Ateşkesin gölgesinde Kobanê eşiği
Forum Haberleri —

Kobanê/foto:AFP
- Kobanê, Suriye’deki mücadelenin askeri olduğu kadar ahlaki ve siyasal boyutlarını da yoğunlaştıran bir düğüm noktasıdır.
HÜSEYİN SONKAYA
ABD öncülüğündeki HTŞ çizgisi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 15 gün uzatılan ateşkes, sahada şiddeti durdurmaktan çok güç ilişkilerini yeniden düzenleyen bir zaman yönetimi aracına dönüşmüş durumda.
Suriye’de 15 yıldır devam eden savaş, klasik çatışma ve barış kavramlarının içini büyük ölçüde boşalttı. Özellikle son yıllarda ilan edilen ateşkesler, silahların susmasını sağlayan geçici duraklar olmaktan ziyade, sahadaki güç ilişkilerini yeniden düzenleyen, aktörlere zaman kazandıran ve uluslararası maliyetleri yöneten araçlara dönüştü. Rojava'daki 15 günlük 'ateşkes' de barışı büyütmekten çok, çatışmanın ritmini ve yönünü belirleyen stratejik bir manevra niteliği taşıyor.
Müzakereden zaman kazanmaya
Uluslararası ilişkiler literatüründe ateşkes, genellikle çatışmanın şiddetini azaltan ve müzakere için alan açan bir ara mekanizma olarak tanımlanır. Suriye örneğinde ise ateşkes, bu normatif çerçeveden önemli ölçüde saptı. Uzatılan ateşkes, fiilî çatışmayı tamamen durdurmuyor; aksine, çatışmanın ne zaman, nerede ve kimler arasında yoğunlaşacağını belirleyen bir araç işlevi görüyor. ABD açısından ateşkesin uzatılması, sahadaki riskleri yönetmenin bir yoludur. DAİŞ tutuklularının Irak’a transferi gibi operasyonel gerekçeler öne sürülse de esas mesele kontrolün kaybedilmemesidir. Ani ve kontrolsüz bir çatışma tırmanışı, Washington’un Suriye’deki sınırlı ama kritik nüfuzunu zayıflatma potansiyeli taşıyor. Bu nedenle ateşkes, barıştan çok “zaman yönetimi” anlamına geliyor.
Sadece askeri bir güç değil
Suriye’de bugün askeri ve idari açıdan en örgütlü yapı QSD’dir. Net bir komuta zincirine sahip olması, yerel yönetim deneyimi ve uluslararası aktörlerle kurduğu ilişkiler, onu sahada vazgeçilmez bir aktör haline getirdi. Yalnızca bir askeri güç değil, aynı zamanda belirli bölgelerde sivil yönetim kapasitesi geliştirmiş bir yapıdır. Politik açıdan en demokratik muhtevaya sahip oluşu, toplumsal düzlemde vazgeçilmez karekterini belirlerken, Suriye’nin demokratikleşmesi için verdiği mücadele de uluslararası alanda temel meşruiyetini oluşturuyor. Buna karşılık Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar ve diğer topluluklar, güçlü bir toplumsal varlığa sahip olmalarına rağmen ortak bir askeri-siyasal çatı altında örgütlü değildir. Bu durum, sahada ciddi bir asimetri yaratıyor. Müzakere masasında temsil ilkesinden çok, fiilî kontrol belirleyici oluyor; masaya oturan aktörler, çoğunlukla sahayı elinde tutanlardır. Bu bağlamda QSD, hem vazgeçilmez hem de kontrol edilmesi gereken bir aktör olarak görülüyor. Bu bağlamda da QSD’ye yönelik uluslararası ve bölgesel düzeyde operasyonlar yapılıyor, derin bir komplonun içine çekilerek zayıflatılmak isteniyor.
HTŞ ve kurucu kapasitesi
HTŞ çizgisini temsil eden yapıların en temel sorunu, devlet kurucu bir kapasite ortaya koyamamış olmalarıdır. Colani, Suriye’de rejimi ele geçirdikten sonra bile devlet düzeyinde bir örgütleme potansiyeli oluşturamadı, bin bir parçadan oluşan dağınık, otonom dinci ve terör yapılarının oluşturduğu bir çatıdan öteye gidemedi. Bürokratik altyapısının olmayışı bir yana, sivil yönetim ve çoğulcu toplumla yaşama üretememe, meşruiyetini sınırlayan temel nedendir. Bu çizgi, tüm bu yapısal sorunlarına rağmen ABD, bölgesel güçler ve Türkiye tarafından destekleniyor. Colani’nin desteklenmesi meşru bir aktör olarak görülmesinden ziyade kullanışlı olmasından ileri geliyor. Dolayısıyla HTŞ’ye alan açılmış olsa da bir devlet iskelesine oturtulması da güçleştiriliyor. Bu durum, Suriye’de geçici dengelerin, kalıcı çözümlerin önüne nasıl geçildiğini ortaya koyması açısından önemli tablodur.
