Kadınlar ve yapay zeka: Dijital özgürlük mü, ataerkil tahakkümün yeniden üretimi mi?

  • Geçmişte oy ve miras hakkı için direnen kadınlar, bugün görünmez bir dijital kuşatmayla karşı karşıya. Verilerin rızasız toplandığı bu çağda algoritmalar, kadınlar adına kadınlığı tanımlıyor. Bu bir abartı değil; milyonlarca kadının gündelik gerçeği.
  • Yapay zeka tek başına özgürleştirici veya baskıcı değildir; o, toplumsal düzenin bir aynasıdır. Adil olmayan bir toplumun teknolojisinden adalet beklenemez. Gerçek dijital özgürleşme, kadınların o aynayı kendi ellerine almasıyla başlar.
  • Yapay zeka destekli duygu analizi yazılımları, sanal arkadaş platformları ve güzellik uygulamaları kadınların verilerini ticarileştirir, sahte bağlar kurar ve bedenlerini tek tipleştirir. Bu dijital pazarlama, kadınların özgürlüğünü genişletmediği gibi özgürlük kavramını içeriğinden arındırarak satın alınabilecek ticari bir ürüne dönüştürür.

Sousan Shouman* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Özgürlük hiçbir zaman yukarıdan bahşedilen bir lütuf olmadı, her zaman sokakta, pazarda, parlamentoda, meydanlarda ve evlerin eşiğinde verilen mücadelelerle kazanıldı. Kadınlar 20. yüzyıl boyunca siyasal ve medeni haklarını adım adım elde ettiklerinde, bunu özgürleşme mücadelesinin son durağı olarak görmediler. Aksine, özgürlüğün önlerindeki yeni ufuklarını aramaya devam ettiler. Bugün bu yeni mücadele alanı, kadınların ne tercih ettiği ne de tasarımında söz sahibi olduğu bir yerde şekilleniyor: dijital dünya. Yapay zeka teknolojileri burada, dünyayı kadınların hak ettiği biçimde değil, geçmişten devralınan önyargılar ve kalıplar doğrultusunda yeniden inşa ediyor.

Burada dikkat çekmek istedeğim teme soru şu: Yapay zeka kadınların özgürleşme mücadelesinin yeni bir aşaması mı, yoksa ileri teknoloji görünümü altında ataerkil tahakkümü yeniden üreten yeni bir araç mı? Bu soruya yanıt verebilmek için önce feminist hareketlerin savunduğu özgürlük anlayışına tarihsel olarak bakmak, ardından da günümüz yapay zeka teknolojilerinin ortaya çıkardığı çelişkileri eleştirel bir gözle değerlendirmek gerekiyor.

Feminist düşüncede özgürlüğün anlamı

Dijital dünyada yaşananları anlayabilmek için önce şu temel soruya dönmek gerekiyor: Kadınlar tarih boyunca nasıl bir özgürlük talep etti?

Mary Wollstonecraft'ın “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” (A Vindication of the Rights of Woman, 1792) adlı eserinden günümüz feminizmine uzanan çizgide kadın özgürlüğü, büyük ölçüde iki temel ilke etrafında tanımlandı: bedensel özerklik ve temsilde özerklik.

Bedensel özerklik, kadının kendi bedeni üzerinde tam söz sahibi olması; bedeninin nesneleştirilmemesi, metalaştırılmaması ve sömürüye konu edilmemesi anlamına gelir. Temsilde özerklik ise kadının, erkek bakışının beklentilerine göre değil, kendi seçtiği kimlik ve imge üzerinden temsil edilme hakkını ifade eder.

İronik olan ise bugün yapay zeka teknolojilerinin tam da bu iki özgürlüğü giderek daha fazla tehdit ediyor olmasıdır. Teknoloji şirketleri kadın bedenlerini son derece gerçekçi biçimde yeniden üreten yapay zeka görselleri geliştirdiğinde, kadınsı seslerle donatılmış ve duygusal tepkiler verebilen sanal arkadaşlar tasarladığında ya da kadın görünümüne ve itaatkar kişilik özelliklerine sahip hizmet robotları ürettiğinde aslında bütünüyle yeni bir şey ortaya koymuyor. Yaptıkları, kadınlığı metalaştıran ve onu belirli işlevlere indirgeyen yüzyıllık ataerkil anlayışı dijital araçlarla yeniden üretmekten ibaret.

Dijital metalaştırma ve nesneleştirme

Bir insanın tüketilecek bir nesneye indirgenmesi anlamına gelen nesneleştirme, yapay zeka ile ortaya çıkmış bir olgu değildir. Ancak yapay zeka bu sürecin kapsamını, hızını ve etkisini benzeri görülmemiş ölçüde büyütmüştür.

