Almanya’da seçimler yaklaşırken: Tartışmalar, tutumlar

Dosya Haberleri —

25 Ağustos 2021 Çarşamba - 21:39

  • Almanya Federal Parlamentosu, 26 Eylül 2021’de yeniden seçilecek. Seçim kampanyalarına en fazla etki eden tartışmaları ve partilerin tutumlarını özetledik…

HABER MERKEZİ

Almanya’da 26 Eylül 2021’de yapılacak seçimler için “sath-ı mail” başladı; partilerin afişleriyle dolan sokaklara da seçim atmosferi giderek daha fazla hakim olmaya başlıyor.

Bu seçimlerin en önemli yanı, bir süredir devam eden bazı önemli tartışmaların eskiye nazaran biraz daha keskinleşmiş ve belirleyiciliği artmış biçimde seçim kampanyalarına (ve görünen o ki sonuçlara) etkisi.

Partilerin seçim sloganlarını belirleyen bu tartışmaları şöyle özetlemek mümkün:

İKLİM KRİZİ

* Almanya’daki yurttaşlar, bugüne kadar, küresel iklim değişikliğinin can alıcı etkilerinin büyük oranda seyircisi durumundaydı. Ülkenin batısında Temmuz ayında gerçekleşen ve 190 insanın ölümüne sebep olan sel felaketi ise bu etkileri ilk defa ülke sınırları içine taşıdı. Evlerini ve eşyalarını yitirmiş Almanların, çamur ve kırık-dökük mobilya deryasına dönüşmüş sokakların fotoğrafları, Almanlara “tehlikenin yakınlığını” anlatıyordu.

Seçimler bağlamında özellikle fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasıyla ilgili gündeme geliyor. Almanya’yı Yeşiller 20 yıl içinde, Sol Parti 2035’e, CDU/CSU, SPD 2045’e, FDP ise 2050’ye kadar “iklime zararsız” hale getirmeyi vaat ediyor. AfD, bu hedefleri kökten reddediyor.

DIŞ POLİTİKA

* Afganistan’da ABD öncülüğündeki uluslararası güçlerin çekilmesi ve Taliban’ın ülkeye parça parça hakim olması sırasında ortaya çıkan görüntüler de Almanya’nın iç politikasına da etki eden sonuçlar ortaya çıkarıyor. Bu görüntüler, bazı yurttaşlarda giderek kadimleşen “mülteci korkusunu” açığa çıkarırken; insani duyarlılıkları ve demokratik bir politik bilinci olanlar, Almanya’nın dış politikası ve silah ticareti eliyle bu krizlerdeki suç ortaklığını tartışmaya açıyor. Aynı tartışma, Kürdistan’a yönelik Türk devletinin işgal saldırıları bağlamında, özellikle Efrîn’in işgali sırasında da gündem olmuştu.

Seçim programlarında CDU/CSU, FDP ve SPD, Almanya dış politikasının neredeyse olduğu gibi devamını savunuyor; Yeşiller ve Sol Parti, Avrupa Birliği’nin “sosyal ve ekolojik bir devletler birliği” olarak reforme edilmesini istiyor; AfD ise Almanya’nın Avrupa Birliği’nden ve ortak para biriminden ayrılması gerektiğini savunuyor.

GÖÇ VE MÜLTECİLER

* Almanya, bir yandan düzenli olarak kalifiye göçmene ihtiyaç duyuyor ve bu kapsamda çevre ülkelerdeki yetenekli ve tahsilli çalışanları ülkeye çekmek için yasal düzenlemeler yapıyor. Avrupa Birliği sınırlarına yığılan mültecilerle ilgili politika ise giderek daha da sertleşiyor. Türkiye’deki faşist diktatörlüğün mültecileri Avrupa’dan uzak tutmak için desteklenmesi konusunda da Almanya, öncü rol üstleniyor. Göç ve mülteci meselesi, Almanya’nın iç politikasına ve seçmen davranışlarına da etki ediyor. Ülkede ırkçılığın ve sağ reaksiyonerliğin üzerinde yükseldiği bir zemin de burası oluyor.

Irkçı parti AfD, kendisinden beklendiği üzere göç konusundaki yasaları sertleştirmeyi ve mültecileri gerekirse silah zoru ile engellemeyi vaat ediyor. Sol Parti, mülteciler için yasal ve güvenli yolculuk imkânlarının Avrupa Birliği ve Almanya tarafından sağlanmasını, AB’nin sınır güvenlik ajansı Frontex’in kaldırılmasını ve Türkiye ile yapılan “mülteci anlaşmasının” iptalini talep ve vaat ediyor; aile birleşimi konusundaki sınırlamaları da kaldırmak istiyor. FDP, CDU/CSU, SPD ve Yeşiller ise bu konuda benzer tezleri savunuyorlar: İltica hakkına dair genelgeçer sözlerin yanında sınırların (bu kapsamda Frontex’in) “yasadışı göçe” karşı güçlendirilmesi ve reddedilen iltica talepleri ardından hızlandırılmış sınırdışı süreci.

