- Mekke Anlaşması, üç ülkenin ortak tehdit ve çıkarlar üzerinden kurduğu yakın güvenlik ortaklığını gösteriyor. Yalnızca askeri ilişkilerle sınırlı kalmayacak bu ortaklık; savunma sanayii, enerji, ticaret ve diplomasi hamleleriyle etkisini zaman içinde genişletecektir.
- Üç ülkenin ortak savunma alanında siyasi taahhüt vermesini sağlayan anlaşma, gelecekteki askeri iş birliğine zemin hazırlıyor. Dolayısıyla bu ortaklık, kısa vadede ortak bir ordu kurmak yerine üç ülke arasındaki siyasi koordinasyonu ve karşılıklı caydırıcılığı güçlendiriyor.
- Türkiye; Katar, Suriye ve Libya’daki ittifaklarına Pakistan’ı da ekleyerek bölgesel ortaklık ağını genişletiyor; Pakistan’ın ekonomik gücü ve nükleer kapasitesi bu adımı stratejik kılıyor. Özellikle İsrail faktörünün öne çıktığı bu süreçte, bölgesel dengeler Pakistan’ın varlığını Türkiye açısından kritik hale getiriyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council’in yayımladığı bir analiz, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Anlaşması'nın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı ortak tehdit saydığını ancak NATO’nun 5. Maddesi gibi otomatik bir askeri müdahale yükümlülüğü getirmediğini belirtiyor.
Analiz, anlaşmanın asıl öneminin yeni bir askeri ittifak kurulmasından ziyade, Ortadoğu ve Güney Asya’da giderek belirginleşen çok kutuplu güvenlik düzeninin bir parçası olmasında yattığına dikkat çekiyor.
Neden şimdi imzalandı?
Atlantic Council, anlaşmanın İran’la yeniden çatışma ihtimalinin gündemde olduğu ve Husilerin saldırılarının devam ettiği bir dönemde imzalanmasına dikkat çekti. İran’ın yoğun füze ve insansız hava aracı saldırılarının ardından Körfez ülkelerinde ABD’nin bölgedeki güvenlik rolüne ilişkin soru işaretlerinin arttığı belirtildi. Bu gelişmelerin, bölge ülkelerini güvenlik konusunda tek bir ortağa bağlı kalmak yerine farklı ülkelerle ilişkilerini güçlendirmeye yönelttiği ifade edildi. Mekke’de imzalanan anlaşma da bu arayışın önemli örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Riyad güvenlik ortaklıklarını çeşitlendiriyor
Atlantic Council’in Ortadoğu Entegrasyonu Projesi Direktörü Allison Minor’a göre anlaşma, İran tehdidi karşısında ABD’nin bölgedeki caydırıcılığının sınırlarıyla yüzleşen Suudi Arabistan’a daha geniş bir hareket alanı sağlıyor. Minor, Riyad’ın artık güvenliğini tek bir ülkenin garantisine bırakmak yerine farklı ortaklıkları aynı anda geliştirmeye çalıştığını belirtiyor. Analiz, Riyad’ın kendisini yalnızca güvenliğini korumaya çalışan bir ülke olarak değil, bölgesel istikrarın şekillenmesinde söz sahibi bir aktör olarak konumlandırdığını gösteriyor. Minor, Suudi Arabistan’ın Pakistan ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle geçmişte de benzer düzenlemelerinin bulunduğunu hatırlatıyor. Ancak geçmişteki anlaşmaların, NATO’nun 5. Maddesi'ndeki gibi otomatik bir askeri müdahaleye yol açmadığına dikkat çekiyor. Bu nedenle yeni anlaşmanın askeri boyutundan çok siyasi ve diplomatik sonuçları öne çıkıyor. Minor’a göre Riyad’ın Washington’dan güvenlik garantisi beklemek yerine alternatif ortaklıklar geliştirmesi, dış politikasında önemli bir değişime işaret ediyor. Bununla birlikte bu yaklaşım, ABD ile stratejik ilişkilerin sona erdiği anlamına gelmiyor.
