• Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’nde ayağı kırılan tutsak Aydın Oğuz, “ağız içi arama" dayatmasını kabul etmediği için hastaneye götürülmüyor.  

 

Türk cezaevlerindeki tutsaklara yönelik keyfi uygulamalar devam ediyor.

Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki Aydın Oğuz, 19 Temmuz’da spor yaptığı sırada ayağı kırıldı. Oğuz, 21 Temmuz’da ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı. Ailesinin aktardığı bilgilere göre; Oğuz’un arkadaşlarının haber vermesi üzerine cezaevi revirine kaldırıldı. Revirde ilk tedavisinin ardından hastaneye sevki yazıldı. Askerler ise “ağız içi arama” dayatmasında bulundu. Oğuz, askerlere “Sorun güvenlik ise yanınızda öksürdüm, yanınızda su da içebilirim, ancak sizin bu ağız içi aramanızı kabul etmiyorum” dedi. Bunu kabul etmeyen Oğuz’un sevki gerçekleşmedi.  

Revirde bir baston verildi

Aile, bir gün sonra Oğuz’un cezaevi revirine gittiğini ve revir doktoru tarafından kırılan ayağı için “acil sevk” yazısının yazıldığını aktardı. Bnun üzerine hastane sevki için kapıya getirildiğini, bir kez daha askerlerce “ağız içi arama” dayatması nedeniyle hastaneye sevkinin engellendiğini paylaştı. 

Aile çocuklarının ayağının günlerdir sadece sargı beziyle sardığını ve bir baston verildiğini söyledi. MERSİN

***

Tutsağa JÖH tehdidi

Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan Mehmet Serhat Polatsoy, muayene sırasında kelepçesinin çıkarılmasını istediği için JÖH tarafından tehdit edildi.

Urfa 2 No'lu T Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki yazar Mehmet Serhat Polatsoy, KOAH, kronik alerjik astım ve kalp kapakçığı romatizması, alerji başta olmak üzere birçok hastalığına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Eyyubi’ye Devlet Hastanesi Göz Polikliniğine 22 Haziran’da göz muayenesi için götürülen Polatsoy, kendisine jandarma erlerinin yanı sıra Jandarma Özel Harekat (JÖH) personelinin eşlik ettiğini belirtti. Hastaneye getirildiği sırada muayene için kelepçelerinin çıkarılmasını talep ettiğini ve jandarmanın “gerek yok” diyerek kelepçeyi açmadığını ifade eden Polatsoy, orada bulunan sağlık personelinin de “ben doktor değilim, yalnızca ölçüm yapacağız. Bunun için açılmasına gerek yok” dediğini ifade etti. 

Bu yapılanın hak ihlali olduğunu ve hakkında tutanak tutulması gerektiğini beyan ettiğinde orada bulunan JÖH mensubu Mehmet Emin B.’nin kendisini tehdit ettiğini aktaran Polatsoy, “Bırakın muayene olmuyorsa olmasın. Üçlü protokole göre kelepçeyi açmayabiliriz” diyerek başını aşağı ve yukarı sallayarak elindeki metal çubuğu gösterdiğini söyledi. 

Yaşanan diyalogu aktardı

Doktorun yanına geçtikleri zaman ısrarlı duruşu sayesinde jandarma erleri tarafından kolundaki kelepçenin bir tarafının açıldığını anlatan Polatsoy, verdiği dilekçede yaşadıklarını şöyle aktardı: “JÖH mensubu beni provoke etmek için çok uğraştı. Ben de ona, ‘böylesi bir süreçte PKK hükümlüsü olduğunu bildiğin bir hastanın muayene hakkını elinden almaya çalışman ve provokasyon yaratmaya çalışman düşündürücüdür’ dedim. Bunun üzerine JÖH mensubu başını sallayarak, ‘Senin gibilerini Şırnak’ta çok gördüm, sonları malum’ diyerek beni tehdit etti. JÖH’ün elbisesinin üzerindeki isim yazısını okuduğumu görünce de, ‘bak bak, bu göreceğin en iyi JÖH’ün ismidir’ dedi. Kendisini şikayet edeceğimi söylemem üzerine o da beni şikayet edeceğini söyledi.”