Sol Parti’nin seçim sloganlarından biri, “Emekli maaşını yükseltin, emeklilik yaşını düşürün!”

KORONAVİRÜS SALGINI

* Koronavirüs salgını ve alınan önlemler de halen önemli bir tartışma başlığı olmayı sürdürüyor. Ülkede geçtiğimiz hafta sonu da “virüs inkârcıları” ya da “aşı karşıtları” olarak anılanların yürüyüşleri vardı. Bu eylemler, son dönemlerde özellikle mülteci karşıtlığı ve iklim krizi inkârcılığı ile görünür olan sağcılığın da yeni yataklarından birine dönüşmüş görünüyor. Salgın, ayrıca Almanya’nın sağlık sistemine ilişkin de bir tartışma başlattı ve partiler özellikle kamu ve özel sigortalarını barındıran sistem ile ilgili vaatlerle seçmen önüne çıkıyor.

AFD’NİN OYLARI

* Bu seçimler, Almanya’daki sağ reaksiyonerliği örgütleyen Almanya İçin Alternatif’in (AfD) alacağı oylar açısından da önemli olacak. 2017 yılında düzenlenen son federal parlamento seçimlerinde AfD, oyların yüzde 12,6’sını almıştı. Parti, özellikle salgın döneminde hem seçmenleri hem de üyelerini kısmen bölmeyi başaran tartışmalara mekân olsa da son anketlerde oyları, yüzde 11 dolayında görünüyor.

EMLAKTA TEKELLEŞME

* Seçimlere etki eden bir başka önemli konu ise emlak piyasasındaki yükseliş ve giderek daha büyük bir sorun halini alan “kentsel soylulaşma”. Almanya’nın başta büyük şehirler olmak üzere birçok şehrinde Vonovia, Deutsche Wohnen gibi emlak şirketleri, binlerce daireyi satın aldı. Bu şirketlerin en büyüğü olan Vonovia’nın 2020 yılı cirosu, 4 milyar Euro’nun üzerindeydi ve şirket, 10 bin 622 personel çalıştırıyor. Dolayısıyla bu şirketler, kiralar konusunda da karar verici pozisyona ulaşmış bulunuyor. Bir yandan kırsal alanlardan kentlere ve dünyanın “çevresinden” Almanya’ya göçlerin yoğunlaşması, diğer yandan ise ev piyasasının giderek bu tekelciliğin hakimiyeti altına girmesi, özellikle büyük şehirlerde kiraları müthiş yükseltmiş durumda.

Sol Parti, seçim programında emlak şirketlerinin kamulaştırılmasını talep ve vaat ediyor. Yeşiller, odağını iklime zararsız ikamet olanaklarının yaratılması konusuna yerleştiriyor. CDU/CSU, FDP ve AfD, Sol Parti tarafından talep edilen kiraların yükselişine karşı “frenleme önlemlerini” reddediyor.

VERGİ SİSTEMİ

* Vergi sistemi, Almanya’daki neredeyse bütün tartışmaların bir yan konusu olarak da ortaya çıkan önemli bir tartışma başlığı; keza ülke, yüksek vergi oranlarıyla da biliniyor. Koronavirüs salgını ve son sel felaketi ile birlikte devlet borçlanmalarındaki artış ve kamu hizmetlerine yapılan devlet yatırımlarıyla ilgili tartışmalar da vergi sistemini seçim programlarının önemli bir konusu hâline getirdi.

Seçimlere katılan neredeyse bütün partiler, küçük ve orta ölçekli işletme sahiplerinin daha az vergi ödemesi gerektiğini söylüyor. Sol Parti, en yoksullardan alınan vergilerin azaltılıp açığın en zenginlerden alınacak daha yüksek vergilerle kapatılmasını öneriyor. Yeşiller de yılda 100 bin Euro’dan fazla kazanan bekarlar ve 200 bin Euro’dan fazla kazanan evlilerden yüzde 45 oranında vergi alınması gerektiğini savunuyor. Aynı sınır, SPD’de bekarlar için 250 bin, evliler için 500 bin Euro. AfD, vergi sisteminin basitleştirilmesi gerektiğini savunur ve “zenginlere ek vergi” konusunda pek bir şey söylemezken; CDU/CSU ve FDP ise zenginlerin daha sert vergilendirilmesine karşı çıkıyor; hatta liberal FDP, servet vergisinde düşüş vaat ediyor.

Önemli ayrım noktalarının belirgin olduğu bu başlıkların yanı sıra seçim tartışmalarında iş piyasası, eğitim, dijitalleşme ve bakım hizmetleri konuları, önemli rol oynuyor.

