Meloni’nin anayasa hamlesi duvara tosladı
Dosya Haberleri —

Referandum /foto:AFP
- Meloni kaybetti. Onu destekleyen neoliberal şakşakçı Demokratlar da kaybetti. Bu referandumu, göçmenlerin hukuki güvencelerini zayıflatmanın bir yolu olarak gören ırkçılar da kaybetti.
David Broder* -Çeviri: Yeni Özgür Politika
Bu zaferi, 1946’da monarşiye karşı yapılan Cumhuriyet referandumunda kıl payı kazanılan zafer gibi görüyorum.” İtalya’daki yargı reformu referandumunda başarı ile sonuçlanan “Hayır” kampanyasının önde gelen isimlerinden Giovanni Bachelet’in bu sözleri, coşkulu ama anlaşılır.
Geçmiş mücadeleler modern İtalyan Anayasası’nın temelini atmıştı. Bu oylama ise mevcut yasal metni korudu.
Bachelet’in vurgusu, sonucun arkasındaki temel eğilime de işaret ediyor. Önceki referandumların da gösterdiği gibi, İtalyanların çoğu, kısa ömürlü seçim yetkilerine dayanarak Cumhuriyet’in kurucu metninin yeniden yazılmasından hoşlanmıyor.
Meloni’nin önerisi neydi?
Bu referandumda sonucu öngörmek zordu. Daha birkaç ay önce anketler, Başbakan Giorgia Meloni’nin “Evet” cephesini güçlü biçimde önde gösteriyordu. Hükümet, hakimler ile savcıların kariyer yollarının ayrılmasını (aynı kişinin iki rolü birden üstlenememesi) öneriyor, ayrıca seçimle değil kura yoluyla (rastgele seçim) oluşturulacak denetim organları kurulmasını istiyordu.
Bu düzenleme, tam anlamıyla bir güç gaspı olmasa da, yargının siyasal alandaki etkisini budamak anlamına geliyordu. Berlusconi’den bu yana sağın “baş belası” diye gördüğü yargının sesini kısmak, aynı zamanda Meloni’nin post-faşist partisinin uzun süredir hedeflediği bir noktaya da yaklaşıyordu: Direniş partilerince kaleme alınan anayasayı (yeniden) yazma sürecinde söz sahibi olmak.
Meloni’nin partisinin savaş sonrası selefleri de parti-siyaseti “hizipçiliğine” karşı kurayı savunmuştu.
“Hayır” kazandı
Referandum öncesi uygulanan anket yasağı ve Pazar-Pazartesi sabahı açıklanan ilk katılım verileri üzerinden yapılan amatör yorumların ardından, nihai tablo netleşti.
“Hayır” yüzde 54’ün üzerinde oy aldı, katılım yaklaşık yüzde 60’tı. Bu katılım, hükümetin önerdiği en son anayasa referandumundaki (COVID döneminde milletvekili sayısını azaltan oylama) katılımdan yüksekti. Ancak liberal-merkezci Başbakan Matteo Renzi’nin siyasi kaderini ortaya koyduğu ve kaybettiği 2016 reformuna karşı çıkanların yarattığı katılımın altında kaldı. Renzi örneğinden farklı olarak, bu referandum Meloni’yi düşürmeyecek. Yine de, Meloni’nin artık yerleşmiş “seçim dokunulmazlığı” imajını zedeledi ve bu durum Anayasa’yı yeniden yazmaya dönük başka planları da zayıflatabilir.
Kampanyada korku dili öne çıktı
Adalet Bakanı Carlo Nordio, sonuçlar açıklandıktan sonra hükümetin “son derece teknik” teklifi halka anlatmak için büyük çaba harcadığını söyledi. Reformun içeriğinin anlaşılması kuşkusuz seçmenin önemli bir kısmı için oldukça güçtü. Bir araştırmada “Evet” seçmeninin hatırı sayılır bir bölümü, oyunu reformun “esasına” bağlarken, “Hayır” seçmeni daha çok Anayasa’yı savunmayı ya da yürütmeye yönelik eleştiriyi öne çıkardı.