Birden çok sağlık sorunu olduğu için çok defa hastaneye götürüldüğünü ve ilk defa JÖH’ün kendileriyle beraber, hatta doktorun yanına kadar geldiğini kaydeden Polatsoy, “JÖH mensuplarının görev içeriklerinin ne olduğunu bugün bu JÖH mensubunun tehdidinden anladım. Hal böyleyken cezaevine hem de PKK tutuklu/hükümlülerini hastanelere götürülme görevi için gelmeleri ve bugün bana karşı bu tehdit dili ve tavır ile tarzı, ideolojik kin ile yaklaşımı göstermesi ne anlama gelmektedir, merak konusudur” şeklinde konuştu.

Bomba çuvalı yalanı

Riha'nın Pirsûs (Suruç) ilçesine bağlı Şevran Mahallesi yolunda 30 Nisan 2013'te bulunduğu iddia edilen “bomba çuvalı" gerekçe gösterilerek yazar-gazeteci Mehmet Serhat Polatsoy, Doğan Sayin, Mustafa Ekrem Polatsoy, Şahin Tanrıkulu, Ahmet Geçgel, Müslüm Halhallı ve A. O. hakkında dava açıldı. 7 kişiye "Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak", “Örgüt üyesi olmak”, “Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” suçlamaları yöneltilirken, Mayıs 2022’de dava karara bağlandı. Urfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Mehmet Serhat Polatsoy’a “Örgüt üyeliği" iddiasından 7 yıl 6 ay, “Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma" iddiasında 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 25 bin TL para cezası verdi. Cezasının onanmasının ardından Polatsoy, 2025’te tutuklanarak Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi'ne götürüldü. Urfa’da gazetecilik de yapan Polatsoy, aynı zamanda, "Ben Dînêberaday Değilim" kitabının yazarıdır. RIHA

***

70'lik hasta tutsak bırakılmıyor

Ağır engeline ve hayati risk taşıyan çoklu kronik hastalıklarına rağmen 70 yaşındaki tutsak Kazım Avcı'nın infazı ertelenmiyor, tedavisi aksatılıyor.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi iki haftada bir hasta tutsaklar için yaptığı basın açıklamasını Konak Eski SümerBank Şubesi önünde gerçekleştirdi. Sincan 1No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan hasta tutsak Kazım Avcı’nın sağlık durumu ve yaşadığı hak ihlalleri paylaşıldı. İHD İzmir Şube Yöneticisi Av. Nazlı Turan'ın verdiği bilgilere göre; Kazım Avcı, yaklaşık 10 yıldır tutuklu yargılanıyor. Yüzde 78 engelli raporu var. Sol bacağının kalçasından itibaren olmaması nedeniyle 58 yıldır boynundan askı aparatıyla bağlanan 5 kilo ağırlığındaki bir protez, baston ve koltuk değnekleri yardımıyla hareket edebiliyor. Tek başına yaşamını idame ettiremeyeceğine dair sağlık raporu bulunması sebebiyle ancak aynı hapishanede kalan bir akrabasının yanına verilince temel bakım ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Protezi ve fiziksel engeli nedeniyle hastane sevklerinde ring araçlarına binmekte ve yürümekte zorluk çekiyor.

Mitral yetmezlik kalp hastası olan Avcı, 2 Şubat 2022'de hapishanede kalp krizi geçirdi ve Ankara Şehir Hastanesi’nde anjiyo yapılarak tıkalı damarına stent takıldı. Kalp çalışması yüzde 40 kapasiteye düştü, yüzde 40'ın altına inmesi durumunda kalp pili takılması gerekiyor. Sol el parmaklarında uyuşma ve karıncalanmalar sürüyor, her yıl özellikle soğuk havalarda perikardit iltihabı rahatsızlığı nüksediyor. Mesane kanseri şüphesiyle ek tetkikler bekliyor, aşırı büyüyen prostatı nedeniyle prostat kanseri riskiyle takip ediliyor. Günde sabah-akşam toplam 12 adet kalp ilacı, 2 adet prostat, 2 adet şeker ve 1 adet mitral yetmezlik ilacı olmak üzere çok sayıda ağır ilaç kullanıyor ve katı bir diyet uyguluyor.

