• Bugün bilinçli olduğu konusunda geniş ölçüde uzlaşı bulunan bütün varlıklar canlıdır. İnsanlar, hayvanlar ve genel olarak deneyim sahibi kabul edilen bütün varlıklar, biyolojik yaşam taşır. Bu durum, bilincin yalnızca bilgi işlemeden doğmadığını düşündürüyor. Algı da salt dış dünyayı kaydetmek değildir.
  • Bugün yapılması gereken, bilinçli makine hayaline kapılmak değil; bilinçliymiş gibi görünen sistemlerin yaratacağı etik, toplumsal ve psikolojik sonuçları ciddiye almaktır. İnsan deneyimini makineye benzetmek yerine, canlı olmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmek daha hayati görünüyor.

 

Anil Seth * -Çeviri: Yeni Özgür Politika

Yapay zeka sistemleri birçok işi başarıyla yapabiliyor. Metin yazıyor, sorulara yanıt veriyor, karmaşık görevleri yerine getiriyor. Bu yüzden onlara “zeki” demek kolay. Ama bilinç başka bir şey. Zeka, bir hedefe ulaşma becerisiyle ilgili; bilinç ise deneyimle, hissetmekle, bir şey olmanın nasıl bir şey olduğu ile ilgili. Göğün maviliğini görmek, kahvenin tadını almak, korku ya da neşe duymak bilincin alanına girer. Bu yüzden bir sistemin iyi performans göstermesi, onun gerçekten deneyim yaşadığı anlamına gelmez.

İnsana benzetme tuzağı

İnsanlar konuşan, cevap veren ve kendini tutarlı biçimde ifade eden şeylere kolayca insan özellikleri yükler. Yapay zeka sistemleri de özellikle dil yoluyla bu etkiyi yaratıyor. Büyük dil modelleri insan gibi konuştuğu için, insan gibi hissettiği sanılabiliyor.

Oysa akıcı dil kullanımı bilinç kanıtı değil. Dil, yalnızca dışarıdan görülen bir beceri. İçeride gerçekten bir deneyim olup olmadığını göstermez. Bu yanılgıyı güçlendiren şeylerden biri de kullanılan dil.

Yapay zeka için “halüsinasyon görüyor” gibi ifadeler kullanıldığında, ona sanki yaşantısı olan bir varlıkmış gibi yaklaşılmış olur. Oysa burada olan, yanlış ya da uydurma çıktı üretmesi.

İnsan deneyimine ait kavramları makinelere taşımak, onları olduğundan fazla canlı ve derin göstermeye başlar.

Beyin bilgisayar değil

Bilinçli yapay zeka düşüncesi büyük ölçüde şu varsayıma dayanıyor: Doğru türde hesaplama yapıldığında bilinç ortaya çıkar. Ama bu varsayım sağlam değil. Çünkü beyin, sıradan anlamda bir bilgisayar gibi çalışmaz.

Bilgisayar software (yazılım) ve hardware (donanım) olarak ayrılabilir. Aynı yazılım farklı makinelerde çalışabilir. Beyinde ise işleyiş ile maddi yapı birbirinden kopuk değil. Nöronlar, kimyasal süreçler, metabolizma, hücresel düzen ve bedenle kurulan sürekli ilişki bir arada. Beyin yalnızca bilgi işleyen bir aygıt değil, yaşayan organizmanın parçası. Bu yüzden onu “ete bürünmüş bilgisayar” diye görmek fazla basit bir benzetme olur. Üstelik biyolojik zaman ile dijital işlem de aynı değil.

Bilgisayar için sıra önemli. Süreç ister çok hızlı ister çok yavaş gerçekleşsin, aynı hesaplama sayılır. Oysa canlı sistemlerde zaman fiziksel ve sürekli. Hayat, bozulmaya karşı sürekli mücadele eden bir akış. Bilinç de bu akıştan kopuk düşünülmez.

Hayatın rolü

Bilincin yaşamla bağlı olabileceği düşüncesi burada önem kazanıyor. Çünkü bugün bilinçli olduğu konusunda geniş ölçüde uzlaşı bulunan bütün varlıklar canlı. İnsanlar, hayvanlar ve genel olarak deneyim sahibi kabul edilen bütün varlıklar, biyolojik yaşam taşır. Bu durum, bilincin yalnızca bilgi işlemeden doğmadığını düşündürüyor.

Algı da salt dış dünyayı kaydetmek değil. Beyin, dünyayı doğrudan kopyalamaz; sürekli tahminler üretir, gelen sinyallerle bunları düzeltir. Bu süreç aynı zamanda bedenin iç dengesini koruma göreviyle bağlantılı. Kalp atışı, solunum, enerji dengesi, iç organların durumu ve genel fizyolojik düzen yaşamı sürdürmenin parçası. Duygu, ruh hali ve “hayatta olma hissi” de bu zemin üzerinde yükselir. Bu nedenle bilinç, bedenden ve canlılıktan koparılıp salt hesaplama düzeyine indirgenemez.

