- Ne tek başına Kürt'üm, ne tek başıma Türk'üm, ne Arap, ne Çerkes, ne Boşnak, ne Laz, ne Rum'um. Bizim kimliğimiz, hafızamız ve hakikatimiz birden fazla damarın içinden geçer. Alevilik de zaten böylesine çoğul bir yaşamın ve hafızanın içinden süzülmüştür. Bu nedenle hiç kimsenin Aleviliği kendi ulusal, siyasal veya inançsal kalıbına sığdırmaya hakkı yoktur.
- Farklı bakış açıları da herkesin Aleviler üzerinden söz kurmasını kendisine hak görmesine dönüşmektedir. Yıllardır süren, ancak son dönemde daha cesaretli biçimde söz kuran bazı siyasal ve düşünsel çevrelerin söylemlerine baktığımızda, her birinin altında farklı biçimlerde ortaya çıkan irinli yaralar olduğunu görüyoruz.
SONGÜL MORSÜMBÜL
Uzun zamandır, beğenelim ya da beğenmeyelim, Aleviler hem kendi kurdukları sözlerle hem de dışarıdan edindikleri siyasetin eril dili ve argümanlarıyla bir örgütlülük yaratıyor. Bu yaratılan, örgütlenen ve zaman zaman da örgütlendirilen Alevi karşıtlığının çok özgün bir biçimde değerlendirilmesi ve özel olarak incelenmesi gerektiğini düşünenlerdenim.
Alevi İnanç yolunu özünde korumaya yönelik, halk nezdinde de değerli kılınmış; hakikatini rızalıkla yürütmeye çalışan, çok temiz duygularla bu yola dahil olmuş büyük bir topluluğuz. Aynı zamanda toplumun beklentilerini karşılamaya yönelik ciddi bir kolektif emeğin de sahibiyiz. Ancak bugün karşımızda başka bir gerçeklik bulunmaktadır.
Yaraları var
Sadece siyasetin ihtiyaçları, devletin bekası ve “yoldaş, burada kal” denilerek yolundan çıkarılmak istenen bir tutum ısrarla örgütlendirilmektedir. Çünkü kapitalizm ve onun doğal sonucu olarak insan ihtiyaçlarının değişmesi, bazı değerlerin değersizleştirilmesi, bu değersizleştirme üzerinden yeni sözler kurulması ve insanın en hassas bam tellerinden vurularak sessizleştirilmesi her daim çok profesyonel tarzda adeta bir yaşam doğrusu haline getirilmiş ve psikolojik oyunlarla da desteklenmiştir. Bu farklı bakış açıları da herkesin Aleviler üzerinden söz kurmasını kendisine hak görmesine dönüşmektedir.
Yıllardır süren, ancak son dönemde daha cesaretli biçimde söz kuran bazı siyasal ve düşünsel çevrelerin söylemlerine baktığımızda, her birinin altında farklı biçimlerde ortaya çıkan irinli yaralar olduğunu görüyoruz.
Her birinin altında ve üstünde:
“Bir söz kurayım da siyasette görünürlük yaratayım.”
“Bir söz kurayım da barışık bir toplumdan çatışma yaratayım.”
“Bir söz kurayım da kendi siyasal alanımı genişleteyim.”
gibi hesapların izlerini görmek mümkün.
Bununla birlikte, bazı söylemlerin altında ulusal ve inançsal çekememezlik, hazımsızlık ve barışın yol yürütücülerinden nemalanma çabası da bulunmaktadır.
Barışa öznellik katanlara kendi elbisesini giydirmek,
başkasının hakikatini kendi siyasi kalıbına sokmak,
Alevilerin üzerine kendi sözünü geçirmek,
mahalle kabadayılığı diliyle siyaset yapmak...
Bunların hiçbiri Alevilerin hakikati değildir.
Barış bugün başlamadı
Halbuki barış bizim için bugün ortaya çıkmış bir ihtiyaç değildir.