 

SPD yıllar sonra CDU/CSU’nun önünde

Almanya’da uzun yıllardır kan kaybı yaşayan Sosyal Demokrat Parti (SPD), 2006’dan bu yana ilk defa bir ankette CDU/CSU’nun az farkla önüne geçti. Son anketlerde oyları yüzde 7’ye gerilemiş olan Sol Parti’deki oy kaybının da sürdüğü görülüyor. Forsa şirketi tarafından yapılan ve sonuçları Salı günü açıklanan ankette ortaya çıkan oy oranları, parantez içinde 2017 Seçimleri’nde aldıkları oy oranlarıyla birlikte, şöyle:

*  SPD: Yüzde 23 (yüzde 20,5)

*  CDU/CSU: Yüzde 22 (yüzde 32,9)

*  Yeşiller: Yüzde 18 (yüzde 8,9)

*  FDP: Yüzde 12 (yüzde 10,7)

*  AfD: Yüzde 10 (yüzde 12,6)

*  Sol Parti: Yüzde 6 (yüzde 9,2)

* Diğerleri: Yüzde 9 (yüzde 5)

 

Katılım oranı

Almanya’da yurttaşların seçimlere katılım oranı, 1983’te yapılan federal parlamento seçimlerine kadar hep yüzde 85’in üzerindeydi. 1987’den sonra ise çoğunlukla yüzde 80’in altında kaldı. Aynı oran, eyalet parlamentoları için yapılan seçimlerde yüzde 50’nin altına düşüyor.

Federal Seçimler açısından bu oran, 2009’da “en dibi” gördü: Seçmenlerin yüzde 70,8’i oy kullandı. Aynı trend, seçmenlerin yüzde 71,5’inin oy kullandığı 2013 seçimlerinde de devam etti.

2017’de yapılan son Federal Parlamento Seçimleri’nde ise katılım oranı, yüzde 76,2’ye çıktı.

İki oylu sistem

Almanya seçim sistemi, “karma üyeli orantılı temsil sistemi” olarak tanımlanıyor. Meclis’in dört yıllık çalışma dönemi milletvekilleri seçiliyor ve bu vekillik koltukları, eyaletlerin seçmen sayısı ile orantılı olarak 16 Almanya eyaleti arasında dağıtılıyor.

Her seçmenin iki oyu var: Bu oylardan biri (birincil oy), “seçim bölgesi oyu” olarak da tarif ediliyor ve seçmenler, kendi seçim bölgelerindeki adaylara oy veriyor. İkincil oy ile ise seçmenler, bir parti listesine oy veriyor.

Bu sistem, her zaman en az 598 üyeye sahip olan Federal Parlamento’da her seferinde çok sayıda “tazminat koltuğunun” da bulunmasına neden oluyor. Mesela şu anki Federal Meclis, 709 sandalyeye sahip. Bunların 598’i seçim aritmetiğine göre kazanılmış “normal” sandalyeler; 111’i ise birincil ve ikincil oylar arasındaki farklardan kaynaklanan “tazminat” koltukları.

 

Azınlık partilerine baraj yok

Almanya’da 1953’ten beri Federal Parlamento Seçimleri’nde yüzde 5 barajı uygulanıyor. Türkiye’deki yüzde 10’luk seçim barajından da tanıdığımız bu sistemde partiler, yüzde 5’ten daha az oy aldıklarında parlamentoya vekil gönderemiyorlar.

Almanya seçim sistemine göre bazı azınlık partileri ise bu sistemden azade tutuluyor. Mesela Schleswig-Holstein Eyaleti’nde faaliyet gösteren ve Danimarkalı azınlığı temsil eden parti (Südschleswigsche Wählerverband) ve Brandenburg ile Saksonya eyaletlerindeki Sorbları temsil eden parti (Die Friesen), seçim barajından etkilenmiyor.

 

10 milyon insanın oy hakkı yok!

Almanya’da yaşayan (2019 rakamlarına göre) 83 milyon insanın 21,2 milyonunun (yüzde 26’sının) geçmişinde bir göç hikâyesi bulunuyor. Bunların yüzde 52’si (11,1 milyon kişi) Almanya vatandaşı, yüzde 48’i ise (10,1 milyon kişi) geldikleri ülkenin pasaportunu ya da mülteci pasaportu taşıyor.

Ülkede vatandaş olmayan göçmenlerin seçme ve seçilme hakkı bulunmuyor. Bu “yabancılar”, onlarca yıldır Almanya’da ikamet ediyor, vergi ödüyor ve sosyal/ekonomik/siyasi hayata katılım gösteriyor olsalar dahi oy kullanamıyorlar.

 

Partiler ve adayları

Almanya Federal Parlamentosu’na giren ve halen parlamentoda gruplarıyla temsil edilen 6 büyük partinin şansölye adayları şöyle:

* Hristiyan Demokratlar Birliği / Hristiyan Sosyal Birliği (CDU/CSU): Armin Laschet

*  Yeşiller Partisi (Die Grünen): Annalena Baerbock

*  Sosyal Demokrat Parti (SPD): Olaf Scholz

*  Hür Demokratlar Partisi (FDP): Christian Lindner

*  Sol Parti (Die Linke): Janine Wissler ve Dietmar Bartsch

*  Almanya İçin Alternatif (AfD): Alice Weidel ve Tino Chrupalla

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.