Simülasyon bilinç üretmez

Bir şeyin bilgisayar modeli yapılabilir. Ama model ile gerçek şey aynı değil. Yağmur simülasyonu kimseyi ıslatmaz. Sindirim sistemi simülasyonu yemek sindirmez. Benzer biçimde, beynin ne kadar ayrıntılı olursa olsun dijital simülasyonu da kendiliğinden bilinç üretmez.

Bu ayrım önemli. Çünkü zihni makineye yükleme, dijital ölümsüzlük ya da bilinçli kopyalar yaratma gibi fikirler, simülasyon ile gerçek varlık arasındaki farkı silikleştirir.

Eğer bilinç gerçekten biyolojik yaşama ve maddi örgütlenmeye bağlıysa, bilgisayardaki bir model ancak model olarak kalır.

Yapay zeka deney/foto:AFP

Asıl yakın tehlike

En büyük risk gerçekten bilinçli makinelerin ortaya çıkması olmayabilir. Daha yakın ve daha somut tehlike, bilinçliymiş gibi görünen yapay zeka sistemleridir. İnsanlar bu sistemlere bağlanabilir, onları hisseden varlıklar sanabilir, onlarla duygusal ilişki kurabilir.

Böylece psikolojik zaaflar sömürülebilir, ahlaki öncelikler kayabilir ve insan zihni bu ilişki içinde aşınabilir.

Burada iki yönlü bir sorun var. Bir yandan bilinç taşımayan sistemlere gereksiz haklar tanınabilir. Öte yandan bilinçliymiş gibi görünen şeylere karşı duyarsızlık geliştirmek de insanı duygusal olarak sertleştirebilir. Yani sorun yalnızca makinelerle ilgili değil; onlara nasıl davrandığımızın bizi nasıl dönüştürdüğüyle de ilgili.

Neden bilinçli yapay zeka istenmemeli

Gerçekten bilinçli bir yapay zeka yaratmak etik açıdan ağır sonuçlar doğurur. Böyle bir durumda dünyaya yeni acı biçimleri, yeni hak talepleri ve yeni ahlaki sorumluluklar eklenmiş olur. Eğer bu varlıklar gerçekten bilinçliyse, onlara araç gibi davranmak kabul edilemez. Hak verilirse bu kez onları kapatmak, sınırlamak ya da denetlemek daha karmaşık hale gelir.

Bu nedenle bilinçli yapay zeka üretmek teknik bir başarı değil, ahlaki bir felaket ihtimali olarak da görülmeli.

Üstelik tehlike yalnızca bugünkü dil modelleriyle sınırlı olmayabilir. Biyolojik malzemeyle geliştirilen beyin benzeri yapılar ya da canlı dokuya dayalı teknolojiler, bilinç sorusunu çok daha ciddi hale getirebilir. Asıl dikkat edilmesi gereken alanlardan biri de budur.

İnsanı küçültme riski

Yapay zekaya aşırı anlam yüklemek, insanı eksiltme tehlikesi taşır. İnsan deneyimini yalnızca bilgi işleme olarak görmeye başladığımızda, makineleri abartırken kendimizi küçültmüş oluruz. Düşünceyi, duyguyu, bedeni ve canlı varoluşu algoritmaya indirgeyen yaklaşım, insan hayatının zenginliğini örter.

Bu yüzden mesele yalnızca makinelerin bilinçli olup olmayacağı değil. Asıl mesele, insanın kendisini nasıl anladığı. Eğer insanı da sadece işlem yapan bir sistem gibi kavrarsak, hem bilinci hem de yaşamı yanlış anlarız.

Sonuç

Yapay zeka toplumu dönüştürüyor ve dönüştürmeye devam edecek. Ama bu değişimi değerlendirirken bilinç konusunda aceleci ve büyülü anlatılara kapılmak ciddi bir hata olur. Bilinç, büyük ihtimalle yalnızca hesaplama değil; beden, yaşam, zaman ve biyolojik örgütlenmeyle bağlı bir olgu. Bu nedenle daha güçlü yapay zeka sistemlerinin otomatik olarak bilinç kazanacağını varsaymak için sağlam bir neden yok.

Bugün yapılması gereken, bilinçli makine hayaline kapılmak değil; bilinçliymiş gibi görünen sistemlerin yaratacağı etik, toplumsal ve psikolojik sonuçları ciddiye almaktır. İnsan deneyimini makineye benzetmek yerine, canlı olmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmek daha hayati görünüyor.