Buna rağmen kampanyanın tonu, birçok kişi için meselenin hükümete, hatta Meloni’ye “yetki vermek” olup olmadığına indirgendiğini gösteriyordu. İtalya’da artık milyonlarca üyesi olan kitle partileri ve yerel toplantılarında hafta içi akşamlarını geçiren bir insanlar yok. Yine de referandumda seçmenlerin yüzde 80’inden fazlası, desteklediği partinin tutumuna paralel biçimde “Evet” ya da “Hayır” saflarında yer aldı.
Meloni, uluslararası alanda kendini “Avrupalı devlet kadını” ve Trump’a yakın bir arabulucu gibi konumlandırırken iç polemiklerde çoğu zaman daha alt düzey isimleri öne çıkarıyor. Ancak bu kampanyada doğrudan kendi otoritesini ortaya koydu. Yargı planı reddedilirse “absürt kararlar” çıkacağını, “göçmenlerin, tecavüzcülerin, pedofillerin, uyuşturucu satıcılarının serbest kalacağını” ve bunun “güvenliği riske atacağını” söyledi.
Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri Partisi’nden (Fratelli d’Italia) bazı milletvekilleri, “Hayır” oyu için dua eden Müslüman kalabalıkları gösteren resimler paylaştı. Hükümet yanlısı Libero gibi gazeteler, ülkedeki İslami grupların varlığını “Hayır” cephesinin bir “silahı” diye sundu.
Koalisyon ortağı Lig (Lega) da referandumu, “yasadışı göçmenlerin dostu hakimleri durdurma” fırsatı olarak çerçeveledi. Böylece reform, “kızıl” olduğu varsayılan, söz dinlemez bir yargıyı köstekleyerek hükümetin göçmenlere karşı daha sert davranmasının yolu diye pazarlandı.
Bu söylem, sağ tabanı -özellikle de merhum Berlusconi’nin Forza Italia’sındaki kadroları- harekete geçirmiş olabilir. Ama ülkenin çoğunluğunu peşinden sürüklemedi. Bu da hükümetin “geniş toplum desteğine sahip olduğu” yönündeki bazı kabulleri sarsıyor. Çünkü 2022 seçimlerinden bu yana iktidar blokunun anketlerdeki gücü büyük ölçüde korunmuştu: Meloni sağ seçmen içinde konumunu sağlamlaştırmış, Fratelli d’Italia ortaklarının oylarını kısmen kendine çekmiş, ayrıca medyada etkisi büyük ama oy gücü küçük çevrelerde de hatırı sayılır bir sempati toplamıştı.
Muhalefet için bir eşik mi?
Sol kanadın vatandaşlık hakları veya iş kanunu konusunda halk inisiyatifiyle referandum düzenleme yönündeki son girişimleri, düşük katılım oranı nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Buna rağmen Meloni’nin popülerliğini değerlendirirken seçmen içindeki derin bölünme de hesaba katılmalı. Merkez soldan kopan az sayıda neoliberal-şahin isim, reformu desteklemiş olsa da, propaganda çoğunlukla bunu hükümet-yargı çatışması ya da doğrudan “hükümetten yana/karşı” tercihi olarak sunuldu. Bu nedenle sonuç, büyük ölçüde katılıma bağlıydı.
Başta Güney’de düşük katılım ve sağın güçlü olduğu Lombardiya ile Veneto’da yüksek katılım haberleri, “Evet”in yararına görünüyordu. Ama nihai sonuç farklı bir tablo ortaya koydu: büyük kentlerde ve genç seçmenler arasında katılım yüksekti ve bu kesimler ağırlıklı olarak reformun karşısında yer aldı.
Sonuç, genel hatlarıyla “geniş cephe” diye anılan muhalefet bileşimi için nadir bir başarı olarak görülebilir. Bu bileşimde Elly Schlein’in Demokratları (Demokrat Parti — PD), eski başbakan Giuseppe Conte’nin eklektik ama kendini “ilerici” diye tanımlayan Beş Yıldız Hareketi (M5S) ve daha soldaki Yeşil-Sol İttifakı gibi partiler bulunuyor. 2022’den beri muhalefette olan bu güçler, Meloni Koalisyonu’na karşı etkili bir darbe indirmekte zorlanıyordu. Ne bölgesel seçimler ne de 2024 Avrupa seçimleri, Meloni’nin siyasi inisiyatifi kaybettiğini göstermişti.