Gerçek kadınların yüzlerini kullanarak müstehcen sahte videolar üreten deepfake teknolojileri, kadın bedenlerini yerleşik toplumsal kalıp yargılara göre yeniden üreten yapay zeka görsel sistemleri ve kadınsı sesler ile itaatkar karakter özellikleriyle tasarlanan yapay zeka asistanlarının tümü aynı örtük mesajı verir: Kadın bedeni üretilebilen, değiştirilebilen ve tüketilebilen bir nesnedir.

Bu teknolojilerin kendisinden bile daha kaygı verici olan, onları yönlendiren ekonomik mantıktır. Üretken yapay zeka sektörü, insan dikkatini kazanca dönüştürür, dikkat ise doğal olarak en geniş kitleye hitap eden içeriklere yönelir. Reklamlar, sinema, televizyon ve dijital oyunlar aracılığıyla kadınların yıllarca kalıplaşmış biçimlerde temsil edilmesi sonucunda, algoritmalar da "ideal kadının" zayıf, sessiz, güler yüzlü ve uyumlu biri olduğunu öğrenerek eğitilir.

Bu yalnızca kullanıcı arayüzlerinde görülen yüzeysel bir önyargı değil; teknolojinin altyapısına işlemiş yapısal bir sorundur.

MIT Media Lab ve AI Now Institute gibi kurumların yürüttüğü çok sayıda araştırma, internet verileriyle eğitilen yapay zeka modellerinin toplumsal cinsiyet önyargılarını yalnızca yeniden üretmekle kalmadığını, çoğu zaman daha da güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Dil modelleri liderlik rollerini çoğunlukla erkeklerle ilişkilendirirken, görsel üretim sistemleri ise kullanıcılar böyle bir talepte bulunmasa bile kadınları cinselleştirilmiş ve klişeleşmiş biçimlerde tasvir edebiliyor.

Bunlar, basit yazılım güncellemeleriyle giderilebilecek teknik aksaklıklar değil. Tam tersine, bu sistemlerin ortaya çıktığı toplumsal düzeni ve güç ilişkilerini olduğu gibi yansıtırlar.

Dijital pazarlama

Yapay zeka sektörünün pazarlama dili ise bu gerçeklerden pek söz etmez. Bunun yerine, ürünler "güçlenme" söylemiyle pazarlanır.

Yapay zeka destekli güzellik uygulamaları, kadınların özgüvenini artıran araçlar olarak tanıtılır. Duygu analizi yazılımları, kişinin kendisini daha iyi tanımasını sağlayan teknolojiler olarak sunulur. Sanal arkadaş platformları ise yalnızlık yaşayan kadınlar için güvenli birer dijital alan olduklarını iddia eder.

Ancak bu iyimser söylemin arkasında çok farklı bir işleyiş var.

Güzellik uygulamaları kadınların kendi bedenleriyle barışmasını sağlamaz; bunun yerine, sektörün belirlediği güzellik ölçütlerine daha uygun dijital bedenler önerir.

Duygu analizi platformları ise kullanıcıların duygusal verilerini ticari amaçlarla kullanabilir.

Öte yandan yapay zeka tarafından oluşturulan sanal arkadaşlar, yakın ilişkilere dair gerçek insanların karşılamasının güç olduğu beklentiler yaratabilir. Bu da başlı başına ciddi bir toplumsal sorun.

Sonuç olarak dijital pazarlama kadınların özgürlüğünü gerçekten genişletmez. Aksine, özgürlük kavramını içeriğinden arındırır ve satın alınabilecek ticari bir ürüne dönüştürür.

Berlin'deki dijital şiddet protestosunda kadınlar, "Benim vücudum kamusal mal değildir" pankartıyla eylem yaptı; Alman hükümeti ise cinsel içerikli deepfake videoları cezalandıracak yasayı tartışıyor. foto:AFP

Dijital kuşatma çağında özgürlük

Bütün bunlar temel bir soruyu gündeme getiriyor: Gerçek özgürlük hâlâ mümkün mü?

Yanıt evet, ancak belirli koşullar yerine getirildiği takdirde.

Kadınlar açısından dijital özgürlük, yalnızca teknolojiye daha kolay erişmek ya da dijital araçları daha fazla kullanmak anlamına gelemez. Gerçek dijital özgürlük, kadınların teknolojinin yalnızca tüketicisi ya da nesnesi değil, onu tasarlayan, geliştiren ve yön veren öznesi olma hakkıyla başlar.

Buna veri üzerinde söz sahibi olma hakkı da dahil. Kadınlar, dijital kimlikleri üzerinde denetim kurabilmeli; görüntülerinin, seslerinin ve kişisel verilerinin rızaları olmadan üretilmesini, değiştirilmesini ya da kullanılmasını engelleyebilmeli.