 

* Anil Seth, Birleşik Krallık’taki Sussex Üniversitesi’nde sinirbilim profesörü ve Bilinç Bilimi Merkezi’nin direktörü. Aynı zamanda Kanada İleri Araştırmalar Enstitüsü’nün Beyin, Zihin ve Bilinç programında eş direktör olarak görev yapmakta.

Kaynak link: https://www.noemamag.com/the-mythology-of-conscious-ai/

***

Çöl/güneş panelleri/foto:AFP

Çölde güneş panelleri yağmur üretebilir mi?

Çeviri: Yeni Özgür Politika

Dünyanın pek çok kıyı bölgesinde yeraltı suyu hızla tükeniyor ve yerini deniz suyuna bırakarak içme suyu kaynaklarını tuzlu ve kullanılamaz hale getiriyor. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi kurak bölgelerde bu tehdit belirgin: Yılda metrekareye yaklaşık 100 mm yağmur düşerken, artan nüfus ve tarım talepleri nedeniyle yeraltı suları aşırı çekiliyor. Sonuçta kıyılardaki tatlı su kaynakları tuzlanıyor. Jakarta, Hindistan, ABD ve Akdeniz kıyılarında da benzer sorunlar gözleniyor.

Solar panelleri, çöl ve yağmur

Bu bağlamda Almanya Hohenheim Üniversitesi'nden Dr. Oliver Branch ve Prof. Volker Wulfmeyer liderliğindeki araştırmacılar, çölde büyük ölçekli güneş enerjisi santralleri (solar parklar) kurarak yapay yağış artırma potansiyelini inceliyor. Temel mekanizma şu: Koyu renkli solar paneller (veya "artificial black surfaces - ABS"), çöl kumundan (albedo yaklaşık 0,3) çok daha fazla ısı emer (etkin albedo yaklaşık 0,05-0,19 aralığında). Bu, yer seviyesinde güçlü sıcak hava yükselişleri (updrafts) yaratır. Nemli deniz havası (örneğin Basra Körfezi'nden) bu alana çekilir, yükseldikçe soğur, yoğuşur ve bulutlara, ardından yağmura dönüşebilir. Yapay kum tepeleri (artificial dunes) ve jojoba gibi düşük albedo'lu çöl bitkileri de benzer ısıtma etkisini destekleyebilir.

2024'te Earth System Dynamics dergisinde yayımlanan modelleme çalışmasına göre, 20 km²'lik bir alan uygun koşullarda günde ortalama yaklaşık 571.000-600.000 m³ ekstra yağış potansiyeli yaratabiliyor. Böyle bir etki yılda 10 gün gerçekleşirse, BAE kişi başı su tüketim oranlarıyla 30.000'den fazla kişiye yetecek yıllık su kaynağına denk geliyor. Daha büyük ölçeklerde (30-50 km²) bu rakam 50.000-125.000 kişiye çıkabiliyor.

Yağış artırma teknolojileri…

Projenin asıl amacı, kıyıya yakın çöl bölgelerinde bu tür tesisler kurarak tatlı su üretimini artırmak ve böylece yeraltı suyu çekimini azaltmak yoluyla kıyı tuzlanmasını dolaylı yoldan yavaşlatmak. Araştırmacı Oliver Branch, "Bazı solar parklar artık doğru boyuta yaklaşıyor. Belki de bu etkiyi üretmek bilim kurgu değil" diyor.

Proje, BAE'nin UAEREP (UAE Research Program for Rain Enhancement Science) programı tarafından destekleniyor. Bu uluslararası program yılda 5 milyon USD bütçeyle yağış artırma teknolojilerini finanse ediyor. Araştırmacılar, Mohammed bin Rashid Al Maktoum Solar Park gibi mevcut büyük tesisler yakınında yüksek çözünürlüklü LiDAR ölçümleri yapacak ve model sonuçlarını sahada test edecek. RAINLAND projesi kapsamında arazi örtüsü ve topoğrafya değişikliklerinin nemli konveksiyonu nasıl tetikleyebileceği inceleniyor. BAE yönetimi bu tür yenilikçi yaklaşımlara önem veriyor; prototip ve ölçeklendirme çalışmaları devam ediyor.

Ancak uzmanlar temkinli yaklaşıyor. Modelleme sonuçları umut verici olsa da henüz gerçek saha testi yapılmadı. Yan etkiler, farklı rüzgar paternleri ve diğer kurak kıyı bölgelerine (Namibya, Meksika, Avustralya vb.) transfer edilebilirlik ayrı çalışmalar gerektiriyor.

Kaynak: Avrupa Yerbilimleri Birliği'nin (European Geosciences Union) Earth System Dynamics (Yer Sistemi Dinamikleri) adlı dergisinden kısaltılarak alındı.

Kaynak link: https://esd.copernicus.org/articles/15/109/2024/