1500'lü yıllarda da, daha öncesinde de, daha sonrasında da farklı ihtiyaçlar yaşanmış olabilir.
Fakat özünde, sırları sır olanlarla birlikte taşınan Yol'un gizemini bozmamak; insanı, doğayı ve yaşamı rızalık temelinde korumak vardır. Bizim hakikatimiz tek bir kimliğe sığmaz.
Ne tek başına Kürt'üm,
ne tek başıma Türk'üm,
ne Arap,
ne Çerkes,
ne Boşnak,
ne Laz,
ne Rum'um.
Bizim kimliğimiz, hafızamız ve hakikatimiz birden fazla damarın içinden geçer.
Alevilik de zaten böylesine çoğul bir yaşamın ve hafızanın içinden süzülmüştür.
Bu nedenle hiç kimsenin Aleviliği kendi ulusal, siyasal veya inançsal kalıbına sığdırmaya hakkı yoktur.
Üç maymunu oynayanlara
Üç maymunu oynayanlara bugün söylememiz gereken söz artık açıktır: Kürt Mehmetleri hep nöbete koydunuz.
Alevi Mehmetleri hep nöbete koydunuz.
Ve kendi yaptığınız bütün çirkinliklerin, bütün kirli hesapların bedelini başkalarının sırtına yüklediniz.
Artık uyanın.
Aslanlar ve ceylanlar, yataklarınızdan kalkın.
Çünkü artık mesele yalnızca 1500'lerden söz etmek değildir.
Bugün 2026'dır.
Bugünün koşullarında, geçmişin hafızasını koruyarak yeni bir hakikat kurmak zorundayız.
Kuru inanç tacirliği değil;
günün koşullarıyla yoğrulmuş bir hakikatin yürüyenleri olmalıyız.
Söz kuranlar,
can verenler,
can vermeye hazır olanlar,
büyüyenler,
okuyanlar,
yazanlar...
Bütün bunları yeniden düşünmeliyiz.
Müfredatta Laiklik var mı?
Bugün sormamız gereken sorulardan biri de budur:
Müfredatta laiklik gerçekten var mı?
İnanç alanlarında siyasetsiz bir yaşam mümkün mü?
Başta İslam ve İslam'ın farklı cemaatleri olmak üzere, inanç alanları siyasal iktidarların etkisinden gerçekten bağımsız mı?
Peki Aleviler?
Alevi kurumları yalnızca kendi çıkarları üzerinden görülürken, İslam inancını Alevilik içinde aklama çabası neden bu kadar ısrarla sürdürülmektedir?
Aleviliği kendi hakikatiyle anlamak yerine, sürekli
başka bir inanç alanının içerisinde açıklama çabası neden devam etmektedir?
Bunların hepsini sormamız gerekiyor.
Bizi kendi hakikatimizden uzaklaştırmayın
Her ulusun ve her inancın katılımını kendi siyasal projesine dahil etmiş bir iktidar anlayışı, aynı zamanda Alevileri de kendi siyasal kalıplarına oturtmaya çalışmaktadır.
Bazen bizi kendi adına konuşturmak,
bazen kendi adına susturmak,
bazen de kendi adına barışmak istemektedir.
Oysa sözümüz çok açıktır:
Siyasi güçler, elinizi üzerimizden çekerseniz biz kendi hakikatimizde yürürüz.
Bizim hakikatimizle söz kurabildiğimiz yerlere rızalığımız her zaman vardır.
Çünkü bizim rızalığımız bir siyasi partiye, bir iktidara, bir kişiye veya bir makama bağlı değildir.
Bizim rızalığımızın adresi bellidir.
Benim inancımın hakikati
Kadın özgürlüğü, inancımın hakikatidir.
Doğanın özgürlüğü, inancımın hakikatidir.
Kendim için istediğimi önce komşum için istemek, inancımın hakikatidir.
Savaşsız bir dünya, inancımın hakikatidir.