Partiler farklı toplumsal tabanlara sesleniyor: M5S daha çok Güney’de ve düşük gelir gruplarında, PD ise daha yaşlı bir kitleye hitap ediyor ve mavi yakalı tabanını büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Yine de referandum sonucu genel olarak bu ittifakın haklılığını teyit eden bir gelişme olarak algılanacaktır. Ya da Meloni lehine çıkacak bir “Evet”in tetikleyebileceği tartışmaları şimdilik önlemiş olacak.
2027’ye giden yol
Bu durum, söz konusu güçlerin 2027 genel seçimlerini kazanmaya hazır olup olmadıkları sorusunu gündeme getiriyor. Referandum sonucu, Meloni hükümetini gündeme getirilen diğer seçim reformlarından vazgeçirirse, bu güçlerin işi biraz daha kolaylaşabilir. Hükümet, en büyük koalisyona sandalye çoğunluğunu garanti altına almak için ya Anayasa’yı kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlemeyi (doğrudan seçilen bir başbakan getirmeyi) ya da basit bir parlamento oylamasıyla seçim sistemini yeniden dengelemeyi gündemine almıştı.
Bu adımlar, Meloni’nin sağ blokunun 2027’den sonra yüzde 50 oy eşiğine ulaşmasa bile iktidarı elinde tutmasının araçları olarak görülüyor. Hükümet, yargı referandumunu kazansaydı bunu kendi çizgisinin “onaylanması” olarak sunacaktı. Ama öyle olmadı. Yine de seçim reformunun tamamen rafa kalktığını varsaymak için erken. Üstelik koalisyon ortakları arasında Meloni’yi sarsacak bir çatlak da şimdilik görünmüyor.
Yıllardır dış basındaki kimi çevreler Meloni’yi “İtalyan halk iradesi”nin vücut bulmuş hâli gibi pazarladı. Pragmatik, Avrupa yanlısı, Washington’la uyumlu ve aynı zamanda “sıradan insanların” ihtiyaçlarını sezebilen bir lider… Bu, düpedüz propagandaydı. İtalya’nın pek parlak olmayan ekonomik performansı, hükümetin düşük ücretli büyüme modeline inatla bağlı kalması ve Meloni’nin İran’a karşı yürütülen mevcut savaş konusunda tutarlı bir çizgi kuramaması, bu “pragmatizmin” herkese uymadığını gösteriyor.
Buna rağmen, Meloni’ye 2022’de oy veren on iki milyonluk tabanda şimdilik belirgin bir çözülme yok. Muhalefetin asıl görevi, sandığa gitmeyen daha geniş kesimleri harekete geçirmek. Özellikle de kemer sıkma politikalarıyla anılan Demokrat hükümet dönemlerinin geride bıraktığı
güvensizlikten sonra, bu referandumda katılımın yüzde 60’a ulaşması bile bazı gözlemcileri şaşırttı. Oysa 20 yıl öncesine kadar yüzde 80’in üzerinde katılımın görüldüğü bir ülkede, “geniş cephe”nin özellikle düşük gelirli seçmene ulaşmak için hâlâ aşması gereken uzun bir yol var.
Meloni kaybetti. Onu destekleyen neoliberal şakşakçı Demokratlar da kaybetti. Bu referandumu, göçmenlerin hukuki güvencelerini zayıflatmanın bir yolu olarak gören ırkçılar da kaybetti. Bu referandum, Anayasa’ya karşı sonrasında gelebilecek başka hamleleri de muhtemelen yavaşlattı.
Bu durum, mevcut hükümetin ve Avrupa genelinde yükselen aşırı sağa karşı duranlar açısından oldukça iyi bir haber. Ancak yapılacak çok iş var. Anayasa, “tüm emekçilerin ülkenin siyasal, ekonomik ve toplumsal örgütlenmesine etkin katılımı”nın önündeki engellerin kaldırılmasını vaat ediyor. Bugün bu vaat ile gerçeklik arasındaki mesafe her zamankinden daha büyük. Bu umudu somut bir hedefe dönüştürmek ve “Hayır” oyu verenlerin ötesine seslenebilmek, geniş sol kamp için acil bir görevdir.
* David Broder, Jacobin’in Avrupa editörü. Fransız ile İtalyan komünizmi üzerine çalışan bir tarihçi.
Jacobin’den kısaltılarak alındı.
Kaynak: https://jacobin.com/2026/03/meloni-italy-justice-reform-referendum