Aynı şekilde algoritmik şeffaflık hakkı da vazgeçilmezdir. Kadınlar, algoritmaların kendilerini dijital ortamlarda nasıl sınıflandırdığını, sıraladığını, değerlendirdiğini ve temsil ettiğini bilme hakkına sahip olmalı.

Bunlar felsefi tartışmalar ya da soyut idealler değil, acil hukuki ve siyasi taleplerdir. Kadınlar yapay zeka geliştirme ekiplerinde, veri bilimi laboratuvarlarında ve teknoloji politikalarını belirleyen kurumlarda yeterince temsil edilmediği sürece, algoritmalar kadınların kurulmasında söz sahibi olmadığı bir dünyanın aynası olmaya devam edecektir.

Dijital nesneleştirmeyle mücadele

Sorunu yalnızca ahlaki açıdan kınamak yeterli değil. Bunun, farklı düzeylerde hayata geçirilecek somut politikalarla desteklenmesi gerekir.

Yasal düzenlemeler: Dijital mevzuat, kadınların rızası olmadan yapay zeka ile üretilen sahte görüntülerin ve sentetik seslerin oluşturulmasını ve yayılmasını açıkça suç kapsamına almalı. Ayrıca istihdam platformlarında, medya sistemlerinde ve e-ticaret hizmetlerinde kullanılan toplumsal cinsiyet sınıflandırma algoritmalarını denetleyecek bağımsız mekanizmalar kurulmalı. Hukuk, yalnızca zarar ortaya çıktıktan sonra devreye giren bir araç değil, zararı önleyen bir güvence olmalıdır.

Eğitim politikaları: Kız çocuklarına yalnızca teknolojiyi kullanmayı öğretmek artık yeterli değil. Aynı zamanda dijital teknolojilerin hangi mantıkla çalıştığını anlayabilecek, onları sorgulayabilecek ve eleştirel biçimde çözümleyebilecek beceriler kazandırılmalı. Eleştirel dijital okuryazarlık, algoritmik manipülasyona karşı en etkili koruma araçlarından biri.

Teknoloji sektörünün sorumluluğu: Büyük teknoloji şirketleri, yapay zeka geliştirme ekiplerindeki toplumsal cinsiyet dağılımını açıklayan ve eğitim verilerindeki cinsiyet önyargısını nasıl tespit edip azaltmaya çalıştıklarını gösteren düzenli şeffaflık raporları yayımlamakla yükümlü olmalı. Şeffaflık, sorumlu yapay zeka anlayışının temel ilkelerinden biri hâline gelmelidir.

Sivil toplumun rolü: Kadın hakları hareketlerinin, dijital ortamları izleyebilecek, hak ihlallerini belgeleyebilecek ve dijital istismara karşı stratejik davalar yürütebilecek teknolojik kapasiteye sahip olması gerekir. Günümüz feminist mücadelesi artık yalnızca geleneksel örgütlenme biçimleriyle sınırlı kalamaz; dijital savunuculuğu ve teknolojik uzmanlığı da mücadele araçları arasına katmalı.

Sonuç

Bir yüzyıl önce kadınlardan esirgenen haklar; oy kullanma, miras edinme ve eğitim görme hakkıydı.

Bugün ise özgürlüğün önündeki engeller çok daha görünmez, çok daha karmaşık bir hâl aldı. Kişisel veriler rıza olmadan toplanıyor. Görüntüler izin alınmadan üretiliyor.

Kadınlar kendilerini tanımlama fırsatı bulamadan, algoritmalar kadınlığı onlar adına tanımlıyor.

Bu, akademik bir abartı değil; bugün dijital dünyada yaşayan milyonlarca kadının gündelik deneyiminin bir özeti.

Yapay zeka tek başına ne özgürleştirici ne de baskıcı. O, kendisini yaratan toplumun bir yansımasıdır.

Eğer o toplum kadınlar için hâlâ adil değilse, onun ürettiği teknolojinin adalet sağlamasını beklemek gerçekçi değil.

Gerçek dijital özgürleşme, kadınların o aynayı kendi ellerine alıp orada hangi görüntünün yansıyacağına kendilerinin karar vermesiyle başlar.

O güne kadar ise, teknolojinin tarafsız olduğunu söyleyen herkesin şu soruya yanıt vermesi gerekecek:

Kime karşı tarafsız? Ve bunun bedelini kim ödüyor?

* Sousan Shouman, insan hakları aktivisti. Aynı zamanda ‘Öcalan'ın özgürlüğü için Noon girişimi’ sözcüsü ve Sınır Tanımayan Adalet Derneği bünyesinde hukuki farkındalık eğitmeni olarak çalışmaktadır.

Kaynak: Center For Democratic Modernity In The Middle East

Kaynak Link: https://cdmme.org/en/?p=3126