İnfazı ertelenmeli

Avcı’nın her an yeniden kalp krizi geçirme ve felç kalma korkusu olduğunu belirten Nazlı Turan, “Ağır engeline ve hayati risk taşıyan çoklu kronik hastalıklarına rağmen 70 yaşındaki hasta bir mahpusun tutukluluk halinin sürdürülmesi; Anayasa’nın 17. Maddesi'nde güvence  altına alınan yaşam hakkı ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. ve 3. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gereken ağır bir hak ihlali ve insanlık dışı muameledir. Yaşamını tek başına sürdürmesi imkânsız olan, engelli ve ağır hayati riski bulunan Kazım Avcı’nın eksik tetkikleri acilen tamamlanarak heyet raporu aldırılmalı ve infazı ertelenerek derhal tahliye edilmelidir. Tahliye gerçekleşene kadar hastane sevkleri, engeline ve sağlık durumuna uygun insani koşullarda yapılmalı, tedavi süreçleri kesintisiz ve eksiksiz yürütülmelidir” dedi. İZMİR

***

Ellerini kullanamıyor, yürüyemiyor

İrfan Yılmaz, ellerini kullanamıyor, yürüyemiyor, solunum ataksisi nedeniyle nefes darlığı ve yutma güçlüğü çekiyor, yaşamını ancak başkalarının yardımıyla sürdürebiliyor ama halen tutsak.

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutsakların yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat etmek için her hafta Beyoğlu’nda bulunan dernek binası önünde düzenlediği “F Oturması” eyleminin 748’incisini gerçekleştirdi. Bu haftaki eyleme, Marmara Cezaevi’ndeki ağır hasta tutsak İrfan Yılmaz’ın durumuna dikkat çekildi.

Boğularak ölebilir

İHD'den Taylan Bekin, 8 Şubat 2025 günü tahliye edilen ve 20 Temmuz’da yaşamını yitiren Abdulhalim Kaya’yı anarak, sözlerine başladı. Bekin'in verdiği bilgilere göre; tutsak İrfan Yılmaz, ileri derece tam iyileşmesi mümkün olmayan Serebellar Sendrom hastası olup ellerini kullanamıyor, yürüyemiyor, kaslardaki denge ve koordinasyon bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan solunum ataksisi nedeniyle nefes darlığı ve yutma güçlüğü çekiyor, yaşamını ancak başkalarının yardımıyla sürdürebiliyor.  İrfan Yılmaz’ın tutuklanmadan evvel kullandığı akülü sandalyesi kendisine verilmediği için tutuklandıktan sonra yatağa bağlı hale geldi. Hastalığa bağlı gelişen denge problemi yüzünden yürüyemediği gibi, düşme, yaralanma, yatak yarası açılması ve solunum ataksisine bağlı gelişen nefes darlığı nedeniyle boğularak ölme tehlikesiyle yüz yüze bulunuyor.

Emniyet müdahil oldu

Hastalığının kontrol altında tutulabilmesi dahi özel bir tedavi ve bakım ile mümkün ve hapishane koşullarında bu sağlanamıyor. ATK, İrfan Yılmaz’ın lehine rapor verdi, ancak Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğünün, İrfan Yılmaz’ın serbest bırakılmasının ‘toplum güvenliği açısından tehlike teşkil ettiği’ne ilişkin yazısı üzerine, infaz erteleme talebi reddedildi.

Kurul da devreye girdi

Bu arada İrfan Yılmaz için infaz kanunu kapsamında denetimli serbestlik hakkı doğdu, ancak Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu 18 Haziran 2026 tarihinde, İrfan Yılmaz hakkında ‘denetimli serbestlik ile tahliye edilmesinin reddine’ şeklinde karar verdi. ATK raporuna ve denetimli serbestlik hakkı kazanmış olmasına rağmen serbest bırakılmadı. İSTANBUL