• Yapay zekâ metinleri ne kadar düzgün görünürse görünsün, birçok insana eksik ya da yapay geliyor. Edebiyatçı Joanna Maciejewska özetliyor: "Yapay zekâ çamaşırımı ve bulaşığımı yıkasın ki ben sanat yapabileyim, bunun tam tersi olmasın, yani ben çamaşır ve bulaşıkla uğraşırken sanatı yapay zekâ  yapmasın."
  • Sanat tüketimi yalnızca estetik bir mesele değil. İnsanlar, başka insanların emeğiyle, deneyimiyle ve yaşanmışlıklarıyla bağ kurmak istiyor. Geçmişte "el yapımı", "özel üretim" ya da "zanaat ürünü" etiketlerinin daha değerli görülmesi de aynı nedenden dolayıydı.
  • Artık bir şiirin ya da denemenin değerini belirleyen şey yalnızca teknik yeterlilik değil. Asıl değerli bulunan şey; onun arkasındaki görünmez çaba, yaşanmışlık ve bilinçli insan emeği.
  • İçeriğin saniyeler içinde üretilebildiği bir çağda, insan emeğinin izini taşıyan işler giderek daha nadir, daha özel ve daha kıymetli hale geliyor.

 

Araştırma: Nathan Murray ve Elisa Tersigni/ Çeviri: Yeni Özgür Politika

Birbirinin tamamen aynısı iki kaşık düşünün. Biri usta bir zanaatkârın elinden çıkmış, gümüşten işlenmiş bir el yapımı ürün. Diğeri ise fabrikada seri üretilmiş, ucuz metalden yapılmış bir kopya. Hangisine daha fazla değer verirsiniz?

Büyük çoğunluğumuz muhtemelen el yapımı olanı seçeriz.

Amerikalı iktisatçı Thorstein Veblen, 125 yıldan fazla süre önce bu örnek üzerinden "gösterişçi tüketim" kavramını açıklıyordu. Veblen'e göre insanlar, özellikle de üst sınıflar, yalnızca ihtiyaçlarını karşılamak için değil; statülerini göstermek için de tüketim yapıyordu. İki kaşık birbirinden ayırt edilemese bile, birinin el emeği olduğunu öğrendiğimiz anda ona daha fazla değer biçiyoruz.

Veblen'e göre bunun nedeni sadece estetik değil. El yapımı nesne, insan emeğini ve ustalığını taşıyor; makine üretimi olan ise yalnızca verimlilik sunuyor. Asıl fark, nesnenin arkasındaki emek ve zahmette yatıyor.

Bugün ise bu tartışma çok daha farklı bir boyuta taşınmış durumda. Çünkü artık yalnızca eşyalar değil; sanat, müzik, yazı ve hatta düşünsel üretim de makineler tarafından üretilebiliyor.

Tam da bu yüzden Veblen'in kaşık örneği yeniden anlam kazanıyor. İnsan üretimi eserleri yalnızca "güzel" oldukları için değerli bulmuyoruz. Onları değerli yapan şey; arkasındaki bilinçli emek, deneyim, kırılganlık ve yaşanmışlık.

Yapay zekâ tarafından üretilen içerikler bizi neden daha az etkiliyor?

Son yıllarda yapılan çok sayıda araştırma gösteriyor ki, deneyimli eğitmenler bile yapay zekâ tarafından yazılmış metinleri insan yazısından güvenilir biçimde ayırt etmekte zorlanıyor. Hatta bazı çalışmalarda okurların, daha düz ve kolay tüketilen yapay zekâ şiirlerini, daha karmaşık insan şiirlerine tercih ettiği bile görüldü.

Ancak asıl kritik fark şu noktada ortaya çıkıyor: İnsanlar bir metnin yapay zekâ tarafından üretildiğini öğrendiğinde değerlendirmeleri değişiyor.

Yakın dönemde yapılan deneylerde katılımcılara şiirler ve kısa öyküler okutuldu. Bazı metinlerin insan, bazılarının ise yapay zekâ tarafından üretildiği söylendi. Sonuç neredeyse tüm deneylerde aynıydı: "Yapay zekâ ürünü" etiketi taşıyan eserler sistematik biçimde daha düşük puan aldı.

Araştırmacılar buna "Yapay Zekâ Açıklama Cezası" adını veriyor.

Kimileri bunu irrasyonel bir önyargı olarak yorumlasa da, mesele bundan daha derin olabilir. Çünkü sanatla kurduğumuz ilişki yalnızca ortaya çıkan ürünle ilgili değil; onu kimin, nasıl ve ne pahasına ürettiğiyle de ilgili.