Ateşkesin yapısal nedenleri
Ateşkesin uzatılmasının arkasında bazı temel nedenler var. QSD’nin ani bir askeri hamleyle tamamen dışlanması ABD açısından ciddi bir kontrol kaybı riski yaratacaktır. Bu nedenle çatışma kısmi olarak dondurulup QSD müzakere masasında tutuluyor. Diğer bir neden ise Halep ve çevresinde yaşanan şiddetin uluslararası maliyetidir. Çok ciddi bir uluslararası karşılığa yol açan bu katliam pratikleri, uluslararası toplumda travmatik etkiler doğuruyor ve ciddi reflekslere yol açıyor. Haliyle bu maliyeti düşürme arayışı olarak ateşkes ve çözüm maskesi önemli araçlar olarak kullanılıyor. Ateşkes, bu şiddetin görünürlüğünü azaltıp sahada fiilî bir yeniden düzenlemeye olanak tanıyor. Özcesi silahlar susuyormuş izlenimi yaratılırken, alan yeniden şekillendiriliyor. Son nedeni ise Kobanê kuşatmasının askeri olmaktan çok psikolojik ve siyasal bir baskı aracı olarak kullanılmasıdır. Kobanê’ye doğrudan bir saldırı, uluslararası düzeyde ciddi bir tepki doğurabileceği için erteleniyor; bunun yerine bekleme ve yıpratma stratejisi uygulanıyor.
Halep ve 'kontrollü kaos'
Halep’te ve benzeri bölgelerde yaşananlar, büyük güçler tarafından sıklıkla 'kontrollü kaos' olarak değerlendiriliyor. Kitlesel şiddet, toplumsal direnci kırıyor, zorunlu göçü hızlandırıyor ve örgütsüz toplulukları sessizleştiriyor. Bu süreç, demokratik geçiş söylemiyle açık bir çelişki taşısa da sahada hedeflenenin bir geçişten çok denge olduğu düşünüldüğünde tolere ediliyor. Bu bağlamda şiddet, yalnızca bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda siyasal mühendisliğin dolaylı bir aracı haline geliyor. Örgütsüz gruplar için bu durum, varoluşsal bir kırılganlık anlamı taşıyor.
Kobanê’nin önemi
Kobanê, Suriye sahasında sıradan bir kent değildir. 2014’teki DAİŞ'e karşı direnişinden kalan küresel hafıza, kadın öncülüğündeki direnişin evrensel sembol değeri ve ABD–QSD ortaklığının vitrini olması, Kobanê’yi uluslararası bir referans noktasına dönüştürdü. Bu nedenle Kobanê’ye yönelik bir saldırı, askeri bir hamlenin ötesinde ABD’nin bölgedeki caydırıcılığına ve uluslararası taahhütlerine yönelik bir sınama anlamına geliyor. Bu durum, Kobanê’yi bir eşik haline getiriyor.
ABD için Kobanê, geri çekilmenin sembolik sınırıdır. Açık bir saldırı, ABD’nin güvenilirliğini zedeleyeceği için Washington, saldırıyı engellemekten çok zamanlamasını denetlemeyi tercih ediyor. Türkiye açısından Kobanê, iç siyaset ve bölgesel dengeler bakımından riskli bir eşiktir. Bu nedenle doğrudan saldırı yerine dolaylı kuşatma ve vekâlet baskısı öne çıkıyor.
Arap devletleri ise Kobanê’ye yönelik açık bir saldırının, İslamcı–seküler çatışmasını görünür kılmasından ve bunun kendi iç dengelerine yansımasından çekiniyor. Bu nedenle destek sessiz, baskı örtük biçimde yürütülüyor.
Olası senaryolar ve koşullar
Kobanê’ye doğrudan müdahalenin gerçekleşebilmesi için üç koşulun birlikte oluşması gerekiyor:
* ABD’nin siyasal geri çekilişi,
* QSD’nin içten zayıflatılması,
* Uluslararası kamuoyundaki hassasiyetin aşındırılması.
Bu koşullar, ateşkesin uzatılması ve müzakere süreçlerinin sürüncemede bırakılmasıyla adım adım inşa ediliyor.
Siyasal savunma stratejisi
Kobanê’nin savunusu, askeri olmasının yanında siyasal bir savunmadır. QSD’nin temel gücü, silah kapasitesinden çok maliyet üretme becerisidir. Kobanê’nin uluslararası bir sembol olarak yeniden çerçevelenmesi, ABD’nin itibarıyla ilişkilendirilmesi ve çoğul toplumsal kesimlerle ittifakların kurulması, bu maliyeti artıran unsurlardır.
Kobanê’ye yönelik bir saldırı durumunda Türkiye’nin Başûr’a yaklaşımı sertleşme ama kopuş olmama ekseninde şekillenecektir. Ekonomik ve siyasal baskılar artacak, ancak doğrudan bir cepheleşmeden kaçınılacaktır. İsrail cephesinde ise söylemsel sertlik artarken, pratikte temkinli bir çizgi korunacaktır.
Geri dönüşsüz eşikler
Kobanê’nin işgali, demokratik toplum temelinde örgütlenen bir halkın özgür yaşam iddiasının sahadaki en güçlü sembollerinden birinin kırılması anlamına gelir. Bu durum, tüm dünya halkları açısından geri dönüşü olmayan bir sonucu doğurur. Tüm dünya halklarının özgürlük sembolü olan Kobanê’nin işgali projesi, tarihsel ve toplumsal anlamda büyük bir yıkıma yol açacaktır. Bu anlamıyla silahlı yapıların ödüllendirildiği algısı daha da güçlenirken, örgütsüz toplulukların varoluşsal korkuları derinleşir ve demokratik siyaset alanı zayıflar. Son kertede Kobanê, Suriye’deki mücadelenin askeri olduğu kadar ahlaki ve siyasal boyutlarını da yoğunlaştıran bir düğüm noktasıdır. Bu düğümün nasıl çözüleceğini, Suriye’nin geleceğinde korku temelli kimlik rejimleri ile Demokratik Toplum eksenli özgürlük projeleri arasındaki dengenin hangi yönde şekilleneceği belirleyecektir.