Zorda olana el uzatmak, inancımın hakikatidir.
Emeğin ve emekçinin hakkını, kul hakkını korumak, inancımın hakikatidir.
İnsanı insana üstün görmemek, inancımın hakikatidir.
Farklı olanı yok saymamak, inancımın hakikatidir.
Kadını yalnızca yanımızda değil, Yol'un kurucu öznesi olarak görmek, inancımın hakikatidir.
Rızalığımızın adresi bellidir
Yani bizim rızalığımızın adresi bellidir.
Adres; barış ve demokratik toplumdur.
Bizim rızalığımız;
kadının özgürlüğünde,
doğanın özgürlüğünde,
inanç özgürlüğünde,
eşit yurttaşlıkta,
emeğin hakkının korunmasında,
kul hakkının gözetilmesinde,
savaşsız bir dünyada,
zor durumda olana el uzatmakta,
farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmektedir.
Biz kimsenin siyasal projesinin malzemesi olmak istemiyoruz.
Biz kimsenin tükenmiş siyasetinin yeniden üretilme alanı olmak istemiyoruz.
Biz Alevilik üzerinden yeni çatışmalar kurulmasını istemiyoruz.
Bizim yolumuzun özünde rızalık vardır.
Rızalık, susmak değildir.
Rızalık, itaat etmek değildir.
Rızalık, başkasının sözünü kabul etmek zorunda olmak değildir.
Rızalık, birbirinin hakikatini tanıyabilmektir.
Eleştirebilmektir.
Yanlış yaptığında özür dileyebilmektir.
Kadının sözünü erkeğin sözü kadar değil, kendi başına değerli bir söz olarak kabul edebilmektir.
Doğayı yalnızca üzerinde yaşadığımız bir alan değil, yaşamın kendisi olarak görebilmektir.
Emeğin hakkını gözetebilmektir.
Zorda olana el uzatabilmektir.
Ve bütün bunları siyasal çıkarın değil, hakikatin ölçüsüyle yapabilmektir.
Artık kendi sözümüzü kurmalıyız
Bugün Alevilerin önünde duran temel mesele, kimin yanında veya kimin karşısında duracağımız değildir.
Temel mesele, kendi sözümüzü kendimizin kurup kuramayacağıdır.
Aleviliği herkes konuşabilir.
Ama Alevilerin yerine herkes karar veremez.
Alevilik hakkında herkes söz söyleyebilir.
Ama hiç kimse Aleviliği kendi siyasal ihtiyacına göre yeniden biçimlendiremez.
Çünkü biz artık yalnızca geçmişin yaralarıyla konuşmak istemiyoruz.
Geçmişimizi biliyoruz.
Hafızamızı taşıyoruz.
Canlarımızın verdiği bedelleri biliyoruz.
Ama 2026'da yaşıyoruz.
Bu nedenle geçmişin hafızasını bugünün hakikatiyle buluşturmak zorundayız.
Alevilik ne bir siyasi partiye sığar,
ne bir devlet politikasına,
ne bir ulusal kalıba,
ne de bir başkasının inanç tarifine.
Alevilik kendi hakikatiyle yürüyebildiği ölçüde Aleviliktir.
Ve bu Yol'un temelinde rızalık vardır.
Rızalık yoksa Yol eksiktir.
Özgürlük yoksa rızalık eksiktir.
Barış yoksa özgürlük eksiktir.
Hakikat yoksa bütün sözler eksiktir.
Biz artık başkalarının siyasal tükenmişliğini taşımak istemiyoruz.
Biz kendi hakikatimizi yürütmek istiyoruz.
Ve bizim rızalığımızın adresi bellidir:
Barış.
Demokratik toplum.
Kadın özgürlüğü.
İnanç özgürlüğü.
Doğanın özgürlüğü.
Emeğin ve emekçinin hakkı.
Eşit yurttaşlık.
Adalet.
Birlikte yaşam.
Hakikattendir.
Aşk ile.