Pakistan Ortadoğu’daki ağırlığını artırıyor
Atlantic Council’in Güney Asya uzmanı Michael Kugelman’a göre anlaşma, Pakistan’ın Ortadoğu’nun şekillenmekte olan güvenlik düzenindeki rolünü güçlendiriyor. Nükleer kapasitesi ve geniş Müslüman nüfusu, ülkeye bölgesel düzeyde siyasi ağırlık kazandırıyor. Bunun yanında Ortadoğu, Pakistan için enerji ve ekonomi açısından hayati önem taşıyor. Ülkenin enerji ithalatının büyük bölümü bölgeden sağlanırken milyonlarca Pakistanlı da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Kugelman, anlaşmanın Pakistan’a yalnızca bölgesel değil, Washington karşısında da yeni bir koz sağlayacağını öngörüyor. Trump’ın müttefiklerinden savunma alanında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istediğine dikkat çeken Kugelman, Pakistan’ın bu anlaşmayla Ortadoğu’nun güvenlik denkleminde daha fazla sorumluluk almaya hazır olduğunu gösterebileceğini belirtiyor. Pakistan ilerleyen dönemde anlaşmayı, Washington’a Ortadoğu’da üstlenebileceği rolü göstermek için kullanabilir.
Türkiye açısından İsrail faktörü
Atlantic Council Türkiye Programı kıdemli uzmanı Rich Outzen ise anlaşmayı Ortadoğu ile Güney Asya arasındaki güvenlik ilişkileri açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriyor. Outzen’a göre Türkiye; Katar, Suriye ve Libya’daki mevcut ilişkilerine Pakistan’ı da ekleyerek bölgesel ortaklık ağını genişletiyor. Pakistan’ın ekonomik gücü ve nükleer kapasitesi ise bu ortaklığı Türkiye açısından stratejik kılıyor. Analizde özellikle İsrail faktörü öne çıkıyor. Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin son dönemde artması, Pakistan’ın anlaşmaya dahil olmasını Ankara açısından kritik hale getiriyor. Outzen’a göre Pakistan’ın nükleer kapasitesi ve bölgesel ağırlığı, Türkiye’nin İsrail karşısındaki caydırıcılığına katkı sağlayabilir. Anlaşmanın Türkiye açısından ekonomik sonuçları da bulunuyor. Savunma alanındaki işbirliği, Türk savunma sanayii şirketleri için yeni pazarlar ve ticari fırsatlar yaratıyor. Ayrıca Türkiye’nin enerji ve ticaret yollarındaki konumu da bu yeni ortaklıklarla güçleniyor.
NATO’nun 5. Maddesiyle aynı şey değil
Atlantic Council analizinde vurgulanan temel detay, Mekke Savunma Anlaşması’nın NATO ile aynı yapıya sahip olmadığıdır. Anlaşma, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı diğer taraflara da yapılmış sayıyor. Ancak bu hüküm, NATO’nun 5. Maddesi'ndeki gibi tarafları belirli bir askeri karşılık vermeye otomatik olarak zorlayan bir mekanizma oluşturmuyor.
Üç ülkenin ortak savunma konusunda siyasi bir taahhütte bulunmasını sağlayan anlaşma, aynı zamanda gelecekteki askeri iş birliğinin önünü açabilecek bir çerçeve oluşturuyor. Bu nedenle anlaşma, kısa vadede ortak bir ordu veya otomatik müdahale sistemi ortaya çıkarmak yerine, üç ülke arasındaki siyasi koordinasyonu ve karşılıklı caydırıcılığı güçlendiriyor.
Yeni bir bölgesel güvenlik ağı mı oluşuyor?
Atlantic Council uzmanlarının değerlendirmesine göre Mekke Anlaşması, üç ülkenin ortak tehdit ve çıkarlar üzerinden daha yakın bir güvenlik ilişkisi kurma çabasını gösteriyor. Anlaşmanın yalnızca askeri ilişkilerle sınırlı kalma ihtimali düşüktür. Savunma sanayii, enerji, ticaret ve diplomasi alanlarında geliştirilecek yeni iş birlikleri, anlaşmanın etkisini zaman içinde genişletecektir. Suudi Arabistan’ın farklı ülkelerle güvenlik ortaklıklarını artırması, Pakistan’ın Ortadoğu’daki rolünü büyütmesi ve Türkiye’nin bölgesel ortaklıklarını çeşitlendirmesi, Mekke Anlaşması'nı daha geniş bir değişimin parçası olarak konumlandırıyor. Atlantic Council’e göre bu gelişme, ABD’nin bölgedeki etkisinin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor; ancak bölge ülkelerinin güvenliklerini giderek daha fazla kendi aralarında kurdukları ortaklıklarla desteklemeye çalıştığını gösteriyor. Bu açıdan Mekke’de imzalanan anlaşma, NATO benzeri yeni bir askeri ittifaktan çok, Ortadoğu ve Güney Asya’da daha da belirginleşen çok kutuplu güvenlik düzeninin önemli adımlarından birini oluşturuyor. HABER MERKEZİ