İnsanlar bir eserin makine tarafından üretildiğini öğrendiğinde, onunla kurdukları duygusal bağ zayıflıyor. Bu aslında oldukça insani bir tepki.

Emek ve yaşanmışlık neden hâlâ önemli?

Sanat çoğu zaman bedel ister.

John Milton ve James Joyce, yazarlığın göz sağlıklarını bozduğuna inanıyordu. John Keats ise şiir yazarken yaşadığı yoğun duygusal yükün hastalığını ağırlaştırdığını düşünüyordu. Buna rağmen üretmeye devam ettiler.

İnsanların makine üretimine mesafeli yaklaşmasının nedenlerinden biri de bu. Çünkü yapay zekânın ürettiği hiçbir şey, ona kişisel bir bedel ödetmiyor.

Bir algoritma kalp kırıklığı üzerine bir hikâye yazabilir. İnsan acısı hakkında son derece akıcı bir deneme üretebilir. Ama ne kayıp yaşamıştır, ne yas tutmuştur, ne de boş bir sayfanın karşısında çaresizlik hissetmiştir.

Bu yüzden yapay zekâ metinleri ne kadar düzgün görünürse görünsün, birçok insana eksik ya da yapay geliyor.

Fantastik edebiyat yazarı Joanna Maciejewska bunu şu sözlerle özetliyor: "Yapay zekâ çamaşırımı ve bulaşığımı yıkasın ki ben sanat yapabileyim, bunun tam tersi olmasın, yani ben çamaşır ve bulaşıkla uğraşırken sanatı yapay zekâ yapmasın."

Makinenin otomobil parçası ya da tost makinesi üretmesi bizi rahatsız etmiyor. Çünkü burada amaç hız ve verimlilik. Ancak aynı mantık sanat ve insan ifadesine uygulandığında, eseri değerli kılan kırılganlık, risk ve insani derinlik ortadan kalkıyor.

İnsan emeği neden daha değerli hale geliyor?

Bugün dijital içeriklerin büyük bölümünü sahip olmadan tüketiyoruz. Spotify ve Netflix gibi platformlarda içeriklere erişiyoruz ama onları gerçekten "satın almıyoruz". Bu modelde yaratıcıların gelirleri de geçmişe kıyasla ciddi biçimde düşmüş durumda.

Aynı anda medya şirketleri ve platformlar her gün binlerce yapay zekâ üretimi içerik yayıyor: sosyal medya gönderileri, videolar, podcast'ler, kitaplar, görseller…

Üstelik gerçek yaratıcılar da sürekli daha fazla üretmeye zorlanıyor. Bunun sonucunda ortaya çıkan içeriklerin önemli bölümü hızlı tüketilen, kolay unutulan ve birbirine benzeyen işler haline geliyor.

Buna rağmen birçok insan hâlâ gerçek insan emeği taşıyan eserleri özellikle desteklemeyi tercih ediyor.

Çünkü sanat tüketimi yalnızca estetik bir mesele değil. İnsanlar, başka insanların emeğiyle, deneyimiyle ve yaşanmışlıklarıyla bağ kurmak istiyor.

Geçmişte "el yapımı", "özel üretim" ya da "zanaat ürünü" etiketlerinin daha değerli görülmesi de aynı nedenden dolayıydı. O ürünlerin arkasında zaman, beceri ve insan emeği olduğunu biliyorduk.

Bugün üretken yapay zekâ; yazıyı, görsel üretimini ve dijital içeriği sınırsız biçimde çoğaltılabilir hale getirirken, insanın zihinsel emeği de giderek bir tür "zanaat işi"ne dönüşüyor.

Sanayi Devrimi nasıl el yapımı mobilyaları ve kumaşları lüks hale getirdiyse, yapay zekâ devrimi de yaratıcı emeği benzer şekilde dönüştürüyor.

Artık bir şiirin ya da denemenin değerini belirleyen şey yalnızca teknik yeterlilik değil. Asıl değerli bulunan şey; onun arkasındaki görünmez çaba, yaşanmışlık ve bilinçli insan emeği.

İçeriğin saniyeler içinde üretilebildiği bir çağda, insan emeğinin izini taşıyan işler giderek daha nadir, daha özel ve daha kıymetli hale geliyor.

Çünkü sanatta bizi en çok etkileyen şey kusursuzluk değil; başka bir insanın zihniyle ve duygusuyla temas kurabilmek.

Kaynak: https://theconversation.com/in-the-age-of-ai-human-creative-output-is-becoming-a-luxury-276514