCO kararı olduğu görülüyor. AKP-MHP faşist iktidarı, bu yolla UNESCO’ya Alevilerin Sünni İslam'dan ayrı bir inanç olmadığı mesajını vermek istiyor. Aleviliğin Türk İslam anlayışının bir bileşeni, mezhebi olduğunu göstermeye çalışıyor. İnkarcı, soykırımcı bir devlet olmadığının propagandasını yapma fırsatı olarak kullanmaya çalışıyor. İç politik amaçları çerçevesindeyse, Pîr Hace Bektaşi Veli adını kullanarak kendi Aleviliğini yaratmak istiyor. Nasıl ki Osmanlı sultanları, Pîr Hace Bektaşi Veli adından yararlanarak, Bektaşi tarikatını yedeğine alıp, Yeniçeri ocağını eğitip örgütlemede kullanmışsa, Cumhuriyet devletinin başları da, Pîr Hace Bektaşi Veli ismine dayanarak, Alevileri ya CHP üzerinden ‘laik cumhuriyetin yılmaz bekçileri’ ya da Türk İslamcılığının yan bir kolu olarak tutmaya çalışıyor. Aslında Diyanetin etkinlik düzenleme işi, devletin bu hedeflerini de ele veriyor. Dolayısıyla Alevilerin konuya sadece ‘Diyanet neden Muharrem’de böyle bir etkinlik yapıyor, iftar veriyor’ ile sınırlı tartışmamaları gerekiyor. Bu adım, AKP-MHP faşist rejiminin Alevi politikasının bir parçasıdır. Diyanet böyle bir adımla, bundan sonra yapmayı düşündüklerinin önünü açmak istiyor. 

Diyanetin Pîr Hace Bektaşi Veli’yi gündemine alması, Alevileri tanımlama gayretidir. Pîr Hace Bektaşi Veli’yi Velayetname çizgisinde anlatma, kavratma amaçlıdır. Daha önceki bir yazımızda da belirttiğimiz gibi Pîr Hace Bektaşi Veli adı üzerinde Osmanlı’dan beri, devlet gölgesi vardır. Bu gölge var oldukça, altında hep Diyanet oturmak isteyecektir. O zaman Alevilerin bu gölgeyi kaldırması gerekmektedir. Bunun için Alevilerin, Alevilik tarihini, Aleviliğin kök inançlarını, Türkmen Alevileri, Ocak ve Dergahları vb… hususları, Türk İslam Sentezi ideolojisinin resmi tezlerini bir kenara atarak cesaretle tartışması gerekmektedir. Alevi inkarcılığını ortadan kaldırmak, asimilasyon ve kültürel soykırıma karşı mücadele için Türk ve Türkmen ilişkisini tartışmaları da yarar getirir. Bu tartışmayı en çok da Pîr Hace Bektaşi Veli hakkında yapabilmelidir. Devletin Türkmen Pîrlerinden, Babalarından ve Sultanlarından neden sadece Pîr Hace Bektaşi Veli’ye ilgi duyduğunu, adı etrafında yalan ve yanlış bir tarih oluşturup istismar etmeye çalıştığını sorgulayarak meseleye eğilmek yanlış olmayacaktır. Böyle bir yaklaşımın Türk devletinin ister laiklik adı altında ister Anadolu Türk İslam'ı adı altında olsun, Pîr Hace Bektaşi Veli adını kullanarak uydurduğu tarihi önemli oranda boşa çıkaracak ve Aleviliği kendine göre tanımlama uğraşlarını anlamsızlaştıracaktır. 

Devletin Aleviliğe nasıl baktığını ve neden Pîr Hace Bektaşi Veli ismi arkasına saklanarak geldiğini bilince çıkarmak, en başta Alevilerin görevidir. Aleviler, devletin neden Baba İshak, Baba İlyas, Pîr Sultan, Hubyar Sultan gibi Türkmenleri Anadolu’ya yerleştiren ve kalıcı bir toplum olmasını sağlayan yol erenlerini anmadığı üzerinde de iyi düşünmek gerekiyor. 

Selçuklu ve Osmanlı’da hanedan ailelerinin, ulus devlet dönemindeyse kendisine Türk diyen egemenlerin devlet eliyle, Türkmen Aleviliği üzerinde yarattığı gölgeyi kaldırmak için genelde Aleviliğin özelde de Türkmen Aleviliğinin Kürt Reya Heq Alevilikle bağını da milliyetçilikten, egemen ulus duygu ve düşüncesinden uzak ele almayı ister. Türkmen Aleviliğinin Vefailikle, Vefailiğin Ebul Vefa el-Kurdi ile bağı netken, halen bile bazılarının Türkmen yol önderlerini Nakşi tarikatı şecerelerinde adı yazılı Ahmet Yesevi’ye bağlamanın nedenleri ve sonuçları üzerinde de durmak gerekir. Pîr’in neden Yaresan Kürtlerinde yol önderlerinden biri olarak kabul edildiğini de düşünmek gerekiyor. Aleviliğe Nakşilik üzerinden biçim vermeye çalışan Osmanlı ile milliyetçi laik Kemalistlerin ‘cumhuriyetin bekçileri’ diyerek yol açtıkları sonuçlar ortadır. 

Aleviliği İslam'ın herhangi bir koluna mezhep yapmak resmi Türk tarih tezidir. En başta Türkmen Alevileri asimile edip İslamlaştırmak da ulus devlet politikasıdır. Buna karşı tarih, kültür, inanç bilinci üzerinde yükselen bir mücadele verilmelidir. Ancak bu mücadeleyle Anadolu’da ve Ortadoğu'da ‘Ceylan ve Aslan’ yan yana yaşamaya başlar. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.